PİRHA- Alevilere yönelik son dönemde artan nefret söylemlerine tepkiler sürüyor. DİAYDER eski yöneticisi Mehmet Emin Arslan, eski milletvekili Altan Tan’ın Alevilere yönelik açıklamalarını “talihsizlik” olarak değerlendirerek, farklı inanç ve kimliklerin birbirine saygı göstermesi gerektiğini söyledi. Arslan, “Bugün Alevilere ‘Ali’siz Alevi’ desek, Sünnilere ‘sünnetsiz Sünni’ desek bunu kabul edebilir miyiz?” diye sordu.
Gazeteci Kemal Öztürk ile eski milletvekili Altan Tan’ın Alevileri hedef alan açıklamalarına yönelik tepkiler devam ediyor. DİAYDER (Din Alimleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği) İstanbul şubesi eski yöneticisi Mehmet Emin Arslan da söz konusu açıklamaları değerlendirdi.
Farklı inanç ve kimliklerin bir arada yaşadığı Ortadoğu’da birbirine karşı dışlayıcı ve ayrımcı bir dil kullanılmaması gerektiğini belirten Arslan, Alevilere yönelik nefret söylemlerinin yalnızca Alevileri değil, toplumun tamamını ilgilendiren bir sorun olduğunu ifade etti.
“SÜNNİLERE ‘SÜNNETSİZ SÜNNİ’ DESEK KABUL EDER MİYİZ?”
Altan Tan’ın Alevilere yönelik ifadelerini eleştiren Arslan, kullanılan tanımlamaların başka inanç gruplarına yöneltilmesi halinde ortaya çıkacak tabloya dikkat çekerek şöyle konuştu:
“Bugün biz Alevilere ‘Ali’siz Alevi’ desek, Sünnilere ‘sünnetsiz Sünni’ desek, Hazreti Muhammed’e mensup olan insanlara ‘Muhammed’siz toplum’ desek acaba bunu kabul edebilir miyiz? Tabii ki kabul edemeyiz.”
Ortadoğu’nun farklı din, mezhep ve meşreplerin bir arada bulunduğu bir coğrafya olduğunu vurgulayan Arslan, toplulukların birbirini dışlamak yerine karşılıklı saygı temelinde yaklaşması gerektiğini söyledi.
“MİLLETVEKİLLİĞİ YAPMIŞ BİRİNİN BU SÖZLERİ TALİHSİZLİKTİR”
Altan Tan’ın geçmişte milletvekilliği yapmış olmasına da dikkat çeken Arslan, bu konumda bulunan kişilerin kullandığı dilin daha fazla önem taşıdığını belirtti.
Arslan, “Bu tür açıklamaları özellikle milletvekilliği yapmış bir insanın, siyaset biliminde mahir olan bir insanın söylemesini ben şahsen bir talihsizlik olarak değerlendiriyorum” dedi.
Türkiye’nin yeni bir dönemin içerisinde olduğunu belirten Arslan, bu sürecin toplumun farklı kesimlerini dışlamadan yürütülmesi gerektiğini ifade etti.
Arslan, toplumsal bir yeniden inşa sürecine ihtiyaç olduğunu belirterek şunları söyledi:
“Bu inşa sürecinde, ülkenin vatandaşı olan her toplum; Alevi’siyle, Sünni’siyle, Kürt’üyle, Türk’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle herkesin eşit değerler etrafında toplanması ve bir kuvvet haline gelmesi gerekiyor. Bugün bazılarını toplumun dışında, barışın dışında bırakmak gerçekten bir talihsizliktir.”
“1924’TE KÜRTLER VE ALEVİLER DIŞARIDA BIRAKILDI”
Arslan, dışlayıcı politikaların geçmişte yarattığı sonuçlara da dikkat çekti. Cumhuriyetin kuruluş dönemine ilişkin değerlendirmesinde Kürtler ve Alevilerin dışarıda bırakıldığını savunan Arslan, bunun hem toplum hem de devlet açısından uzun süreli sorunlara yol açtığını belirtti.
Arslan, “Nitekim Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra 1924’lerde bir kanun oluştu. Kürtler ve Aleviler dışarıda bırakıldı. Bu insanlar bugüne kadar ızdırap çektiler, ne devlet rahat etti ne de onlar rahat etti. Bugün de aynı düşünce eğer tekrarlanıyorsa aynı şeyler tekerrür eder” ifadelerini kullandı.
“MAZLUM TOPLULUKLAR DAYANIŞMA İÇİNDE OLMALI”
DİAYDER ile Alevi kurumlarının ortak tutum alıp alamayacağı yönündeki değerlendirmesinde ise Arslan, farklı kesimlerin dayanışma içerisinde olması gerektiğini söyledi.
Arslan, “Benim düşüncem mutlaka olması gerekiyor. Çünkü hakkı gasp edilmiş, kanunlar dışı bırakılmış, benliğini kaybetmiş, dilini kaybetmiş, ibadet şekli yasaklanmış toplulukların mutlaka bir araya gelerek birbirleriyle dayanışma içerisinde olmaları gerekiyor” dedi.
Toplulukların birbirinden uzaklaştırılmasının iktidarların işine yaradığını ifade eden Arslan, “Zaten iktidarların meselesi de odur. İktidarlar onları ayrıştırır. Ayrıştırdıktan sonra da bu insanları bertaraf eder. Tarih bunun şahididir” diye konuştu.
“BU BARIŞ SÜRECİNDE BARIŞI SABOTE ETME MANTIĞIDIR”
Arslan, Kemal Öztürk’ün Arap Alevilere yönelik katliam çağrışımı yaratan sözleri, Altan Tan’ın Alevilere ilişkin açıklamaları ve ardından İmralı’da gerçekleştirildiği öne sürülen ancak heyet tarafından yalanlanan görüşmeye ait olduğu belirtilen tutanağın art arda gündeme gelmesini de değerlendirdi.
Bu gelişmelerin barış sürecini sabote etmeye yönelik bir yaklaşım olduğunu söyleyen Arslan, “Birileri bazılarını ötekileştirerek kendi elini güçlü tutmaya çalışıyor. Alevileri ötekileştirmek değil, onları katliamlara bırakmak değil, yaşam hakkı İslam’ın ilk ilkesidir” ifadelerini kullandı.
“KATLİAMI ÇAĞRIŞTIRAN SÖZLER SORGULANMALI”
Kemal Öztürk’ün Suriye’de yaşayan Arap Alevilerine yönelik sözlerine de değinen Arslan, bu tür ifadelerin hukuki ve toplumsal açıdan sorgulanması gerektiğini söyledi.
Arslan, “Nusayrilerin katliamı yapılsa yeridir deniliyor, sonra da inkâr ediliyor. Bu insanlar sorguya tabi tutuldular mı? Tutulmaları gerekiyor. Çünkü bu topraklar kana doydu. Artık bu topraklarda kanın dökülmemesi gerekiyor” dedi.
“BARIŞI İLKE HALİNE GETİRMEMİZ GEREKİYOR, SAVAŞI DEĞİL”
Ortadoğu’da uzun yıllardır savaş, katliam, tehcir ve inkâr politikalarının yaşandığını belirten Arslan, çözümün barışın temel bir ilke haline getirilmesinden geçtiğini söyledi.
“Hiçbir zaman Orta Doğu’ya barış gelmedi. Sürekli bu topraklarda savaş, katliam, gözyaşı, tehcir, inkâr, imha meseleleri vardır. O zaman bizim ne yapmamız gerekiyor? Barışı ilke haline getirmemiz gerekiyor, savaşı değil” diyen Arslan, sözlerini şöyle tamamladı:
“Dileğim odur ki ülkemizin her ferdi barışa ulaşır. Kan, gözyaşı, annelerin feryatları biter, ülkemiz bir cehennemden cenneti andıran bir ülke şekline gelir. Hepimiz bu ülkede rahat ederiz. Dilerim ki kardeşçe yaşamayı, hukukun üstünlüğü ve temel değerlerin etrafında toplanmayı Allah bize nasip eder.”
Fırat ALTINTAŞ/İSTANBUL
Yoruma kapalı.