PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri kapsamında düzenlenen “Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Alevi Bektaşi Örgütlenmesi” panelinde Alevi kurumlarının temsilcileri, örgütlenmenin geçmişten bugüne yaşadığı dönüşümü ve geleceğini tartıştı. Panelde Alevilerin ortak hak ve kimlik mücadelesinin büyütülmesi, farklılıkların korunarak ortaklaşılması ve örgütlenme modelinin çağın ihtiyaçları doğrultusunda yeniden ele alınması gerektiği vurgulandı.
Hacıbektaş’ta düzenlenen “Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Alevi Bektaşi Örgütlenmesi” panelinde Alevi örgütlerinin geçmişten bugüne yürüttüğü mücadele, kentleşmeyle birlikte değişen örgütlenme biçimleri, cemevlerinin işlevi, devlet-Alevi ilişkileri ve yeni örgütlenme modelleri ele alındı.
Mustafa Özcivan’ın moderatörlüğünü yaptığı panelde ABF Genel Başkanı Mustafa Arslan, PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, AKD Genel Başkanı Seher Şengül Yılmaz, HBVAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez ve ADFE Genel Başkanı Zeynel Abidin Koç yer aldı. Konuşmalarda Alevi toplumunun tarihsel mücadeleyle elde ettiği kazanımlara dikkat çekilirken, mevcut örgütlenme biçimlerinin ihtiyaçlar doğrultusunda yeniden tartışılması, Aleviliğin çok kimlikli ve çok dilli yapısının korunması, kadınların ve gençlerin karar mekanizmalarında daha fazla yer alması ve ortak talepler etrafında birlikte mücadele edilmesi gerektiği ifade edildi.
ÖZCİVAN, ANMA TÖRENLERİNİN TARİHSEL SÜRECİNİ ANLATTI
Panelin açılışında konuşan Mustafa Özcivan, Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri’nin geçmişine ilişkin bilgi verdi.
1957 yılında Ankara’daki Büyük Sinema’da Aşık Veysel’in de aralarında bulunduğu Alevi ozanlarının verdiği konseri anlatan Özcivan, bu süreçte Hacıbektaş Dergâhı’nın durumunun dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar’a iletildiğini aktardı. Özcivan, ardından Hacıbektaş Dergâhı’nın restorasyon sürecinin 1957’de başladığını ve 1964 yılında tamamlandığını söyledi.
Özcivan, 1964’te başlayan anma törenlerinin sonraki yıllarda farklı bir içerik kazandığını, 1980 askeri darbesinin ardından bir süre kaymakamlık tarafından gerçekleştirilen etkinliklerin 1984 yılından itibaren belediyeye devredildiğini anlattı.
1994’TEKİ ALEVİ-BEKTAŞİ TEMSİLCİLER MECLİSİ’Nİ HATIRLATTI
Alevi örgütlenmesinin tarihsel gelişimine de değinen Özcivan, farklı dönemlerde kurulan dernek, vakıf ve Alevi kurumlarından örnekler verdi.
1994 yılında Hacıbektaş’ta yapılan toplantının ardından Alevi kurumlarının Şahkulu’nda bir araya geldiğini anlatan Özcivan, 18-19 Kasım 1994 tarihlerinde yapılan toplantıda Alevi-Bektaşi Temsilciler Meclisi’nin oluşturulduğunu aktardı.
Bu örgütlenmenin arkasında uzun yıllara yayılan bir emek olduğuna dikkat çeken Özcivan, “Bu 32 yıllık emek az değil. Belki artık bu örgütlenmenin sonuna gelmiş olabilir. Konsept değiştirmek gerekir ama bu 32 yıllık emek Alevi örgütlenmesinin temelidir” dedi.
“NASIL BİR ÖRGÜTLENME MODELİNE GEÇMEMİZ GEREKİR?”
Alevi örgütlenmesinin bugün geldiği noktanın yeniden tartışılması gerektiğini ifade eden Özcivan, panelin temel sorusunu şöyle ortaya koydu:
“63 yıl önce başlayan örgütlenme STK şeklindeydi. Bugün bu örgütlenme misyonunu tamamlamış olabilir. Cumhuriyetin ikinci yüzyılında ne yapmamız, nasıl bir örgütlenme modeline geçmemiz gerekir?”
Özcivan, Alevilerin yurt içinde ve dışında lobi ve diplomasi faaliyetlerini geliştirmesi ve ekonomik anlamda da örgütlenmesi gerektiğini belirterek, “Her şeyi peşinen reddetmemek, istemezlik noktasında değil diplomatik bir mücadele vermek gerekir” ifadelerini kullandı.
GEÇMEZ: ALEVİLER EŞİT YURTTAŞLIK, LAİKLİK, ADALET VE BARIŞ İSTİYOR
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez de Alevi örgütlenmesinin geçmişten bugüne yürüttüğü mücadeleye dikkat çekti. Alevi örgütlerinin Türkiye’nin demokratikleşmesi, hukuk devleti ilkesinin hayata geçirilmesi ve adaletin sağlanması için uzun yıllardır mücadele yürüttüğünü belirten Geçmez, bu süreçte yöntemlerin değişebileceğini ancak Alevi yolunun temel değerlerinin değişmeyeceğini söyledi.
Geçmez, geçmişte devletin Hacı Bektaş Veli Anma Etkinliklerini Aleviliği kendi politikaları doğrultusunda tanımlamanın bir aracı haline getirmeye çalıştığını belirterek, bunun Alevi toplumunun kendi içindeki çeşitliliğini ortadan kaldırmaya ve Aleviliği belirli bir kimliğe indirgemeye yönelik olduğunu ifade etti.
Aleviliğin herhangi bir etnik kimlikle sınırlandırılamayacağını vurgulayan Geçmez, “Alevilik Türklük, Kürtlük, Ermenilik değildir. Alevilik bir inançtır ve her milletin içerisinde vardır” dedi.
Alevi örgütlerinin yıllardır dile getirdiği talepleri sıralayan Geçmez, şöyle konuştu:
“Alevi örgütleri eşit yurttaşlık istiyordu. ‘Aleviler vardır, Alevilik haktır’ diyordu. Zorunlu din derslerini kaldırın diyordu. Aleviler cemevlerini talep ediyordu. Aleviler hukuk, adalet, kamusal eşitlik ve laiklik istiyordu. Demokratik bir anayasa istiyordu. Aleviler barış istiyordu, toplumsal yüzleşme istiyordu.”
Geçmez, bu talepleri dile getiren Alevi örgütlerinin geçmişte hem Alevi toplumu hem de Türkiye kamuoyu nezdinde marjinalleştirilmeye çalışıldığını ifade etti.
KOÇ: ALEVİLERİN İNANÇSAL ÖRGÜTLÜLÜĞÜ BİNLERCE YILDIR VAR
Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Zeynel Abidin Koç, Alevilerin inançsal örgütlenmesinin binlerce yıllık bir geçmişe sahip olduğunu belirterek, kentleşmeyle birlikte sivil toplum örgütlenmesine geçişin bir ihtiyaç olarak ortaya çıktığını söyledi.
Alevi toplumundaki geleneksel örgütlenmenin dede-talip-rehber ilişkisi üzerinden bugüne taşındığını ifade eden Koç, “Bizim inançsal örgütlülüğümüz binlerce yıldır var. Dede, talip, rehber ilişkisi olarak binlerce yıldır sürüyor. İnançsal açıdan da bugüne kadar örgütlerimiz hiçbir sorun yaşamadı. Fakat şehirleşmeyle beraber sivil toplum örgütleri üzerinden bir örgütlenme modeline geçiş mecburi ve zaruri hale geldi” dedi.
Koç, Alevilerin kentlere göç etmesiyle birlikte özellikle cenaze erkânlarını kendi inançlarına uygun biçimde gerçekleştirebilecekleri mekânlara duyulan ihtiyacın cemevlerinin ve Alevi örgütlenmesinin gelişmesinde önemli rol oynadığını anlattı.
1985 yılında Hakk’a yürüyen dedesinin cenazesini camiden kaldırmak zorunda kaldıklarını anlatan Koç, Alevilerin kendi cenaze erkânlarını yürütebilecekleri cemevlerine duyulan ihtiyacın örgütlenmeyi hızlandırdığını söyledi.
“CEMEVLERİNİ KURARKEN BAŞKA MODELLERİ ÖRNEK ALDIK”
Alevi sivil toplum örgütlenmesinin yaklaşık 35-40 yıllık bir geçmişe sahip olduğunu ifade eden Koç, bu süreçte yanlış ve eksik uygulamaların da ortaya çıktığını söyledi.
Cemevlerinin kuruluş sürecinde başka inançlara ait yapıların örnek alındığını belirten Koç, “Cemevleri yaparken bile birbirimizden farklı modelleri ve farklı inançsal modelleri içine yerleştirdik. Örnek aldığımız bütün yapılar cami örnekleridir. Camilerde kubbe var, bizde de var. Camilerde abdesthane var, bizde de var. Camilerde cami hocası var, bizde de cenaze hocası var. Yani bir tek ismi cami ile cemevi farklılığı vardı” diye konuştu.
Koç, son 10 yılda yürütülen çalışmalarla bu anlayışın değiştirilmeye başlandığını da ifade etti.
ŞENGÜL YILMAZ: FARKLI KURUMLARIN OLMASI BİR ARADA OLMADIĞIMIZ ANLAMINA GELMİYOR
Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Seher Şengül Yılmaz, Alevi örgütlerinin geçmişten gelen önemli bir mücadele mirasını taşıdığını belirterek, yeni örgütlenme modellerinin tartışılması gerektiğini söyledi. Çağın gereksinimlerine uygun hareket edilmesi ve yeni kuşaklarla bağ kurulması gerektiğini ifade eden Yılmaz, Alevi örgütlerine yönelik eleştirilerin de doğru yöntemlerle yapılması gerektiğini vurguladı.
Alevi toplumunun da örgütlenme konusunda kendisiyle yüzleşmesi gerektiğini belirten Yılmaz, geçmişte insanların etkinliklere herhangi bir karşılık beklemeden katıldığını, bugün ise ulaşım, yemek ve konaklama gibi beklentilerin öne çıkabildiğini söyledi. Devletin sahip olduğu maddi olanaklarla Alevi toplumuna yönelik faaliyet yürüttüğüne dikkat çeken Yılmaz, “Biraz da aynayı herkes kendine çevirmeli” dedi.
“BİZ BİR ARADAYIZ”
Alevi örgütlerinden bir yandan ülkedeki gelişmelere ilişkin söz kurmasının beklendiğini, diğer yandan “İnançla ilgilenin, her şeye söz kuruyorsunuz” eleştirilerinin yöneltildiğini ifade eden Yılmaz, farklı Alevi kurumlarının bulunmasının parçalanmışlık anlamına gelmediğini söyledi.
Yılmaz, “Farklı farklı kurumların olması bizim bir arada olmadığımız anlamına gelmiyor. Hayır, bir aradayız. Üstelik Alevi hareketinin son sürecinin en uyumlu, en ahenkli çalışan örgütlenme durumu şu anda bizde var” diye konuştu.
“YENİ ÖRGÜTLENME MODELİNİ TOPLUMLA BİRLİKTE TARTIŞMAK LAZIM”
Alevi örgütlerinin tek çatı altında toplanması ya da konfederasyon kurulması yönündeki çağrılara da değinen Yılmaz, yeni bir modelin “yaptım oldu” anlayışıyla kurulamayacağını belirtti.
Yılmaz, “Bir konfederasyona Türkiye Alevi Hareketi hazır mı? Bunu önce akillerle, akademisyenlerle, toplumla, dedelerle, analarla, pirlerle, ocaklarla konuşmak, tartışmak lazım” dedi.
Alevi-Bektaşi Temsilciler Meclisi konusunda bir çalışma başlattıklarını belirten Yılmaz, bu tartışmanın sonunda farklı örgütlenme modellerinin ortaya çıkabileceğini ifade ederek, “Belki de bu çalışmanın sonunda bir konfederasyon doğabilir. Her şey olabilir. Ama denemek lazım” diye konuştu.
“DEVLETLE GÖRÜŞMEKTEN KAÇMIYORUZ”
Alevi örgütlerinin devlet kurumlarıyla görüşmeye karşı olduğu yönündeki eleştirileri de yanıtlayan Yılmaz, Milli Eğitim ve İçişleri bakanlarıyla görüştüklerini, gerektiğinde Adalet Bakanı ve Cumhurbaşkanı ile de görüşebileceklerini söyledi.
Yılmaz, “Belirli ilkeler çerçevesinde, kamuya ve toplumumuza açık görüşmeler elbette yapabiliriz. Görüşme ve taleplerimizi iletme konusunda bir problemimiz yok” ifadelerini kullandı.
Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın devletin olanaklarını kullanarak Anadolu’nun köylerine kadar ulaşabildiğini belirten Yılmaz, Alevi örgütlerinin aynı ekonomik olanaklara sahip olmadığını söyledi. Yılmaz, bu nedenle Alevi toplumunun kendi köylerine, cemevlerine ve örgütlerine daha fazla sahip çıkması gerektiğini vurguladı.
“ALEVİ HAREKETİNİ SOKAKTAN VE ALANLARDAN ÇEKMEYE ÇALIŞIYORLAR”
Alevi örgütlerinin yalnızca bürokratik ilişkiler içerisine çekilmek istendiğini savunan Yılmaz, “Demokratik kitle örgütlerini, dolayısıyla Alevi hareketini sokaklardan, alanlardan çekmeye çalışıyorlar. Biz sözümüzü her meydanda kurmaya devam edeceğiz. Her platformda mücadelemizi yürütmeye devam edeceğiz. Diplomasiden kaçtığımız yok. Belirli ilkeler çerçevesinde diplomasiyi de yürüteceğiz” dedi.
“KADINLARA VE GENÇLERE DAHA ÇOK FIRSAT VERELİM”
Alevi örgütlenmesinde kadınların konumuna da değinen Yılmaz, Alevi inancının kadına yaklaşımı konusunda bir sorun olmadığını ancak örgütlenme içerisinde kadınların zaman zaman ötekileştirildiğini söyledi.
“Yol anadan yürür” diyen Yılmaz, “Alevilerin kadına bakışını değiştirmek yine sanıyorum biz kadınlara kaldı. Bizler yönetimlerde, karar mercilerinde görevler alacağız” ifadelerini kullandı.
Yılmaz, Alevi örgütlerinin gençleşmesi gerektiğine de işaret ederek, “Kadınlara, örgütlerimizin içerisinde gençlere daha çok fırsat verelim. Örgütlerimizin gençleşmesi için emek verelim, mücadele edelim” çağrısında bulundu.
ERÇE: ALEVİ OLDUĞUNU SAKLAYAN BİR TOPLUMDAN ‘ALEVİLER VARDIR, ALEVİLİK HAKTIR’ DİYEN BİR TOPLUMA GELDİK
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Alevi örgütlenmesinin bugünkü durumunu değerlendirirken, eleştirilerin yanı sıra örgütlü mücadelenin kazanımlarının da görülmesi gerektiğini söyledi.
Geçmişte özellikle büyük kentlere giden Alevilerin kimliklerini gizlemek zorunda kaldığını hatırlatan Erçe, kendi kuşağının “Alevi olduğunu söyleme, kendini belli etme” uyarılarıyla büyüdüğünü anlattı.
Bugün gelinen noktanın önemli bir kazanım olduğunu vurgulayan Erçe, “Geldiğimiz aşamada çocuklarımız, bizler her yerde ‘Aleviler vardır, Alevilik haktır’ diye bağırıyor. ‘Biz Aleviyiz’ diyoruz. Bu başarı değil de nedir?” diye konuştu.
“CEMEVLERİNİ KENDİ LOKMALARIMIZLA YAPTIK”
Kentlere göçün ilk dönemlerinde Alevilerin cenazelerini kendi inançlarına uygun biçimde kaldırabilecekleri cemevlerinin bulunmadığını hatırlatan Erçe, bugün birçok yerde cemevlerinin bulunduğuna dikkat çekti.
Erçe, “Şehirlerde, göç ettiğimiz kentlerde bir tane cemevi yoktu. İnsanlarımız Hakk’a yürüyen canlarını ya kapılarının önünde perde gererek yıkıyordu ya da camilere götürüyordu. Şimdi cemevlerimizde önemli ölçüde bu hizmetler yürüyor” dedi.
Alevi köylerinde de çok sayıda cemevi yapıldığını belirten Erçe, bunların önemli bölümünün devlet desteğiyle değil, özellikle yurtdışında yaşayan Alevilerin katkıları ve toplumun lokmalarıyla oluşturulduğunu söyledi.
Bu kazanımların Alevi toplumuna verilmiş bir “lütuf” olmadığını vurgulayan Erçe, “Hepsini söke söke aldığımız haklarımız. Bunları kullanabilmek adına inanılmaz bedeller ödeyerek kazandığımız haklarımız” ifadelerini kullandı.
“ALEVİ ÖRGÜTLENMESİNİN BÜYÜK BİR ROLÜ VAR”
Alevi toplumunun elde ettiği kazanımlarda örgütlü mücadelenin önemli payı olduğunu belirten Erçe, Alevi hareketinin tarihindeki sıçramaların büyük bölümünün katliamların ve yaşanan acıların ardından gerçekleştiğini söyledi.
2 Temmuz 1993 Sivas Madımak Katliamı’nın bu açıdan önemli bir dönüm noktası olduğunu ifade eden Erçe, katliamın ardından Alevilerin hem kimlik mücadelesinde hem de insan hakları ve demokratik haklar mücadelesinde önemli bir örgütlenme sürecine girdiğini kaydetti.
Erçe, “Keşke bu acılar çekilmeseydi, keşke bu katliamlar yaşanmasaydı. Ama onlar en ağır bedeli ödeyerek bizlere örgütlenmemiz, bir araya gelmemiz ve kimlik mücadelemizi büyütmemiz gerektiği mesajını da verdiler” dedi.
“BÜTÜN ASİMİLASYON POLİTİKALARINA RAĞMEN BU TOPLUM DİRENİYOR”
Alevi örgütlenmesinin asimilasyon politikalarına karşı da önemli bir işlev gördüğünü belirten Erçe, zorunlu din derslerinden farklı uygulamalara kadar yürütülen politikalara rağmen Alevi toplumunun önemli bir bölümünün direnmeye devam ettiğini söyledi.
Erçe, “Demokrasiden, özgürlükler mücadelesinden vazgeçmiyor. Kadın mücadelesinden vazgeçmiyor. Çevre mücadelesinden vazgeçmiyor. Laiklik mücadelesinden vazgeçmiyor. Barış ve emek mücadelesinden vazgeçmiyor. Bütün çabalarına rağmen değiştiremediler Alevileri. Her türlü asimilasyon politikasına rağmen değiştiremediler. Bu toplum direniyor” diye konuştu.
“İMAMLARLA YAPAMADIKLARINI SÖZDE DEDELERLE YAPMAYA ÇALIŞTILAR”
Alevi toplumunun zorunlu din dersleri ve imamlar aracılığıyla dönüştürülemeyeceğinin görülmesinin ardından farklı yöntemlerin devreye sokulduğunu savunan Erçe, şöyle devam etti:
“Bu toplumu zorunlu din dersleriyle, imamlarla değiştiremeyeceklerini anlayanlar, toplumu kendi içinden devşirdikleriyle değiştirme yoluna başvurdular. İmamlarla bu işi halledemiyorsak sözde dedelerle halledelim dediler. Camilerle halledemiyorsak, bu toplumu camilere benzeyen cemevleriyle yapalım dediler.”
Cami-cemevi projelerinin de bu yaklaşımın sonucu olduğunu savunan Erçe, yapılan cemevlerinin önemli bir bölümünün uzun süre İslami motiflere göre şekillendirildiğini söyledi.
ARSLAN: ÖNCE ORTAK HAK VE KİMLİK MÜCADELESİNİ KONUŞMALIYIZ
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Arslan, Alevilerin örgütlenme modeline ilişkin tartışmaların yalnızca dernek, vakıf, federasyon ya da konfederasyon biçimleri üzerinden yürütülmesinin yeterli olmadığını söyledi.
Türkiye’de örgütlenmenin mevcut yasalarla belirlenen hukuki biçimler içerisinde gerçekleştiğini belirten Arslan, asıl tartışılması gereken konunun bu yapıların nasıl işleyeceği olduğunu ifade etti. Alevi inancındaki “rızalık” ilkesinin kurumların yönetim anlayışına da yansıması gerektiğini söyleyen Arslan, seçim ve delegasyon sisteminden yönetici belirleme yöntemlerine kadar yeni modellerin tartışılabileceğini kaydetti.
Arslan, “Alevilerde, inançları gereği her şeyde rızalık isteyen Aleviler; Alevi kurumlarında yöneticilik yapanların, seçimlerin, delegasyonun, üyelerin yarışmadığı, birlikte rızalık alıp verdiği, muhabbetini kurduğu, dönemine ve ihtiyacına göre bir kadro belirleme yöntemi yapabilir mi? Bunu konuşmak lazım. Model dediğiniz belki bu olur” dedi.
“CEMEVLERİNİN MODELİNİ KONUŞMALIYIZ”
Cemevlerinin işlevinin de yeniden ele alınması gerektiğini ifade eden Arslan, cemevlerinin yalnızca inançsal alanlar mı, sosyal ve kültürel merkezler mi, yoksa toplumun farklı ihtiyaçlarını karşılayan yaşam alanları mı olacağının tartışılması gerektiğini söyledi.
Cemevlerinde yürütülen inanç hizmetlerine de değinen Arslan, ocak, pir ve talip ilişkisiyle bağ kurmadan gerçekleştirilen cemlerin sorunlu olduğunu savundu. Cemevlerinde görgü cemi gibi erkânların mevcut yöntemlerle yürütülemeyeceğini belirten Arslan, halka çağrı yapılarak ve o gün müsait olan bir dedenin davet edilmesiyle gerçekleştirilen cem pratiğini eleştirdi.
Arslan, “Cemevlerinde inançsal ritüellerle ilgili modelin nasıl değiştirilip dönüştürüleceğini konuşabiliriz” dedi.
“ALEVİLİĞİN ÇOK KİMLİKLİ VE ÇOK DİLLİ OLDUĞUNU UNUTTUK”
Devletin Alevileri tekleştirmeye yönelik politikalarına karşı çıkarken Alevi kurumlarının da kendi içerisinde tekçi bir anlayış üretmemesi gerektiğine işaret eden Arslan, Alevi toplumunun çok kimlikli ve çok dilli yapısına vurgu yaptı.
Arslan, “Bizi değiştirip dönüştürmeye çalışan anlayışa karşı biz de kendi anlayışımızı dayatmaya başladık. Bu inancın mensuplarının çok kimlikli ve çok dilli olduğunu unuttuk” diye konuştu.
Suriye’de Alevilere yönelik yaşananları da hatırlatan Arslan, Aleviliğin yalnızca belirli bir etnik kimlik üzerinden tarif edilemeyeceğini belirterek, “Çok kimlikliyiz ve çok dilliyiz. Bu çok kimlikliliği ve çok dilliliği bir arada tutacak modeli konuşmaya ihtiyacımız var” ifadelerini kullandı.
“BÜTÜN ÇEŞİTLİLİĞİMİZLE NASIL BİR ARAYA GELECEĞİMİZİ KONUŞMALIYIZ”
Alevilerin dernekler, vakıflar, federasyonlar ve Avrupa’da konfederasyonlar kurduğunu hatırlatan Arslan, buna karşın Alevi adı altında çok sayıda farklı yapının ortaya çıktığını söyledi.
Bu nedenle mevcut örgütlenme biçimlerinin ötesinde ortak ilkeler etrafında buluşmanın yollarının aranması gerektiğini ifade eden Arslan, “Bizim bütün bu renkliliği, bütün bu çeşitliliği ilkeler bazında nasıl bir araya getirip birlikte Alevi hak mücadelesi vereceğimizi konuşmaya ihtiyacımız var” dedi.
“ALEVİLER ÖNCE KİMLİK VE HAK MÜCADELESİNİ KAZANMALI”
Alevilik üzerine yürütülen teolojik tartışmaları da eleştiren Arslan, Alevi toplumunun öncelikli meselesinin kimlik ve hak mücadelesi olduğunu söyledi.
Arslan, “Siz önce yaşadığınız ülkede kimliğinizi kazanın, haklarınızı kazanın. Sonra işin akademisyenleri, teologları, dedeleriniz, pirleriniz, mürşitleriniz, yol ulularınızın kelamlarını önünüze alır, bunun üzerine teolojik tartışma yaparsınız. Ama kendi içinizde” ifadelerini kullandı.
Sosyal medya üzerinden herkesin Aleviliğe ilişkin bir tanım ortaya koymasının Alevi toplumunu ortak mücadeleden uzaklaştırdığını savunan Arslan, devletin de Aleviler arasındaki farklılıkları “Aleviler kendi aralarında anlaşamıyor” söylemine gerekçe yaptığını ifade etti.
Arslan, örgütlenme tartışmalarında temel meselenin ortak talepler etrafında buluşmak olduğunu vurgulayarak konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Model tartışacaksak, bu modelin önce bu topraklarda kimlik mücadelesi vermeye ihtiyacımız olduğunu; bunun üzerinden nasıl bir hak mücadelesi vereceğimizi, ortak taleplerimizle nasıl bir arada olup birlikte bir güç olacağımızı konuşmaya ihtiyacımız var. Model bu.”
PİRHA/HACIBEKTAŞ
Yoruma kapalı.