Alevi Haber Ajansi

Berna Güzel Gündüz’den Xoşan’daki cami restorasyonuna tepki: İnancımıza dokunmasınlar-VİDEO

PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Yönetim Kurulu Üyesi Berna Güzel Gündüz, Hozat’ın Xoşan Köyü’nde atıl durumdaki bir caminin yeniden restorasyonuna başlanmasını “planlı ve programlı bir asimilasyon politikası” olarak niteledi. Alevi kurumlarına ortak bir refleks geliştirme çağrısı yapan Gündüz, Dersim ve Varto’daki maden, HES ve JES projelerinin de “doğa kırımı” olduğunu söyledi.

Dersim’in Hozat ilçesine bağlı Xoşan köyünde, kullanılmadığı için atıl durumda olan caminin ilçe müftülüğü tarafından restore edilmesine başlandı. Alevilerin yaşadığı köyde kullanılmayan caminin yeniden restore edilmesi, inanç özgürlüğüne müdahale ve asimilasyon eleştirilerini gündeme getirdi.

Hozat’ın Xoşan köyünde kullanılmadığı için atıl durumda olan caminin ilçe müftülüğü tarafından restore edilmesine tepki gösteren Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Yönetim Kurulu Üyesi Berna Güzel Gündüz, çalışmayı Alevi inancına yönelik bir müdahale olarak değerlendirdi. Gündüz, Alevi kurumlarını inanç özgürlüğü, eşit yurttaşlık ve doğanın korunması için ortak mücadeleye çağırdı.

Caminin kullanılmayacağı açıkken neden yeniden restore edildiğini soran Gündüz, Alevi köylerinde cami yapılmasını geçmişten bugüne sürdürülen asimilasyon politikalarının bir parçası olarak nitelendirdi.

“1980’DEN ÖNCE DERSİM’DE SADECE BİR CAMİ VARDI”

1980 darbesinden önce Dersim’de şehir merkezi dahil yalnızca bir cami bulunduğunu, darbenin ardından bu sayının beşe çıktığını söyleyen Gündüz, 1982’den sonra bölgeye asker kökenli bir vali atandığını belirtti. Dönemin valisi Kenan Güven’in Kenan Evren’le görüşmesinin ardından Dersim’in diğer köylerinde de cami yapılması yönünde talimatlar verildiğini ifade etti.

Alevi köylerinin bu uygulamayı kabul etmediğini vurgulayan Gündüz, köylülerin cami yapımını inançlarının yok sayılması, kültürel hafızalarının silinmesi ve göçe zorlanmaları anlamına gelen bir asimilasyon politikası olarak değerlendirdiğini söyledi.

“BUNU KABUL ETMİYORUZ”

Xoşan’daki caminin yeniden restore edilmesini kabul etmediklerini belirten Gündüz, uygulamanın planlı bir politikanın parçası olduğunu savundu. Gündüz, Alevi inancını yok sayan bu yaklaşımın, “Türk-İslam sentezi” adı altında yürütülen tekçi anlayışın ürünü olduğunu ifade etti.

“Biz katiyen bunu kabul etmiyoruz” diyen Gündüz, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bizler evrende cümle cana ikrar eden bir inancın mensupları olarak bu bize yapılan en büyük hakarettir. Bu ülkenin asli unsurları olarak biz bunu hak etmiyoruz.”

Anayasada yurttaşların eşit haklara sahip olduğunun belirtildiğini hatırlatan Gündüz, bu ilkenin hayata geçirilmediğini söyleyerek kimsenin inancı nedeniyle ötekileştirilemeyeceğini vurguladı.

“KİMSE KİMSENİN İNANCINA MÜDAHALE ETMESİN”

Cumhuriyet döneminde kurulan özel bir okulda dedelerin eğitilerek “misyoner” görevlerle çeşitli bölge ve köylere gönderildiğini ifade eden Gündüz, bu dedeleri suçlamak istemediğini belirtti. Gündüz, yaşanan baskılar nedeniyle bazı dedelerin korku ve kaygıyla devletin istediği biçimde bir Alevilik anlayışını yürütmeye yöneldiğini savundu.

Geçmişte dede ve pirlerin yakıldığını, göçe zorlandığını ve öldürüldüğünü dile getiren Gündüz, bazı köylerde dedelere yüklenen farklı görevlerin ve ajanlık iddialarının toplumun güvenini zedelediğini söyledi. Bu durumun dedelere yönelik olumsuz bir yaklaşım oluşturduğunu ve inancın aktarımına zarar verdiğini ifade etti.

Aleviliği bir din değil, aklı merkezine alan bir öğreti, felsefe ve inanç olarak tanımlayan Gündüz, Aleviliğin İbrahimi bir inanç çerçevesine yerleştirilmesini doğru bulmadığını belirtti.

“Bizi serbest bıraksınlar. Biz karıncayı bile incitmeyiz” diyen Gündüz, “Ne İslam’ı ötekileştiririz ne farklı bir inancı öteki görürüz. Bizim için hepsi kutsaldır. Kimse kimsenin inancına müdahale etmesin” ifadelerini kullandı.

“ALEVİ KURUMLARI ORTAK FİKRİYATTA BULUŞMALI”

Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurulmasına ve Aleviliğe ilişkin eğitim çalışmalarına da tepki gösteren Gündüz, Alevi kurumlarının bu müdahalelere karşı öncelikle kendi aralarında birlik sağlaması gerektiğini söyledi.

Bu adımların Aleviliğin içini boşaltmaya yönelik olduğunu savunan Gündüz, Dersim’de önce İrfan Okulları, ardından imam hatip okulları ve ilahiyat fakültelerinin açıldığını belirtti. Alevi inancının yoğun olarak yaşandığı bir coğrafyada bu kurumların açılmasını düşündürücü bulduğunu ifade eden Gündüz, Alevi kurumlarının geçmişte bu konuda yeterli dayanışmayı göstermediğini söyledi.

Gündüz, “Devletin Alevisi olmak yerine gerçekleri görüp aynı fikriyatta birleşmeleri ve buna göre refleks geliştirmeleri gerekiyor” dedi.

ÇEDES projesiyle çocukların “beyinlerinin yıkandığını” kaydeden Gündüz, çocukların din derslerinden muaf tutulması konusunda da yeterli mücadele yürütülmediğini belirtti. Bu taleplerin karşılanması için ortak kararlar alınarak Milli Eğitim Bakanlığı ve ilgili devlet kurumları nezdinde harekete geçilmesi gerektiğini ifade etti.

“ORTAK BİR TASLAK HAZIRLANMALI”

Ortak mücadelenin somut önerilerle güçlendirilmesi gerektiğini belirten Gündüz, Alevi federasyonları ve kurumlarının birlikte bir taslak hazırlamasını önerdi.

Eşit yurttaşlık temelinde diğer yurttaşlara tanınan hakların Alevilere de tanınması gerektiğini vurgulayan Gündüz, hazırlanacak taslakta eşitlik, inanç kurumlarının bağımsızlığı ve çocukların din derslerinden muaf tutulması gibi başlıkların yer alabileceğini söyledi. Gündüz, kurumların ortaklaştırdığı taleplerin devlete sunulabileceğini kaydetti.

“DERSİM VE VARTO’DA EKOLOJİ KIRIMI YAŞANIYOR”

Dersim ve Varto’daki ekolojik tahribata da değinen Gündüz, JES, HES ve maden projelerini “doğaya yapılan kırım” olarak nitelendirdi. Bu projelerin yalnızca doğayı değil, toplumsal hafızayı ve kültürü de yok ettiğini söyledi.

Suyun Alevi inancında kutsal, toprağın ise yaşam kaynağı olduğunu belirten Gündüz, söz konusu projelerin meraları, hayvanların yaşam alanlarını ve halkın geçim kaynaklarını tehdit ettiğini söyledi.

Varto’daki sondaj çalışmalarına dikkat çeken Gündüz, Dersim ve Varto’nun fay hatları üzerinde bulunduğunu belirterek sondajların deprem riskini artırabileceği yönündeki kaygısını dile getirdi. Ekolojik dengenin bozulmasının sel, heyelan ve benzeri felaketlere zemin hazırladığını ifade etti.

“DOĞA BİZSİZ YAŞAYABİLİR, BİZ DOĞASIZ YAŞAYAMAYIZ”

Madencilik faaliyetlerinin canlıların yaşam alanlarını yok ettiğini söyleyen Gündüz, geçim kaynaklarını kaybeden insanların yoksullaştırıldığını ve göçe zorlandığını belirtti.

“Doğa bizsiz yaşayabilir ama biz doğasız yaşayamayız. Doğa katliamına da kadın katliamına da hayvan katliamlarına da tüm katliamlara karşıyız” diyen Gündüz, Dersim’in Kürtlerin ve Alevilerin inançlarını yaşattığı önemli bir coğrafya olduğunu vurguladı. Bölgeye yönelik müdahaleleri tarih boyunca süren baskı politikalarıyla ilişkilendirdi.

Kendi gözlemlerine göre doğa tahribatına yol açan projelerin daha çok Alevilerin, sol, sosyalist ve demokrat kesimlerin yaşadığı bölgelere yöneldiğini savunan Gündüz, bu çalışmaların toplumsal yaşamın dayanaklarını ortadan kaldırdığını ifade etti.

Alevilerin eşit ve özgür bir yaşam talep ettiğini belirten Gündüz, “İnancımıza dokunmasınlar. Alevilik vardır ve haktır. Buna saygı duyulmasını istiyoruz. Doğa kıyımına son. Her toplum gibi insanca, bir arada yaşamak istiyoruz” dedi.

Fırat ALTINTAŞ/İSTANBUL

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.