Alevi Haber Ajansi

Dr. Sönmez Alvanoğlu Yolcu: Antakya artık eski Antakya değil!-VİDEO

PİRHA- 6 Şubat depremlerinin Antakya’da yalnızca yapıları değil, Arap Alevi toplumunun hafıza, inanç ve mahalle bağlarını da etkilediğini belirten Dr. Sönmez Alvanoğlu Yolcu, “Yeniden kurulması gereken yalnızca konutlar değil, mahalle ilişkilerinin, kültürünün, toplumsal bağ ve dokunun korunması gerekiyordu” dedi.

6 Şubat depremleri, Arap Alevi toplumunun tarihsel merkezlerinden Antakya’da büyük bir yıkıma yol açarken, kentin mahalle yapısını, inanç mekanlarını ve toplumsal ilişkilerini de değiştirdi. Deprem sonrası yaşanan göç, mahallelerin dağılması ve kalıcı konutlarla birlikte oluşan yeni yerleşim düzeni, Arap Alevilerin gündelik yaşamında inanç, dil ve kültürel aktarımın sürdürüldüğü alanları da etkiledi.

Dr. Sönmez Alvanoğlu Yolcu, 6 Şubat depremleri sonrasında Antakya’da hafıza, mekân ve inanç arasındaki ilişkinin nasıl dönüştüğünü, yeniden yapılanmanın Arap Alevi toplumuna etkilerini ve toplumsal hafızayı korumaya yönelik çalışmaları PİRHA’ya anlattı.

Sorulara geçmeden önce geçtiğimiz hafta sonu Dersim’de Alevi Ansiklopedisi tarafından düzenlenen Pirler ve Analar Çalıştayı’nın önemine dikkat çeken Yolcu, “Dersim’de olmak ve o havayı solumak benim için değerliydi. Alevi inancı ‘Yol bir, sürek birdir’ der. Alevilik dediğimiz şeyde biz genel olarak Aleviliklerden söz ediyoruz. Kendi içerisinde farklı dilleri konuşan, farklı kültürleri olan, farklı ritüelleri olan Aleviliklerden söz ediyoruz. Aslında Arap Aleviliği de işte bu şemsiyenin, bu çatının bir alanı diyebiliriz. Bu çalışmaların sürmesi önemli” dedi.

“TOPLUMSAL VE KÜLTÜREL SÜREKLİLİĞİN NASIL KORUNACAĞI SORUSU ORTAYA ÇIKIYOR”

Öncelikle hafıza, mekân ve inanç ilişkisine dair ne söylemek istersiniz?

Dr. Sönmez Alvanoğlu Yolcu: Depremde on binlerce insanımızı kaybettik. Deprem sonrasındaki süreç üç aşamada gerçekleşti. İlk aşama, depremin hemen ardından başlayan enkaz kaldırma ve geçici barınma dönemiydi. Antakya gerçekten kocaman bir enkaz alanı haline geldi. Enkazın kaldırılması yaklaşık olarak bir seneyi buldu. Bu dönemde şehirden ciddi bir göç de yaşandı. Şehirde kalanlar açısından çadır kentler ve ardından konteyner kentler temel barınma alanları haline geldi.

İkinci aşamada çadır kentler kademeli olarak kaldırıldı, konteyner kentler daha yaygın ve daha uzun süreli barınma alanlarına dönüştürüldü. Aynı dönemde kalıcı konutların, özellikle TOKİ’lerin inşaatına başlandı.

Üçüncü aşamaya geldiğimiz zaman anahtarların teslim edilmeye başlanmasına geçildi. Artık geçicilikten kalıcılığa doğru bir yerleşim başladı. Ancak burada mesele yalnızca insanların geçici barınmadan kalıcı konutlara geçmesi değildi elbette. Çünkü bu süreç aynı zamanda Antakya’nın eski mahalle yapısının, komşuluk ve akrabalık ilişkilerinin ve insanların yaşadıkları mekânlarla kurduğu ilişkinin de dönüşmesi anlamına geliyordu.

Mekân dediğimiz yalnızca fiziksel bir olgu değil, salt mekanik bir kavram değil aslında. Aynı zamanda bir ruhu olan ve toplumsal ilişkilerin, gündelik pratiklerin, ortak deneyimlerin şekillendiği bir alan. Bu nedenle mekân ve hafıza arasında da güçlü bir bağ var.

Burada Maurice Halbwachs’tan kısa bir alıntı yapmak istiyorum. Halbwachs, hafızanın yalnızca bireysel deneyimlerden oluşmadığını, toplumsal ilişkiler içerisinde şekillendiğini ve yeniden anlam kazandığını söyler. Bugün mahalleler, evler, ziyaretlerimiz, geçmişi hatırlamamızı sağlayan toplumsal referans noktalarımız. Dolayısıyla bu mekânların kaybı ya da dönüşümü yalnızca fiziksel çevrenin değişmesi anlamına gelmiyor. Bu, geçmişle kurduğumuz ilişkinin de dönüşmesi anlamına geliyor. Arap Aleviler açısından bunun gerçekten çok somut karşılıkları var.

Öncelikle Arap Alevilerde dini bayramlar ve çeşitli inanç pratikleri geleneksel olarak evlerde ya da türbelerde gerçekleştiriliyor. Depremle birlikte bu evlerin ve inanç mekânlarının yıkılması, bu ritüellerin gerçekleştirildiği alanların da ortadan kalkmasına neden oldu. Dolayısıyla burada yalnızca bir konut kaybından söz etmiyoruz. Aynı zamanda inancın yaşandığı ve aktarıldığı mekânların kaybından da söz ediyoruz maalesef.

TOKİ’ler, yani kalıcı yerleşim alanlarına bir şekilde eve dönülüyor. Ancak insanların tarihsel olarak yaşadıkları mahallelerden ayrılarak daha karma nüfuslu yerleşim alanlarına taşınması yalnızca komşuluk ilişkilerini değil, kültürel ve inanç temelli aktarım biçimlerini de dönüştürdü.

Şöyle bir örnek vereyim; annelerimiz 60-70 sene Arapçanın konuşulduğu bir çevrede yaşıyor ve her işini orada hallediyor. Bir komşuluk kültürü var, bir mahalle kültürü var, kapı önü sohbeti var, düğünlerde bir araya gelme var, cenazelerde bir araya gelme var, bayramlar var, türbeler birbirine yakın. Şimdi bir anda bu mekânlar yok oluyor ve siz alıyorsunuz bu insanları daha karma nüfusun olduğu, önceki yerleşim alanlarına uzak TOKİ’lerin içine koyuyorsunuz.

Bu anlamıyla Arapça tam olarak burada, bu gündelik ilişkiler içerisinde yaşayan bir dil. İnsanları bu ilişkiler ağından kopardığınızda yalnızca bu komşuluk ilişkilerini değil, dilin kullanıldığı gündelik ortamı, dayanışma biçimlerini ve kültürel aktarımın gerçekleştirildiği alanları da zayıflatmış oluyorsunuz. Bu gerçekten çok üzerine düşünülmesi ve konuşulması gereken bir konu.

Bu nedenle deprem sonrası yeniden yapılanmayı yalnızca kaç konut üretildi, kaç konut nerede üretildi ya da kaç kişiye ev verildi şeklinde değerlendirmekten ziyade süreci bir bütün olarak ele almak gerekiyor. Çünkü gerçekten yeniden kurulması gereken yalnızca konutlar değil, mahalle ilişkilerinin, kültürünün, toplumsal bağ ve dokunun korunması gerekiyordu. Dolayısıyla yeniden yapılanma, fiziksel mekânın inşasının ötesinde toplumsal ve kültürel sürekliliğin nasıl korunacağı sorusunu da ortaya çıkarıyor.

“HAFIZA BAĞLARIMIZ ZARAR GÖRDÜ”

Belirttiğiniz bu durum inançsal hafızayı nasıl etkiledi?

Dr. Sönmez Alvanoğlu Yolcu: Arap Aleviler açısından hafıza, mekân ve inancın oldukça güçlü bir ilişki içerisinde olduğunu düşünüyorum. Çünkü Hatay’da, Antakya’da inanç yalnızca belirli öğretilerin ya da dinsel bilgilerin aktarılması üzerinden yaşanmıyor aynı zamanda belirli mekânlar, ritüeller ve gündelik pratikler içerisinde de yeniden üretiliyor. Türbelerimiz, mahalleler yalnızca fiziksel alanlar değil. Bunlar aynı zamanda geçmişle bağ kurulan hafıza mekânları.

İnsanlar burada yalnızca bir ritüeli gerçekleştirmiyor ama aynı zamanda topluluğa ilişkin aidiyetlerini, bir hafızayı yeniden üretiyorlar. Burada aslında bir dönüşümden bahsedebiliriz. Mahallelerin dağılması, insanların farklı yerlere taşınması, ziyaretlerin ve gündelik buluşma alanlarının zarar görmesi, hafızanın ve inancın aktarıldığı toplumsal çevreleri elbette etkiledi.

“ANTAKYA ARTIK ANTAKYA DEĞİL”

Şimdi depremden sonra Antakya’ya dönmek ya da burada yaşamak gerçekten artık yalnızca bir şehre dönmenin ötesinde. Çünkü bugün Antakya aslında bıraktığımız Antakya değil maalesef. Sokaklar değişti, mahalleler değişti. Evler, buluşma noktaları değişti. Bugün mesela Antakyalı biriyle konuştuğunuz zaman en çok şunu duyarsınız: “Burayı artık tanıyamıyorum.” Bugün Antakya tamamen farklı bir şekle evrilmiş durumda ve maalesef bunlar da Antakya’nın ruhu düşünülmeden yapıldı. Bugün ortaya ruhu olmayan yapıların çıktığını söylemek mümkün.

“DEPREM SONRASI BİR AŞINMA OLDU”

Bu durum inanç ve toplum arasındaki bağın da zayıflamasına yol açtı mı?

Dr. Sönmez Alvanoğlu Yolcu: Arap Alevilerde mekân ve inanç arasında tarihsel olarak güçlü bir bağ var. Çünkü burada inanç pratiği yalnızca belirli ibadet mekânlarıyla sınırlı değil. Evler, türbeler, mahalleler, hatta akrabalık ilişkilerinin yoğunlaştığı yerleşimler bu inanç dünyasının bir parçası. İnsanların belirli türbeleri ziyaret etmesi, dini bayramlarda belirli evlerde bir araya gelmesi ya da inanç bilgisinin aile ve akrabalık ağları içerisinde aktarılması, mekânın bu sistem içerisindeki önemini gösteriyor. Fakat zaman içerisinde ve özellikle de deprem sonrası bir aşınmanın olduğunu söylemek mümkün.

1950’lerde, 1960’larda biliyorsunuz bir göç ve kentleşme süreci var ve Arap Aleviler tarihsel olarak kırsal bir toplum. Yani daha çok kırda yaşayan bir toplum. Zaten Arap Alevilere biraz daha küçültücü anlamda “fellah” denmesinin sebebi de bu.

Fakat kentleşme süreciyle birlikte bu insanlar geleneksel yerleşim alanlarından çıktılar ve kentlere yerleşmeye başladılar. Eğitim düzeyi arttı, sosyal ilişkiler değişti. Bugün özellikle Almanya ve Hollanda başta olmak üzere Avrupa’da ciddi bir Arap Alevi diasporasından söz edebiliriz. Böylece bu süreçle birlikte geleneksel topluluk yapısı zaten dönüşmeye başladı.

2023 depremleri bu sürece çok daha derin bir kırılma ekledi. Çünkü bu kez yalnızca insanların mekândan uzaklaşması değildi söz konusu olan, aynı zamanda bu mekânların tamamen ortadan kalktığı bir süreç meydana geldi. Evlerin, mahallelerin, türbelerin ve gündelik yaşam alanlarının kaybı elbette inancın ve hafızanın üretildiği toplumsal çevreyi de etkiledi.

“HAFIZAYI CANLI TUTAN ÇALIŞMALAR YAPILIYOR”

Bugün hafızayı korumaya ve yeniden üretmeye yönelik önemli sivil girişimler de var. Bunlara ilişkin ne söylemek istersiniz?

Dr. Sönmez Alvanoğlu Yolcu: Mesela Tuğçe Tezer Hoca’nın “Yürünebilir Tarih Turu”, “Beledna Hafıza Haritası”, 6 Şubat 2023 depremlerinde kaybedilen kişilerin hafızasını dijital ortamda yaşatmak amacıyla Şule Can ve Pınar Yeşiloğlu tarafından hayata geçirilen dijital bir belgeleme ve anma projesi olan “6 Şubat’ı Haritalandırmak: Sanal Bir Anıt” çalışması, kaybolan mekânları, insanları ve hikâyeleri farklı bir biçimde yeniden görünür kılmaya çalışıyor.

Aslında bütün bunlar bize hafızanın yalnızca fiziksel mekânlarda değil; anlatılarda, ritüellerde, gündelik pratiklerde ve insanlar arasındaki ilişkilerde de yaşamaya devam ettiğini gösteriyor.

Antakya biliyorsunuz tarih boyunca defalarca yıkılmış ve kendini var etmeyi başarmış. Tabiri caizse küllerinden doğmuş bir kent. Bugün de kaybettiklerimizi geri getirmek belki mümkün değil ama onların anısını yaşatmak, Antakya’nın toplumsal ve kültürel hafızasını korumak ve yeniden kurulma sürecinde kendi sözümüzü söylemek mümkün. Çünkü mesele yalnızca bir şehri yeniden inşa etmek değil ama o şehrin hafızasını, kimliğini ve birlikte yaşama kültürünü de geleceğe taşıyabilmek.

“ALEVİLERE YÖNELİK ‘ÖZEL’ BİR UYGULAMA VAR”

Antakya’da demografyanın değişmesi söz konusu. Alevi köylerinin ve mahallelerinin süreç içerisinde “acele kamulaştırma kararları” doğrultusunda “işgal edildiği” yönünde tepkiler var. Bu tür uygulamalarda mekânın kaybı zamanla tarihsel hafızanın kaybına yol açar mı? Yurttaşların bunların bilinçli yapıldığı yönündeki açıklamalarını ve eylemlerini de düşündüğümüzde ne söylersiniz?

Dr. Sönmez Alvanoğlu Yolcu: Deprem ilk günden “lütuf” olarak görüldü. Çünkü belki de devletin ya da iktidarın uzun süredir Arap Alevilere yönelik böyle bir düşüncesi ya da girişimi vardı. Deprem buna gerçekten inanılmaz bir zemin hazırladı. Ve deprem sonrası süreçte evet bunu görüyoruz. Yani özellikle Alevi yerleşim alanlarının bulunduğu bölgelerin tamamen dağıtılmasına yönelik ya da karma bir yapıya dönüştürülmesine yönelik bir çaba var. Bugün zaten özellikle Arap Alevilerin o mahalle dokusunun bozulup insanların TOKİ’ye yönlendirilmiş ve orada yaşamaya mecbur edilmesinin sebebi bu.

Diren KESER/MERSİN

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.