PİRHA – 12 Eylül askeri darbe döneminde tutuklanan ve uzun yıllar cezaevinde yaşayan Zeynel Özen ve eşi Serpil Özen ile 12 Eylül’ün karanlığını ‘Taş Yastık’ kitabından anlattı. Sosyal, siyasal ve kültürel olarak yaşananların aktarıldığı kitabın, tüm geliri, ihtiyaç sahibi kız çocukların okuması için kullanılacak.
Serpil ve Zeynel Özen’in ‘Taş Yastık’ kitabı Phoneix yayınlarından çıktı. Kibar Özkan Bektaş’ın yaptığı söyleşi, anı-anlatı kategorisinde yayımlanan kitabın tüm geliri ihtiyacı olan kız çocuklarını okutmak için kullanılacak.
Kamu emekçisi olan Özen çifti, 12 Eylül askeri darbesinden nasibini almış ve o karanlık süreci bin bir zorlukla atlatabilmiş. O süreci yaşayan binlerce insandan bir olan Özen çifti kendi hikayesini tarihe not düşmek, bir hafızayı diri tutmak amacıyla ‘Taş Yastık’ kitabında anlattı.
“TAŞ YASTIK O GÜNLERİ ÇAĞRIŞTIRSIN”
Kitabın ortaya çıkış hikayesini ilk olarak Serpil Özen’den dinliyoruz. 12 Eylül askeri darbesinden kaçarak dağlara sığınan Özen, oğlu Ahmet’le birlikte küçük bir mağarada yaşadıklarını, mağarada bulunan taşı yastık yaptıklarını belirterek, “Çünkü bu mağara bizim zor zamanlarımızı, kaçak olduğumuz zaman yaptığımız mağaranın resmi. Kalacağımız yer çok dar, yatağımız, yorganımız yoktu. Taştan yastık yaptık, çocuğumuzu aramıza aldık. Ve kitabın adına taş yastık dedik ki o o günler çağrıştırsın” diye konuştu.
Serpil Özen, kitapta birçok insanın kendi hikayesini bulacağını belirterek, çocuklarına ve tarihe bir anı olarak kalmasını istedi.
Serpil Özen’i dinlerken ayrı bir hikayeyle karşılaşıyoruz. Ege’de doğup büyüyen Serpil, 16 yaşında Zeynel Özen ile tanıştığında o yıl Alevi olduğunu da öğreniyor. Ege’de başlayan hikaye Maraş’ın dağ köylerinde yapılan kamu hizmetiyle devam ederken 12 Eylül askeri darbeyle aslında hayatları tamamen değişiyor.
“12 EYLÜL’DE KADINLAR DA ÇOK ZORLUK ÇEKTİ”
12 Eylül’de çok sıkıntılar yaşadıklarını belirten Serpil Özen, “Zeynel uzun süre işkencede kaldı ama dışarıda da benim ilk hayat deneyimimdi. İlk kez cezaevine girdiğinde kendimi o kadar çok kötü hissettim ki yapayalnızsın yirmi iki yirmi üç yaşında gencecik iki çocuk annesiydim ve ne yapacağımı bilmiyordum. Maaşımı bile ben kendim almıyordum. Ve o gidince ben bir iki hafta kendime gelemedim. Ne yaşadığımı anlayamadım. Ama ayaklarının üstünde durman gerekiyor. İki çocuğuna bakman gerekiyor ve kendi psikolojini unutuyorsun o anda. Sadece ona odaklanıyorsun. Uzun süre çalışıp çocuklarıma baktım ve babamdan yanıma gelmesini istedim. Babam Zeynel cezaevinden çıkıncaya kadar yanımda kaldı” diye konuştu.
“İYİ Kİ MÜCADELE ETMİŞİM”
12 Eylül ve sonrasında kadınların yaşadığı zorluklara değinen Özen, “Kadınlar önce kendine güvenmesi gerekiyor. Yani ben orada kendime güvenmeseydim, kendimi kendim olarak yaşamasaydım, başaramayacaktım. Ama kadınlar mücadeleci bir yapıya sahip. Ben ona inanıyorum. Yani sadece yaşamak için, sadece hayat mücadelesiyle geçti ömrüm. Ama daha sonra böyle her şeyi başardıktan sonra, geriye dönüp baktığımda ‘iyi ki mücadele etmişim, iyi ki pes etmemişim, iyi ki çocuklarımı yalnız bırakmamışım’ dedim” diyerek, mücadelenin önemine vurgu yaptı.
“KİTABIN GELİRİYLE DAHA ÇOK KIZ ÇOCUĞUNA ULAŞACAĞIM”
Okumak için çok zorluk çeken Serpil Özen, yatılı okulda okuduğunu ve bu sebeple de özelikle kız çocuklarının okuması için yılardır destek olduğunu söylüyor:
“Kız çocuklarının okuması gerekiyor. Erkeklerin ne olursa olsun bir şekilde hayatını idame ediyor ama yoksul, kimsesiz kız çocuklarının okuması zor. Bir kız çocuğunun hayatını kurtarabilirsem ne mutlu bana. 10-15 yıldır kız çocuğu okutuyorum. Yani önce çevremdeki yardıma muhtaç ailelere destek oldum. Şimdi de bu kitabım geliriyle inşallah daha fazla kız çocuklarına ulaşabilirim. Onların eğitimine katkıda bulunabilirim. Ve herkese de çağrımdır: Bir kız çocuğunun hayatını kurtarsınlar.”
Özen son olarak, kadınların birlikte mücadele etmesi gerektiğini belirterek, “Kadınlar birbirini kurdu değil yurdu olması gerekiyor” dedi.
“12 EYLÜL’DE İŞKENCEDEN GEÇMEYEN KİMSE YOK”
12 Eylül askeri darbesinden etkilenmeyen, işkence görmeyen çok az insanın olduğunu belirten Zeynel Özen, o sürece dair şunları söyledi:
“O zaman herkesi içeri aldılar. 12 Eylül’de içeri girmemize sebep olarak Maraş Katliamı ve Alevi kimliğimiz. Biz hiç bir zaman biat etmedik. Babam da yattı, kardeşlerim de yattı. 12 Eylül öncesi Maraş’a gelene kadar bir sürü katliam yaşandı. Mesela Erzincan, Malatya ve Kırıkhan var. Mevcut devlet mevcut devlet yani iktidar ülkeyi yönetemiyor. Ne yapmak lazım? Hepsinin üzerinden bir geçmek lazım. Aslında katliamlarla 12 Eylül’ün hazırlığı yapılıyor.”
O süreçte dağ köylerinde öğretmenlik yaptığını ifade eden Özen, 12 Eylül’de çember daralınca Toroslar’da bulunan küçük bir mağaraya sığınarak, üç ay yaşadığını ve çok zorluk çektiğini söyledi.
12 Eylül’de yakalanıp işkence gördüğünü ve uzun yıllar cezaevinde kaldığını dile getiren Özen, kitapta 70’li yıllardan itibaren sosyal, siyasal ve kültürel olarak neler yaşandığını özetlemeye çalıştığını kaydederek, önemli olanın direnmek ve mücadele etmek olduğuna vurgu yaptı.
“TARİHE BİR NOT DÜŞMEK İÇİN”
Her gün yeni bir başlangıç ruhuyla karşıladıklarını kaydeden Özen, “Direnmezsen yaşama şansın da yok. Cezaevinde de eğer direniş kaybederse yaşama şansın yok” diye konuştu.
Zeynel Özen, biyografiden ziyade o dönemde yaşananları tarihe bir not düşmek için yazdıklarını söyledi.
Semra ACAR/DİDİM
Yoruma kapalı.