PİRHA- Dersim’de aylar boyunca yaylalarda hayvancılık yapan kadınlar, üretimin hemen her aşamasında çalışırken tuvalet, banyo, yol ve telefon şebekesi gibi temel ihtiyaçlardan yoksun yaşamlarını sürdürüyor. On yıldır yaylaya çıkan Zekiye Yeşilırmak, “En büyük sıkıntımız şebeke ve tuvalet” derken, bu yıl 50 koyun alarak hayvancılığa başlayan Özlem Baloğlu ise kadınların yükünü “Yemek kadında, çamaşır kadında, peynir yapmak kadında, davar sağmak kadında. Her şey kadında” sözleriyle anlatıyor.
Hayvanları sağmak, süt ve peynirle uğraşmak, yemek hazırlamak, çamaşır ve bulaşık yıkamak, temizlik yapmak… Yaylada kadınların işi gün içinde birinden diğerine geçiyor. Bütün bunların yanında kadınlar, tuvalet ve banyo gibi en temel ihtiyaçlarını karşılamakta dahi güçlük çekiyor.
Dersim’de bir yaylada hayvancılık yapan Zekiye Yeşilırmak ve Özlem Baloğlu, yayla yaşamının zorluklarını, giderek ağırlaşan geçim koşullarını ve kadınların görünmeyen emeğini PİRHA’ya anlattı.
ON YILDIR HER YIL YAYLAYA ÇIKIYOR
Zekiye Yeşilırmak yaklaşık 10 yıldır her yıl yaylaya çıkıyor. Haziran ayında başlayan yayla yaşamları, hava koşullarına göre eylül ayının ortalarına kadar sürüyor.
Yaylanın güzelliğinin yanı sıra özellikle kadınlar açısından ciddi zorlukları olduğunu söyleyen Yeşilırmak, tuvalet ve iletişim sorununa dikkat çekiyor:
“On yıldır yaylaya geliyoruz. Yaylanın da kendine göre sorunları, sıkıntıları var. Kadınlar olarak bazı sıkıntılarımız var. Tuvalet sorunu var, şebeke sorunu var. En büyük sıkıntımız şebeke. Ailelerimiz bizden haber alamıyor, çok merak ediyorlar. Banyoyu çadırda yapıyoruz. En büyük sıkıntılarımızdan biri de lavabo”
Peynirle uğraşmak, çamaşır ve bulaşık yıkamak, temizlik yapmak gibi pek çok işin kadınların üzerinde olduğunu belirten Yeşilırmak, “Yaylacılığın kendine göre güzelliği de var, zorluğu da var” diyor.
“PEYNİRİ 200 LİRADAN ALIYORLAR, BİZİ KURTARMIYOR”
Yaylacılığın zorluğu yalnızca yaşam koşullarıyla sınırlı değil. Artan maliyetler ve üretilen peynirin satış fiyatı da geçimi zorlaştırıyor.
Yeşilırmak, hayvanlardan elde ettikleri ürünün giderleri karşılamakta yetersiz kaldığını belirterek şöyle konuşuyor:
“Hayvanlarımızdan aldığımız verimden memnunuz ancak peynirin düşük fiyata alınması bizi zorluyor. Şu anda peyniri 200 liradan alıyorlar, bu fiyat bizi kurtarmıyor. İcarlar da çok pahalı. Özellikle özel mülkiyet olan yerlerde maliyet yükseliyor. Ancak ucu ucuna geçinebiliyoruz.”
Çoban bulmanın da önemli bir sorun olduğunu söyleyen Yeşilırmak, çobanların maliyetinin yüksek olması nedeniyle yabancı çoban getirmek zorunda kaldıklarını ifade ediyor.
“BU YIL HAYVANCILIĞA BAŞLADIK AMA KURTARAMIYORUZ”
Özlem Baloğlu ise hayvancılığa yabancı değil. Evlenmeden önce ailesiyle hayvancılık yapan Baloğlu, daha sonra İŞKUR’da çalıştı. Eşinin çobanlık yapması üzerine yeniden hayvancılığa dönmeye karar verdiklerini anlatıyor.
Bu yıl 50 koyun alarak hayvancılığa başladılar. Ancak arpa, saman, nakliye ve icar giderleri nedeniyle geçinmekte zorlanınca Baloğlu, eşi ve iki çocuğuyla birlikte ailece çobanlık yapmaya başladı.
“Ben yeni bu yıl hayvancılığa başladım. 50 tane koyun aldık. Bu yıl geldik, bu mesleğe başladık ama kurtaramadığımız için ailece çobanlığa gelmek zorunda kaldık. Başkasının işini yapıyorum. Davarını sağıyorum, sütüyle uğraşıyorum, her işini yapıyorum. Eşim de gece gündüz davara gidiyor. İki tane çocuğum var. Hayat çok zor, geçim çok zor. Bakacağız ne olacak.”
Baloğlu, arpa ve saman giderlerine kamyon ve icar parasının da eklendiğini, hayvancılıktan elde edilen gelirin masrafları karşılamaya yetmediğini söylüyor.
“ÇALIŞIYORSUN, DİDİNİYORSUN AMA YİNE EKSİK”
Ailece çobanlık yapmanın başka zorlukları da olduğunu anlatan Baloğlu, verilen emeğin çoğu zaman yeterli görülmediğini belirtiyor:
“Ne kadar dört dörtlük de yapsan sürü sahibine beğendiremiyorsun. Her şeyi dört dörtlük yapsan, çalışıyorsun, didiniyorsun ama yine eksik, yine eksik.”
Baloğlu’nun üzerinde durduğu sorunların başında yayladaki temel ihtiyaçlar geliyor. Tuvalet ve banyonun bulunmadığını, yaylaya ulaşımda da ciddi sorunlar yaşadıklarını anlatıyor:
“En basiti geldik, yaylada lavabo yok. Kadınlar için en büyük sorunlardan biri bu. Bu dağlarda bir lavabo yok, banyosu yok. Öncelikle yol gelmesi gerekiyor. İlk geldiğimizde kar vardı, su çoktu, yollar berbattı. Eşyalarımızı taşıyan arabalar mahvoldu. Arabacılara bizi biraz daha yurt yerine yakın götürmeleri için yalvarıyorduk.”
“YEMEK KADINDA, ÇAMAŞIR KADINDA, PEYNİR KADINDA”
Baloğlu’nun anlatımında yayla yaşamının en ağır taraflarından biri kadınların üzerindeki iş yükü.
Hayvancılık ailece yapılsa da gündelik yaşamın büyük bölümünün kadınların omuzlarında olduğunu söyleyen Baloğlu, yaşadıklarını şu sözlerle anlatıyor:
“Yaylada ezilen kadın zaten. Bütün işi yapan kadın. Yemek kadında, çamaşır kadında, peynir yapmak kadında, davar sağmak kadında, her şey kadında. Erkek mesela davarı sağar, gider çadırda oturur, uzanır. Yemek mi olmamış, çay mı kaynamamış; her şey kadında. Emekçi kadın zaten ezilmeye yine mahkum.”
Hayvanların, sütün, peynirin, yemeğin ve çamaşırın arasında geçen günün ardından kadınların kendilerine ayırabildikleri zaman ise akşam saatleri.
Baloğlu, “Akşamları işimiz bittiği zaman kadınlarla oturup çay içiyoruz, sohbet ediyoruz” diyor.
Yaylada kadınların emeği günün pek çok işine dağılıyor. Kendilerine kalan zaman ise çoğu gün, bütün işler bittikten sonra yan yana oturup içtikleri bir bardak çaya sığıyor.
Nuray ATMACA/DERSİM
Yoruma kapalı.