PİRHA- Sercem TV’de İbrahim Karakaya’nın moderatörlüğünde düzenlenen ve beş Alevi kurum temsilcisinin katıldığı programda, Alevilerin barış ve demokratik toplum sürecine bakışı tartışıldı. Mustafa Aslan, Zeynel Abidin Koç, Seher Şengüllü Yılmaz, Ercan Geçmez ve Cuma Erçe, Barış ve Demokratik Toplum Sürecini, İdris-i Bitlisi tartışmasını ve sürecin geçmişle yüzleşme olmadan kalıcı olamayacağını değerlendirdi.
Cuma akşamı Sercem TV’de İbrahim Karakaya’nın moderatörlüğünü yürüttüğü programda beş Alevi kurum temsilcisi bir araya geldi. Program boyunca konuşmacılar, Alevi toplumunun barış ve demokratik toplum sürecine dair beklentilerini, kaygılarını ve son dönemde gündeme gelen tartışmalara ilişkin değerlendirmelerini paylaştı.
MUSTAFA ASLAN: ALEVİLER ADINA KONUŞMAK KİMSENİN HADDİ DEĞİL
Alevi toplumunun tarih boyunca kardeşçe yaşamı savunduğunu belirten Mustafa Aslan, “Biz Alevi kurumları olarak daha önceki süreçlerde de Kürt sorununun demokrasi ve diyalog temelinde çözülmesinden yana tavır almıştık” dedi. Barışın kalıcı olabilmesi için Kürtlerin, Alevilerin, Ermenilerin, Ezidilerin, Süryanilerin, kadınların ve çocukların eşit hissedebileceği yasaların çıkarılması gerektiğini vurguladı.
Devletin toplumu birbirine düşman ettiğini belirten Aslan, “Aleviler, hiçbir toplum kesimini kendilerine düşman seçmediler. Aleviler adına ne devletin ne de Alevi olmayan hiç kimsenin konuşması, söz söylemesi ne haddidir ne de onlara düşer” dedi. 53 imzalı bildirgeye de değinen Aslan, “Bu bildiriyi ilk önce Ümit Özdağ sahiplendi. Ümit Özdağ Alevileri çok seven, Alevilerin taleplerini savunan biri mi?” diye sordu.
Osman Baydemir’in bir cemevi açılışında yaptığı konuşmayı hatırlatan Aslan, “‘Ne mutlu bana ki Şeyh Said’in torunları olarak Seyid Rıza’nın torunlarını burada ağırlıyoruz. Atalarım adına sizden özür diliyorum. Size bu topraklarda çok acılar yaşattık’ demişti” dedi. Geçmişle yüzleşmenin sorunların çözümünün en önemli adımlarından biri olduğunu söyleyen Aslan, “bizim birbirimizin acılarını görmeye ve bunlarla yüzleşmeye ihtiyacımız var. Artık 21.yüzyılda yaşıyoruz ve artık aynı binalarda yaşıyoruz, aynı sokaklarda yürüyoruz. Demokratik bir ülkeyi nasıl kurabiliriz diye birlikte bir mücadele içinde olmamız gerekiyor” dedi.
ZEYNEL ABİDİN KOÇ: BİZ KOMİSYONDA OLMALIYDIK
Demokratik Cumhuriyet kavramının bu ülkede yaşayan herkesin demokrasiye kavuşması anlamına geldiğini belirten Zeynel Abidin Koç, “Demokratik Cumhuriyet modelinin gelişmesinde Alevi toplumunun fikirlerini almazsanız, bunun bizim için iyi bir sonuç doğuracağını düşünemeyiz” dedi. Kurulan komisyona Alevi kurumlarının çağrılmadığını belirten Koç, “O komisyona bizi çağırmadılar ama kendilerine bağlı Alevi kurumlarını da çağırmadı bu devlet” dedi.
Cemevi Başkanlığı’na atanan danışma kuruluna da değinen Koç, “İçinde Şii var, Caferi var, Sünni var. Bizi bu gruplar üzerinden bir yere yönlendirmek istiyorlar. Unuttukları bir şey var, biz binlerce yıldır inancımızı değiştirmedik bundan sonra da bu böyle olacak” dedi.
İdris-i Bitlisi tartışmasının tek yanlı ele alındığını vurgulayan Koç, “O dönem yaşayan bütün Kürtler sanki Yavuz’la birleşmiş ve Alevileri katletmiş gibi anlatılıyor. Oysaki o dönemde Şah İsmail’le çalışmış onlarca Kürt aşireti de vardı. Bugüne kadar bu tartışma hep İdrisi Bitlisi’nin Kürtlüğü üzerinden tartışıldı ama Yavuz’un Türklüğü üzerinden bu tartışmanın ele alındığını biz görebildik mi?” dedi. Barışı yalnızca silahların susması olarak görmediğini belirten Koç, “Barış demek bir taksicinin daha çok kazanması demek. Bir emeklinin geçim derdinin daha az hissetmesi demek. Barışın çok yönlü kazanımları olacak” diyerek sözlerini tamamladı.
SEHER ŞENGÜLLÜ YILMAZ: BİZİM TEK TALEBİMİZ EŞİT YURTTAŞLIK
Alevilerin barış talebinin yaşadıkları acıların unutulması anlamına gelmediğini belirten Seher Şengüllü Yılmaz, “Son zamanlarda Osmanlı döneminden Cumhuriyet’e, Yavuz Selim’den İdris-i Bitlisi’ye uzanan, Alevilerin hafızasında derin yaralar açan bir dolu tarihsel atıf yapılıyor. Ancak bunun üzerinden Aleviler ve barış ya da Aleviler ve Kürtler arasında bir ayrışma yaratma çabalarını çok vahim buluyorum” dedi.
Alevi toplumunun etnik çeşitliliğine dikkat çeken Yılmaz, “Aleviler adına biri konuştuğunu iddia ediyorsa sormak lazım: hangi Alevi adına konuşuyorsun?” diye sordu. Devletin Aleviliği tanımlama girişimine karşı çıkan Yılmaz, “Biz devlet düşmanı değiliz, sadece devletin bizi eşit görmesini istiyoruz. Laik bir devletin görevi bütün inançlara eşit mesafede olmalıdır” dedi ve sözlerini “Tek bir talebimiz var, o da eşit yurttaşlık” diyerek tamamladı.
ERCAN GEÇMEZ: BARIŞ İSTEYEN BİR DEVLET BU KADAR BASKICI OLMAZ
Aleviliğin rızalık temelli bir inanç olduğunu belirten Ercan Geçmez, “2013’te Alevi Kurultayı’nı gerçekleştirdiğimizde sloganımız ‘devletli değil toplumsal bir barış’ idi. Biz sorunun sadece anayasal bir değişimle çözüleceğini düşünmüyoruz” dedi.
Tarihsel örneklerin bugünü yorumlamak için tek başına kullanılmasının tehlikeli olduğunu vurgulayan Geçmez, “İdris-i Bitlisi bizim açımızdan katildir. Ama sanki bütün Kürtler katliama katılmış ve bugün hepsi İdris-i Bitlisi’yi destekliyormuş gibi bu konuyu çarpıtmak da büyük bir haksızlıktır” dedi.
Sürecin samimiyetini sorgulayan Geçmez, “Barış isteyen bir devlet kendi ülkesinde bu kadar sıkı yönetim ilan etmez. LGBTİ+ derneklerine baskınlar, sosyal medya hesaplarının erişime engellenmesi, gazetecilerin, akademisyenlerin cezalandırılmaları” örneklerini sıraladı ve Kürt hareketinin bu tabloyu gözden kaçırmaması gerektiğini vurguladı.
CUMA ERÇE: GEÇMİŞLE YÜZLEŞME OLMADAN KALICI BARIŞ MÜMKÜN DEĞİL
Alevilerin 40 yıldır kurumları aracılığıyla barışı dillendirdiğini belirten Cuma Erçe, “Asıl manifestoyu bundan beş yüz altı yüz yıl önce ulularımız yazmışlardı. Buna rağmen bizi tekrar tekrar barış karşıtı bir pozisyona konumlandırmaları, bir iyi niyetlerinin olmadığı anlamına geliyor” dedi.
Sürece dair kaygılarını dile getiren Erçe, “Kaygılarımız var çünkü bu iktidara güvenmiyoruz. Barışın konuşulduğu ortamda antidemokratik uygulamalar devam ediyor” dedi. Geçmişle yüzleşmenin önemine vurgu yapan Erçe, “Geçmişle yüzleşme olmadan onurlu ve kalıcı bir barışın mümkün olamayacağını söylüyoruz” dedi.
Erçe son zamanlarda Aleviler üzerinden yürütülen tartışmalar sebebiyle Alevilerin asıl gündemleri olan zorunlu din dersi ile okullara mescit açılması gibi meselelerin Alevi toplumu içerisinde tartışılmasının engellediğini belirtti. Erçe sözlerini “barışı getirmenin en yegane yollarından biri geçmişle yüzleşmektir. Kimsenin kanı dökülmesin, hiçbir ana ağlamasın” diyerek tamamladı.
PİRHA/İSTANBUL
Yoruma kapalı.