Alevi Haber Ajansi

Dersim Eğitim Sen Şube Başkanı Mehmet Aşkın : Eğitimde sorunların kaynağı plansızlık-VİDEO

PİRHA- Dersim Eğitim Sen Şube Başkanı Mehmet Aşkın, yeni eğitim öğretim yılı başlarken öğrencilerin ekonomik kriz nedeniyle ulaşım, barınma, ders araç-gereçleri ve beslenme gibi temel ihtiyaçlara erişmekte zorlandığını belirtti. Dersim’de depreme hazırlık kapsamında okulların boşaltılması ve çalışmaların zamanında yapılmamasının üç okulun birleştirilmesine yol açtığını söyleyen Aşkın, öğrencilerin ikili öğretime geçirilmesi ve ders sürelerinin 30 dakikaya düşürülmesiyle nitelikli eğitim hakkının zarar gördüğünü ifade etti. Aşkın, Zazaca ve Kürtçenin eğitimdeki durumuna ilişkin ise dil ve inançlar arasında eşitsizlik ve adaletsizlik bulunduğunu belirtti.

Eğitim öğretim yılının başlamasıyla birlikte öğrenciler, veliler ve eğitim emekçileri çeşitli sorunlarla karşı karşıya kalırken, Dersim’de yaşanan sorunların başında ekonomik kriz ve depreme hazırlık kapsamında okullarda yürütülen çalışmalar geliyor.

Dersim Eğitim Sen Şube Başkanı Mehmet Aşkın, eğitim öğretim yılına ilişkin değerlendirmesinde, ekonomik krizin ailelerin bütçelerini daralttığını ve bunun eğitime ayrılan payı da azalttığını söyledi.

‘EKONOMİK KRİZ EĞİTİME ERİŞİMİ ZORLAŞTIRIYOR’

Aşkın, ekonomik kriz nedeniyle öğrencilerin ulaşım, barınma, ders araç-gereçleri ve beslenme gibi en temel ihtiyaçlara erişiminin zorlaştığını belirterek, şöyle konuştu:

“Eğitim öğretim yılı açılırken yine çeşitli sorunlarla karşı karşıyayız. Bu sorunlardan birincisi ve belki de en önemlisi yaşanan ekonomik krizdir. Ekonomik krizden kaynaklı olarak ailelerin bütçeleri daralmakta ve bundan kaynaklı olarak da eğitime ayırdıkları miktar da düşmektedir ve bundan kaynaklı olarak da öğrencilerin ulaşım, barınma, ders araç gereçlerine erişim ve beslenme gibi en temel kaynaklara ulaşımı da zorlaşmaktadır.

Tabii bu ekonomik kriz kendiliğinden ortaya çıkan bir durum değildir. Yüksek enflasyon ya da yüksek faiz kendiliğinden çıkmıyor. Elbette bazı dış koşullar vardır ama bunun asıl nedeni AKP iktidarının yürüttüğü ekonomi politikalarıdır. Bu ekonomi politikalardan kaynaklı olarak bu yoksullaşma ve dolayısıyla eğitimdeki kalitenin düşmesi söz konusudur.”

‘DEPREME HAZIRLIK DAHA PLANLI YÜRÜTÜLEBİLİRDİ’

Dersim’de eğitim öğretime dair özel sorunlardan birinin de depreme hazırlık aşamasında yaşanan sorunlar olduğunu ifade eden Aşkın, depreme hazırlığın zorunluluk olduğunu ancak çalışmaların daha planlı ve programlı yürütülebileceğini söyledi.

Aşkın, yaz döneminde okullar kapalıyken tadilat ve güçlendirme çalışmalarının yapılabileceğini belirterek, Dersim Anadolu Lisesi ve Atatürk Anaokulu’nun yaklaşık üç yıl önce boşaltıldığını hatırlattı.

“Depreme hazırlık bir zorunluluktur. Bu tartışma konusu değildir. Yalnız bu daha planlı programlı bir şekilde yürütülebilirdi. Yazın okullar kapalıyken bu tadilat, güçlendirme işleri yapılabilirdi, bitirilebilirdi. Ya da bundan daha da önemlisi daha sistematik programlı bir çalışma yapılabilirdi. Bundan yaklaşık 3 yıl önce Dersim Anadolu Lisesi ve Atatürk Anaokulu boşaltıldı.

Basın önünde törenle boşaltıldı. Depreme hazırlık yapılıyor, güçlendiriliyor şeklinde bir çalışma yapıldı. Aradan geçen bunca süreye rağmen herhangi bir çalışma yapılmadı. Eğer zamanında bu okullardaki çalışmalar yapılmış olsaydı bugün 3 okulun birleştirilmesine gerek kalmayacaktı ve öğrenciler bugün yaşadıkları sorunları yaşamayacaklardı.”

‘ÖĞRENCİLERİN NİTELİKLİ EĞİTİM HAKKI KORUNMUYOR’

Üç okulun birleştirilmesiyle öğrencilerin ikili öğretime geçirildiğini ve ders sürelerinin kısaltıldığını belirten Aşkın, derslerin 30 dakika işlendiğini ve derslerin arka arkaya yapıldığını söyledi.

Aşkın, bunun nitelikli eğitim açısından sorun oluşturduğunu ifade ederek şöyle devam etti:

“Örneğin ikili öğretime geçildi ve öğrencilerin ders süreleri kısaltıldı. Her ders 30 dakika işlenmektedir ve alt ders arka arkaya işlenmektedir. Bu nitelikli bir eğitim değildir. Evet öğrencilerin eğitim hakkı korunuyor ama öğrencilerin nitelikli eğitim hakkı korunmuyor burada.

Derslerin 30’ar dakika ve arka arkaya olması öğrencilerin başarılarını düşürmesi beklenir açıkçası. Zaten ideal bir program olsaydı Milli Eğitim bunu bütün okullarda uygulamasını önerirdik kendilerine ama ideal bir yöntem değildi bu. Öğrenciler dinlenmeden derslere arka arkaya girmektedir. Bunu da bir sorun olarak görüyoruz ve bu sorun bizzat Milli Eğitim Müdürlüğü’nün sorumluluğundadır. Sorunu yaratan onlardır. Planlı ve programlı olmayışlarından kaynaklı olarak.”

‘PAYDAŞLARIN GÖRÜŞLERİ ALINMADI’

Eğitim alanındaki kararların tepeden alındığını belirten Aşkın, okulların birleştirilmesi sürecinde velilerin ve öğrencilerin yaşayacağı sorunların dikkate alınmadığını söyledi.

Aşkın, “Ve ayrıca karar alırken kararlar her zaman için tepeden kararlar alınıyor ve ilgili kişilere bundan ne kadar etkileneceklerine bakılmaksızın karar iletiliyor. Biz bu okulları birleştiriyoruz deniyor. Veliler, öğrenciler bu durumdan ne kadar etkilenecek, bunlar ne yaşayacaklar? Hiçbir şekilde paydaşların görüşleri alınmamıştır” dedi.

‘DERSİM’DE ZAZACA SEÇMELİ DERSE İLGİ VAR’

Dersim’de Zazaca seçmeli derse ilginin olduğunu ifade eden Aşkın, ortaokullarda bu dersin seçildiğini belirtti. Aşkın, ancak Kürtçe açısından yeterli olumlu koşulların oluşturulmadığını söyledi.

“Dersim’de Zazaca seçmeli derse ilginin olduğunu düşünüyorum. Bu anlamda ilgi var. İlgisizlik söz konusu değildir. Ortaokulda bu ders seçilmektedir. Tabii bunun daha iyi olması mümkündü. Ancak biz eşitsizliğin, adaletsizliğin normal sayıldığı bir dönemde, bir toplumda yaşıyoruz açıkçası. Kürtçe için yeterli olumlu koşullar sunulmamaktadır.”

‘ÖNCE DİLİ GERİ BIRAKIYORLAR, SONRA EĞİTİM DİLİ OLAMAZ DENİLİYOR’

Kürtçenin eğitim dili olmadığı yönündeki söylemlerin sorunlu olduğunu belirten Aşkın, bir dilin gelişiminin kullanım alanları ve kendisine sunulan olanaklarla ilişkili olduğunu söyledi.

Aşkın, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Eğer Kürtçe’ye de  diğer dillere tanınan olumlu avantajlar, olanaklar sağlanmış olsaydı Kürtçe de bugün çok daha güçlü bir yere gelebilirdi açıkçası. Kürtçe’nin eğitim dili olmadığı yönünde bazı söylemler söz konusudur. Ancak burada da bunu sorunlu bir ifade olarak görüyorum.

Çünkü öncelikle Kürtçe baskı altında tutularak, gelişmesi engellenerek, önüne setler çekilerek dilin gelişmesi engelleniyor. Daha sonra da bu dil engellendiği için geri kaldığı için geri kalmasını da eğitim dili olmayacağı yönünde bir iddiaya çeviriyorlar. Önce dili geri bırakıyorlar. Sonra dil geri kaldığı için eğitim dili olamaz diye bir ifadede bulunuyorlar. Doğru bir ifade olmadığını, sağlam bir iddia olmadığını düşünüyorum açıkçası.”

‘HİÇBİR DİL DOĞUŞTAN BİLİME UYGUN DEĞİLDİR’

Dillerin bilim, teknoloji ve sanat alanlarında kullanılabilmesinin onların doğuştan sahip olduğu bir özellik olmadığını belirten Aşkın, dillerin kullanılarak ve geliştirilerek bu alanlara ilişkin terminoloji oluşturduğunu ifade etti.

“Kürtçe’de ya da herhangi bir dil doğuştan bilime, teknolojiye, sanata uygun dil değildir. Hiçbir dil bu şekilde değildir. Diller kullanılarak, işleyerek, çalışarak büyürler, gelişirler ve bu terminolojiyi oluştururlar. Ancak eğer bir dil kısıtlanırsa, engellenirse bu anlamda yeterli gelişmeyi sağlayamayabilir. Ya burada dilleri arasında bir eşitsizlik ve adaletsizlik söz konusudur.

Eğer diller arasındaki ilişki tamamen bir eşitlik ve adalet üzerine kurulmuş olsaydı bugün Kürtçe de yeterince derecede gelişmiş, eğitim için, bilim için, teknoloji için de uygun ve güçlü bir dil haline gelebilirdi.”

‘DEVLET BİR İNANCI NORM OLARAK KABUL EDİYOR’

İnançlar arasında da eşitsizlik ve adaletsizlik bulunduğunu belirten Aşkın, devletin inanç konusunda taraf tuttuğunu ve bunun laiklik ilkesi açısından sorun oluşturduğunu söyledi.

Aşkın, “İnançlar arasında bir eşitsizlik ve adaletsizlik söz konusudur. Çünkü devlet açık bir şekilde inanç konusunda taraf tutmaktadır. Bu da laiklik ilkesine aykırıdır. Devlet bir mezhebin inancını norm olarak kabul etmektedir ve bunun dışında kalanları da bir şekilde sapma olarak görmektedir. İtirazımız bunadır” dedi.

Aşkın, Dersim’de öğrencilerin kentin inancına uygun bir ders seçebilmesinin daha katılımcı, bütünlüklü, demokratik ve laik bir eğitimin göstergesi olacağını belirtti ve şöyle devam etti.

“Bu kentin inancına uygun olarak bir ders seçilebilir. Bu öğrenciler bu dersi alabilirler. Bu da daha katılımcı, bütünlüklü ve demokratik, laik bir eğitimin işareti anlamına gelir açıkçası.”

‘HUKUKTA YOK SAYILAN EĞİTİMDE DE YOK SAYILIYOR’

Eğitim alanının, bir ülkede kimlik, dil ve inançlara nasıl yaklaşıldığını gösterdiğini ifade eden Aşkın, hukuk ile eğitim arasında doğrudan bir ilişki bulunduğunu söyledi.

“Eğitim öğretim alanından genel olarak bir ülkede eğitime nasıl bakıldığını anlamak için o ülkenin hukukuna bakmak gerekiyor. Hukukta bir inanç, bir kimlik, bir dil nasıl kodlanmışsa o eğitim alanında da bu şekilde devam etmektedir. Eğer yok sayılıyorsa bir kimlik, bir inanç, bir dil hukukta yok sayılıyorsa, bu şekilde kodlanmışsa eğitim alanında da yok sayılmaktadır.

Dolayısıyla siyaset de hukukun yeniden kodlandırılması için gerekli bir alandır. Bu alanda yapılacak çalışmalarda da bir inancımız, kimliğimiz, dilimiz hukuka yeniden uyarlanabilir. Kabul edilirse bu da dilimizin, kültürümüzün gelişmesine imkan sağlayacaktır.”

Nuray ATMACA/DERSİM

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.