PİRHA- İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden Doç. Dr. Mehmet Ertan, Alevilerin siyasal temsiliyetinin tarihsel gelişimini, parlamentodaki temsilin sınırlarını ve Alevi hareketinin yeniden siyasallaşma olanaklarını değerlendirdi. Ertan, Alevi milletvekillerinin talepleri parlamentoya taşımasında toplumsal hareketliliğin belirleyici olduğunu vurgulayarak, “Alevi hareketinin 90’lı yıllardaki ivmesini kaybettiğini düşünüyorum” dedi.
Alevilerin Türkiye siyasetindeki temsiliyeti, Cumhuriyet tarihi boyunca farklı dönemlerde farklı biçimlerde gündeme geldi. 1960’lı yıllarda kentleşmeyle birlikte kamusal alanda daha görünür hale gelen Aleviler, Birlik Partisi deneyimiyle doğrudan siyasal temsil arayışına yönelirken, 1990’lı yıllarda Alevi kimliği üzerinden hak talep eden toplumsal bir hareketin ortaya çıkmasıyla yeni bir siyasal sürecin öznesi oldu. Günümüzde ise on milyonları bulan nüfusa rağmen Alevilerin taleplerinin yeterince ön planda olamaması, siyasal temsiliyet tartışmasını yeniden gündeme taşıyor.
İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden Doç. Dr. Mehmet Ertan, Alevilerin siyasal temsiliyetinin tarihsel seyrini, Alevi hareketinin bugününü ve geleceğini değerlendirdi. Ertan, mevcut temsiliyet sorununun yalnızca parlamentodaki milletvekillerinin tutumlarıyla açıklanamayacağını, Alevi hareketinin toplumsal dinamizmini yeniden kazanmasının belirleyici olduğunu ifade etti.
ALEVİLERİN SİYASAL TEMSİLİYETİ 1960’LI YILLARA UZANIYOR
Alevilerin siyasal temsiliyet ihtiyacının ortaya çıkışını kentleşme süreciyle birlikte değerlendiren Ertan, 1950-1960’lı yıllardan itibaren Alevilerin Türkiye’nin siyasal ve toplumsal hayatında daha görünür hale geldiğini belirtti. Alevilerin ortak kamusal alanları paylaşmaya başlamasının temsil meselesini gündeme taşıdığını ifade eden Ertan, bu sürecin hem devlet mekanizması içerisindeki tartışmalar hem de Alevilerin kendi örgütlenmeleri üzerinden geliştiğine dikkat çekti.
Ertan, 1963 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde Alevilerin temsil edilebileceği bir mezhepler bürosunun açılması tartışmasını, temsiliyet meselesinin devlet makamları içerisinde gündeme gelmesinin önemli örneklerinden biri olarak değerlendirdi. Aynı dönemde Alevilerin kendi dernekleri ve kamusal etkinlikleri üzerinden görünürlük kazandığını belirten Ertan, şöyle konuştu:
“1964 yılında Hacı Bektaş Veli Turizm ve Tanıtma Derneği kuruluyor. Daha sonrasında ilk defa kamuya açık bir cem töreni düzenleniyor. Dolayısıyla Alevilerin ritüelleriyle, dernekleriyle kendilerini yavaş yavaş kamuoyunda temsil etmeye çalıştıklarını görüyoruz. Ama bir siyasi temsiliyetten bahsediyorsak, bunun en güçlü örneği belki de hala bugüne kadarki en güçlü örneği, 1966 yılında kurulan Birlik Partisi deneyimi.”
1966 yılında kurulan ve 12 Eylül 1980 darbesine kadar faaliyetlerini sürdüren Birlik Partisi’nin Alevilerin siyasal temsiliyeti açısından önemli bir deneyim olduğunu belirten Ertan, partinin zaman içerisinde ideolojik yönelim değiştirdiğini ifade etti. Ertan, Mustafa Timisi’nin genel başkanlığı döneminde partinin sosyal demokrat bir çizgide konumlandığını ve bu yönelimin Alevilerin dönemin sol siyasetindeki ağırlığıyla ilişkili olduğunu söyledi.
“Birlik Partisi ilk kurulduğu zaman daha çok Alevilerin sorunlarına hassasiyet gösteren bir merkez partisi niteliğinde. Sonra Mustafa Timisi’nin genel başkanlığında, 1969’dan itibaren yine Alevilerin sorunlarına hassasiyet gösteren ama daha sosyal demokrat bir siyasi parti haline geliyor. Aleviler o dönem içerisinde daha çok sol partilerin, sosyalist yapılanmaların veya sosyal demokrat partilerin seçmeni ya da aktivisti olarak tabanları içerisinde yer alıyorlar. Birlik Partisi de buna paralel bir şekilde kendisini sol siyaset hattı içerisinde konumlandıran bir parti olarak varlığını devam ettiriyor.”
“90’LI YILLAR ALEVİ KİMLİĞİ ÜZERİNDEN YENİ BİR SİYASALLAŞMA SÜRECİ YARATTI”
1980 darbesinin ardından Alevilerin siyasal temsiliyetinde yeni bir kırılma yaşandığını belirten Ertan, 1990’lı yıllarda kimlik siyasetlerinin yükselişiyle birlikte Alevi hareketinin farklı bir biçimde ortaya çıktığını söyledi. Kürt sorunu ve siyasal İslam’ın yükselişiyle birlikte Alevi kimliği üzerinden hak talep eden toplumsal hareketin de bu dönemde görünür hale geldiğini ifade eden Ertan, Alevi derneklerinin hareketin temel taşıyıcısı olduğunu belirtti.
1990’lı yıllarda ortaya çıkan Barış Partisi deneyiminin Birlik Partisi kadar etkili olamadığını kaydeden Ertan, partinin yalnızca 1999 seçimlerine katıldığını ve yeterli desteği alamadığını hatırlattı. Barış Partisi’nin kendisini feshetmesinin ardından Alevi siyasallaşmasının dernekler üzerinden devam ettiğini belirten Ertan, günümüzde Alevi temsiliyetinin de ağırlıklı olarak bu örgütlenme biçimi üzerinden ilerlediğini dile getirdi.
Ertan, “Bugün bir Alevi siyaseti ve Alevi temsiliyeti kavramından bahsediyorsak artık Barış Partisi deneyiminden sonra siyasal süreç içerisinde partiler nezdinde örgütlenen bir Alevi temsiliyetinden veya siyasallaşmasından değil, belki kendisini dernekler üzerinden var eden bir Alevi siyasallaşmasından bahsediyoruz. Bugün de hala Alevi siyasal temsiliyeti kendisini bu doğrultuda ilerletiyor” dedi.
“ALEVİ TALEPLERİNİN SİYASETTE KARŞILIK BULMASI TOPLUMSAL ÖRGÜTLENMEYLE MÜMKÜN”
Mevcut parlamentoda özellikle CHP, YENİ Parti ve DEM Parti içerisinde Alevi milletvekillerinin sayısının dikkate değer düzeyde olduğunu belirten Ertan, buna rağmen Alevi taleplerinin parlamenter düzeyde yeterince karşılık bulmadığını ifade etti. Ertan, bu durumun Alevi milletvekillerinin etkisizliğinden ziyade Alevi hareketinin toplumsal dinamizmini kaybetmesiyle ilişkili olduğunu savundu.
Alevi milletvekillerinin talepleri güçlü biçimde gündeme taşıyabilmesinin toplumsal baskıyla mümkün olabileceğini belirten Ertan, şöyle konuştu:
“Şimdiki meclise baktığımızda özellikle YENİ Parti, CHP’de ve aynı zamanda DEM Parti içerisinde Alevi milletvekillerinin sayısının hatırı sayılır ölçüde olduğunu görüyoruz. Ama bununla beraber Alevi taleplerinin parlamenter düzeyde çok da ciddi anlamda yanıt bulamadığını görüyoruz. Ben bunun Alevi milletvekillerinin zayıflığından veya tepkisizliğinden ziyade Alevi hareketinin 90’lı yıllardaki ivmesini kaybetmesinden kaynaklandığını düşünüyorum.
Çünkü Alevi vekillerinin de Alevi taleplerini güçlü bir şekilde dile getirebilmesi ancak dışarıdan bir kamuoyu baskısıyla olabilecek bir durum. Açıkçası bu durumda bir sıkıntı olduğunu, Alevi hareketinin bu konudaki dinamizmini kaybettiğini ve bu dinamizmi kaybetmenin etkisiyle Alevi vekiller üzerinde bir kamuoyu baskısı oluşturmakta zorluk taşıdığını düşünüyorum.”
“ALEVİ KURUMLARININ ORTAK TEMSİLİYETİ SİYASAL TALEPLERİ GÜÇLENDİREBİLİR”
Alevi kurumlarının yeniden siyasallaşma sürecine hazır olup olmadığı sorusunu da değerlendiren Ertan, 2007 ve 2008 yıllarında Ankara ve İstanbul’da gerçekleştirilen Alevi mitinglerinin hareket içerisinde yarattığı canlılığa dikkat çekti. Ertan, benzer bir toplumsal hareketliliğin yeniden ortaya çıkmasının Alevi taleplerinin Türkiye siyasetinin gündemine taşınmasına katkı sunabileceğini belirtti.
Alevi derneklerini bir araya getiren federasyonların yanı sıra, bu federasyonları da ortak bir çatı altında buluşturabilecek bir temsil mekanizmasının oluşturulmasını öneren Ertan, Alevi-Bektaşi temsilciler meclisinin bu açıdan önemli bir rol oynayabileceğini ifade etti.
Ertan, “Aleviler kendi taleplerini Türkiye siyasetinin gündemine taşıyabilirse, belki bunu taşıyabilmesinin yollarından bir tanesi artık Alevi dernek siyasetini birleştiren çok sayıda federasyon var. Ama bütün bu federasyonları da birleştiren belki bir konfederasyon tarzında bir Alevi-Bektaşi temsilciler meclisinin kurulabilir olması, Alevi hareketinin taleplerini daha güçlü bir şekilde Türkiye siyasetinin gündemine taşımasını ve siyasi partilerin, siyasi partiler içerisindeki Alevi milletvekillerinin de bu taleplere daha duyarlı olmasını beraberinde getirebilir” dedi.
Alevi-Bektaşi temsilciler meclisi girişiminin başarılı olmasının hareket içerisinde yeni bir canlılık yaratabileceğini belirten Ertan, bu mekanizmanın siyasal taleplerin ortaklaştırılması açısından önemli olduğunu vurguladı.
“ALEVİLİĞİN TANIMLANMASINDAKİ ZORLUK, DEMOKRATİK BİR AVANTAJA DÖNÜŞEBİLİR”
Alevi kimliği üzerinden siyaset yapmanın imkanlarını ve sınırlarını değerlendiren Ertan, Aleviliğin tarihsel olarak devlet mekanizmasıyla bütünleşmiş, sınırları kesin biçimde belirlenmiş bir inanç yapısı olmamasının örgütlenme açısından bazı zorluklar yarattığını ancak bunun aynı zamanda demokratik bir avantaj sağlayabileceğini ifade etti.
Alevi hareketine yöneltilen eleştirilerden birinin Aleviliğin ortak ve net bir tanımının yapılamaması olduğunu belirten Ertan, bu durumun Alevi hareketini dar bir kimlik siyasetine hapsetmekten kurtarabileceğini söyledi.
Ertan, kimlik hareketlerinin zaman zaman kendi kimliklerinin sınırları içerisinde kapanabildiğini belirterek, Alevi hareketinin ise Alevi olmayanlarla eşitlik temelinde bir siyasal mücadele yürütme potansiyeline sahip olduğunu dile getirdi.
Bu yaklaşımını Hacı Bektaş ve Anadolu Kültür Vakfı’nın 2012 yılında Aleviler ve Anayasa üzerine hazırladığı kitapçıkta yer alan bir ifadeyle açıklayan Ertan, “Aleviler kimdir?” sorusuna “Hiç kimsedir”; “Aleviler kim olmak istiyor?” sorusuna ise “Herkes olmak istiyor” yanıtının verildiğini aktardı.
Ertan, söz konusu yaklaşımın Alevilerin yalnızca kendi kimliklerine özgü hakları değil, bütün yurttaşların sahip olması gereken eşit hakları talep etmesi anlamına geldiğini belirterek şöyle konuştu:
“Alevilik biraz tanımlanması zor bir hareket olduğu için Alevi hareketi aslında burada Alevi kimliğinin özgünlüğüne vurgu yapan bir politikleşme hattından ziyade Alevilerin Alevi olmayanlarla eşit olmasını sağlayabilecek politikleşme hatlarını özellikle kurma yoluna gidiyor.
Yani Alevi kimliğinin özgürlüklerini tanımaktan ziyade Alevilerin, Alevi olmayanlarla eşit düzlemde siyasette var olmasını sağlayacak laiklik gibi, eşit yurttaşlık gibi evrensel kavramlar üzerinden politikleşmesini beraberinde getiriyor.”
“ALEVİ HAREKETİ TÜRKİYE SİYASETİNİN DEMOKRATİKLEŞMESİNE KATKI SUNABİLİR”
Alevi hareketinin kendi kültürel haklarını savunurken kimlik sınırları içerisinde kapanmamasının önemli olduğunu belirten Ertan, laiklik ve eşit yurttaşlık gibi evrensel kavramlar üzerinden siyasal mücadele yürütmenin Alevi hareketinin önünü açabileceğini söyledi.
Ertan, Alevilerin eşit yurttaşlık temelinde siyasal alana dahil olmasının yalnızca Alevi toplumunun hakları açısından değil, Türkiye siyasetinin demokratikleşmesi bakımından da önemli sonuçlar doğurabileceğini ifade etti.
Alevi kimliğinin örgütlenme açısından yarattığı sınırlılıkların aynı zamanda evrensel haklar temelinde siyasal mücadele yürütme imkânı sunduğunu belirten Ertan, değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı:
“Ben bu anlamda Alevilerin kendi kültürel haklarını savunurken kendilerini kendi kültürel kimliklerinin sınırlarına hapsetmeyen, dolayısıyla eşit yurttaşlık gibi demokratik kamuoyuyla buluşmasını daha kolaylaştıracak evrensel kavramlar üzerinden politikleşme çabası içerisinde bulunmasını çok sağlıklı ve önemli görüyorum.
Alevi hareketi de dolayısıyla bu imkanları eğer başarılı bir şekilde kullanabilirse hem kendi önünü açabilir hem de Türkiye siyasetinin demokratikleşmesine inanılmaz katkılar sunabilir kanaati içerisindeyim.”
Fırat ALTINTAŞ/İSTANBUL
Yoruma kapalı.