PİRHA- Tarihçi Akın Onur Bazkara, Narlıdere’nin Tahtacı Alevi geçmişini arşiv fotoğrafları ve saha çalışmalarından elde edilen bilgiler üzerinden anlattı. Ocak merkezinde 1960’lı yıllardan bu yana süreğin yürütülmediğini belirten Bazkara, Tahtacı dede, ana ve rehberlerine çağrı yaptı. İnançsal ve kültürel aktarımın kesintiye uğramasının gelecek kuşaklar açısından ciddi bir tehlike oluşturduğunu vurgulayan Bazkara, “O dedeler, analar vefat ettiğinde maalesef süreği yürütecek kimse kalmayacak. Belki buradan bir çağrı olur, önümüzdeki yıllarda yeniden süreğimizi birlikte ayağa kaldırabiliriz” dedi.
Tarihçi Akın Onur Bazkara, Narlıdere’nin Tahtacı Alevi geçmişini, toplumsal yaşamını, ocak geleneğini ve yıllar içerisinde göçlerle değişen yapısını anlattı. Arşiv fotoğrafları üzerinden Tahtacıların düğün, sünnet ve gündelik yaşam geleneklerine değinen Bazkara, geçmişin yalnızca hatırlanmasının yeterli olmadığını, inançsal belleğin yaşayabilmesi için yol ve süreğin yeni kuşaklara aktarılması gerektiğini vurguladı.
Yapılan saha çalışmalarından elde edilen bilgileri de paylaşan Bazkara, Narlıdere’de cemlerin yapılmaya devam etmesine karşın Tahtacı süreğinin kendi dede, ana ve rehberleri tarafından uzun yıllardır yürütülemediğine dikkat çekti.
Bazkara, geleneğin yeniden canlandırılmaması durumunda önümüzdeki 15-20 yıl içerisinde çocukların bu inançsal yaşamı görerek ve yaşayarak öğrenme imkânının ortadan kalkabileceği uyarısında bulundu.
ARŞİV FOTOĞRAFLARIYLA NARLIDERE’NİN TAHTACI HAFIZASI
Sunumunda Narlıdere’nin geçmişine ait arşiv fotoğraflarına geniş yer veren Bazkara, fotoğrafların Tahtacı toplumunun sosyal ve kültürel yaşamına ilişkin önemli bilgiler taşıdığını belirtti.
Düğünlerde hazırlanan bayraklardan söz eden Bazkara, eski bir fotoğrafta Türk bayrağının yanı sıra çiçekler ve çeşitli bezlerle süslenmiş bir düğün bayrağının görüldüğünü anlattı. Bazkara, 1960’lı yıllara ait bir başka fotoğrafta ise sünnet düğününde gezdirilen bir çocuğun yer aldığını aktardı.
Bazkara, söz konusu fotoğrafları bilinçli olarak seçtiğini belirterek, arşivde korunan geçmiş ile bugün devam ettirilmekte güçlük çekilen gelenekler arasındaki ilişkiye dikkat çekti.
“1960’LARDAN BERİ OCAK MERKEZİNDE SÜREK İŞLEMEMİŞ”
Narlıdere’nin bir ocak merkezi olmasının önemine işaret eden Bazkara, yaptıkları saha çalışmalarında karşılaştıkları en önemli sorunlardan birinin süreğin kesintiye uğraması olduğunu söyledi.
Bazkara, cemlerin yapılmasına ve yolun yürütülmesine rağmen ocak merkezinde uzun yıllardır dede veya ana tarafından süreğin yürütülmediğini belirterek şöyle konuştu:
“Bu köyde cem işliyor, yol yürütülüyor ama ocak merkezinde maalesef bizim yaptığımız saha çalışmalarında aldığımız bilgilere göre 1960’lardan beri herhangi bir sürek işlememiş. Yani bir dede veya bir ana oraya gelip o ocağı tüttürmemiş. Bu bizim gerçekten canımızı sıkan ve üzen bir şey.”
SÜREĞİN KESİNTİYE UĞRAMASININ NEDENLERİNİ ANLATTI
Bazkara, Narlıdere’de gerçekleştirdikleri görüşmelerde süreğin neden uzun yıllardır devam ettirilemediğine ilişkin iki temel nedenin kendilerine aktarıldığını söyledi.
Bunlardan ilkinin, dönemin dede ve analarının kendilerinden sonraki kuşağa yeterince “el vermemesi” olduğunu belirten Bazkara, ikinci nedenin ise 1960’lı ve 1970’li yılların siyasal ortamıyla bağlantılı olduğunu ifade etti.
Dönemin gençlerinin Türkiye’de yaşanan yoğun siyasal hareketlilik nedeniyle inançsal meselelerden daha çok siyasal mücadeleye yöneldiklerini dile getiren Bazkara, bu nedenle genç kuşaktan da inançsal süreğin devam ettirilmesine yönelik güçlü bir talebin ortaya çıkmadığını aktardı.
Bazkara, 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle birlikte toplumsal ve siyasal yaşamda yaşanan kırılmanın da bu süreci etkileyen önemli gelişmelerden biri olduğuna işaret etti.
GÖÇLERLE BİRLİKTE NARLIDERE’NİN ALEVİ YAPISI DA DEĞİŞTİ
Narlıdere’deki değişimin yalnızca inançsal yaşamla sınırlı olmadığını belirten Bazkara, İzmir’in ve özellikle Narlıdere’nin yıllar içerisinde yoğun göç aldığını anlattı.
Dersim, Diyarbakır, Sivas, Çorum, Malatya ve Tokat başta olmak üzere farklı kentlerden çok sayıda insanın Narlıdere’ye yerleştiğini belirten Bazkara, gelenlerin büyük bölümünün Alevi ve sol-sosyalist düşünceye sahip insanlar olduğunu ifade etti.
1980’li ve 1990’lı yıllarda bölgeye gelenlerin ilk dönemlerde Narlıdere içerisinde kendi küçük mahallelerini oluşturduklarını anlatan Bazkara, bu süreçte çok sayıda gecekondu mahallesinin ortaya çıktığını söyledi.
Göçlerin ardından Narlıdere’de farklı Alevi topluluklarının bir arada yaşamaya başladığını belirten Bazkara, bunun ilçenin toplumsal ve inançsal yapısında da önemli değişimler yarattığını kaydetti.
1991’DE KURULAN DERNEK ALEVİLERİN ÖRGÜTLENME ALANINA DÖNÜŞTÜ
Bazkara, Narlıdere’de Alevi inanç yaşamı açısından önemli dönüm noktalarından birinin 1991 yılında bugün Narlıdere Cemevi olarak bilinen Alevi Bektaşi Kültürünü Tanıtma Derneği’nin kurulması olduğunu söyledi.
Derneğin kurulmasıyla birlikte Narlıdere’de yaşayan Alevilerin inançlarını büyük ölçüde dernek etrafında yürütmeye ve burada örgütlenmeye başladığını aktaran Bazkara, ilçenin yerli Tahtacı toplumunun ise ilk dönemlerde dernekle belirli bir mesafe içerisinde kaldığını ifade etti.
Bu mesafenin yıllar içerisinde aşıldığını belirten Bazkara, bugün farklı bölgelerden Narlıdere’ye gelen Aleviler ile yerli Tahtacıların ortak inanç ve toplumsal alanlarda buluşabildiğine işaret etti.
“TAHTACI DEDELERİNİN, ANALARININ VE REHBERLERİNİN YÜRÜTTÜĞÜ BİR CEM YAPILAMADI”
Narlıdere’de bugün genel muhabbet cemlerinin gerçekleştirildiğini ve Tahtacıların da bu cemlere katıldığını belirten Bazkara, buna rağmen Tahtacıların kendi yol ve süreğine göre yürütülen bir cemin uzun süredir yapılamadığını söyledi.
Bazkara, şöyle devam etti:
“Genel muhabbet cemleri yapılıyor. Tahtacılar da bu cemlere katılıyor ama Tahtacı dedelerinin, Tahtacı analarının, rehberlerin geldiği, onların yürüttüğü bir cem yapılamadı. Biz bunun yapılmasını istiyoruz. Bunu başarmaya çalışıyoruz.”
Tahtacı inancının yalnızca anlatılar ve arşiv kayıtları üzerinden gelecek kuşaklara taşınamayacağını vurgulayan Bazkara, süreğin bizzat yaşatılması gerektiğinin altını çizdi.
“15-20 YIL SONRA ÇOCUKLAR BUNU GÖREMEYEBİLİR”
Bazkara, inançsal aktarımın kesintiye uğramasının en büyük sonuçlarından birinin çocukların Tahtacı yolunu yaşayarak öğrenememesi olacağını belirtti.
Geleneğin bugünden yeniden canlandırılmaması halinde bir kuşak sonra birçok pratiğin yalnızca anlatılarda kalabileceği uyarısında bulunan Bazkara, şu ifadeleri kullandı:
“Böyle olmadığı takdirde gerçekten bir kuşak sonra, bundan 15-20 yıl sonra maalesef bunlar anlatılarda kalacak. Çocuklar bunu göremeyecek. Bir gencin 30 yaşında bunu görmesiyle bir çocuğun bunun içinde olması gerçekten ileri kuşak için çok farklı şeyler.”
Bazkara’nın bu sözleri, Tahtacı toplumunda kültürel mirasın korunmasının ötesinde, inancın kuşaktan kuşağa nasıl aktarılacağı sorununa da dikkat çekti.
“DEDELER, ANALAR VEFAT ETTİĞİNDE SÜREĞİ YÜRÜTECEK KİMSE KALMAYACAK”
Narlıdere’nin yerli nüfusunun giderek azaldığına da işaret eden Bazkara, bölgede yaklaşık 4-5 bin Narlıdereli yerlinin kaldığını ve bu nüfusun önemli bölümünün ileri yaşlarda olduğunu söyledi.
Yaşlı kuşağın Tahtacı toplumunun hafızasının önemli taşıyıcılarından olduğunu vurgulayan Bazkara, bu kuşağın kaybedilmesiyle birlikte yalnızca insanların değil, onların taşıdığı bilgi, ritüel ve inançsal deneyimin de kaybolabileceğine dikkat çekti.
Bazkara, “Narlıdere yerlisi burada 4-5 bin kişi kaldı ve çoğu da yaşlı zaten. O dedeler, nineler vefat ettiğinde maalesef süreği yürütecek kimse kalmayacak” diye konuştu.
TAHTACI DEDE, ANA VE REHBERLERİNE ÇAĞRI: “GELİN, OCAĞI TÜTTÜRELİM”
Bazkara, konuşmasının sonunda Tahtacı dede, ana ve rehberlerine seslenerek Narlıdere’de yeniden bir araya gelinmesi ve ocağın tüttürülmesi çağrısında bulundu.
“Siz gelirseniz biz sizi orada ağırlarız. En azından ocağı tüttürmüş oluruz, bir hareketlendirmiş oluruz” diyen Bazkara, süreğin yeniden yürütülmesinin yalnızca geçmişi korumak anlamına gelmediğini, çocukların ve gençlerin kendi inançlarını yaşayarak tanıyabilmeleri açısından da gerekli olduğunu vurguladı.
Geleneğin yeniden canlandırılmaması halinde bir kuşak sonra unutulma tehlikesinin çok daha büyüyeceğini ifade eden Bazkara, sözlerini ortak bir çağrıyla tamamladı:
“Belki buradan bir çağrı olur. Önümüzdeki yıllarda yeniden süreğimizi birlikte ayağa kaldırabiliriz.”
PİRHA/ALTINOLUK
Yoruma kapalı.