Alevi Haber Ajansi

Sevim Yalıncakoğlu Ana: “Kadın yapamaz” diyen zihni Anşa Bacı 200 yıl önce yerle bir etti-VİDEO

PİRHA- 5. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali’nde konuşan Yalıncak Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Sevim Yalıncakoğlu Ana, Anşa Bacı’nın Alevi yol ve erkânına sahip çıkmak için verdiği mücadeleyi anlattı. Alevilikte kadının tarih boyunca yol yürütücüsü olduğuna işaret eden Yalıncakoğlu, “Kadın onu yapamaz, kadın bunu yapamaz denilen her şey, inanın ki hiçbiri bize ait değildir” dedi.

  1. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali’nin üçüncü gününde “Yolumuzun Kılavuzu Kadın Analar: Anşa Bacı” başlıklı söyleşi gerçekleştirildi.

Yalıncak Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Sevim Yalıncakoğlu Ana, söyleşide Alevilikte kadının yeri, Anşa Bacı’nın yol yürütücülüğü, Alevi yol ve erkânına yönelik tarihsel müdahaleler ve asimilasyon politikaları üzerine konuştu.

Yalıncakoğlu konuşmasına Seyyid Nesimi’nin “Sığar iki cihan, ben bu cihana sığmazam” dizeleriyle başladı. Festivalde canların bir araya gelmesine vesile olan Alevi Kültür Dernekleri Altınoluk Şubesi’nin emekçilerine teşekkür eden Yalıncakoğlu, “Cümlenizin gül cemaline aşk olsun” diyerek katılımcıları selamladı.

“KADIN POSTA OTURUR MU, KADIN DEYİŞ OKUR MU DİYENLERİ ÇOK DUYUYORUZ”

Söyleşide kadınlar üzerinden Alevi yolunu ve bu yolun gelecek kuşaklara nasıl aktarılacağını konuşacaklarını belirten Yalıncakoğlu, Anşa Bacı’nın bu anlamda tarihten bugüne ışık tutan bir yol önderi olduğunu söyledi.

Alevi toplumunun içerisinde de kadınların yol yürütücülüğünü sorgulayan anlayışların bulunduğuna dikkat çeken Yalıncakoğlu, “‘Kadın bunu yapamaz. Kadından olur mu herhangi bir şey? Kadın posta oturur mu? Kadın deyiş okur mu? Kadın onu yapar mı, kadın bunu yapar mı?’ Çok duyuyoruz böyle şeyleri” dedi.

Festivalde tamamı kadınlardan oluşan halk oyunları ekibinin sahneye çıkmasını da örnek gösteren Yalıncakoğlu, bundan 50 yıl önce yalnızca kadınların bulunduğu bir sahnenin belki de hayal edilemeyeceğini belirterek, “Demek ki oluyormuş, değil mi? Demek ki aslında yol verilince oluyormuş” ifadelerini kullandı.

1826’DA ALEVİ-BEKTAŞİ DERGÂHLARINA YÖNELİK MÜDAHALELERİ ANLATTI

Anşa Bacı’nın yol mücadelesinin tarihsel arka planını 1826 yılı üzerinden anlatan Yalıncakoğlu, II. Mahmud döneminde Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasının ardından Anadolu’daki Alevi-Bektaşi ocakları ve dergâhlarına yönelik müdahalelerin başladığını söyledi.

Yalıncakoğlu, Hacı Bektaş Dergâhı başta olmak üzere birçok dergâha Nakşibendi şeyhlerinin atandığını, kırsal bölgelerdeki Alevi inanç önderlerinin ise sürgüne gönderildiğini ifade etti.

Bu politikaların Alevileri yalnızca baskı altına almayı değil, Alevi inancının yol ve erkânını dönüştürmeyi amaçladığını söyleyen Yalıncakoğlu, “Selçuklu zamanında Alevileri kırdık ama Aleviliği yok edemedik. Osmanlı zamanında Alevileri kırdık ama Aleviliği yok edemedik” şeklindeki devlet aklı üzerinden Aleviliğin kendisini ortadan kaldırmaya yönelik bir politika geliştirildiğini belirtti.

Yalıncakoğlu, Alevi yol ve erkânını uygulayan ve aktaran anaların, dedelerin, yol önderlerinin, âşıkların, zakirlerin ve rehberlerin yetiştiği dergâhlara yapılan müdahalelerin inanç üzerinde önemli değişimlere yol açtığını kaydetti.

“YOLUMUZ KAYBOLUYOR, BİZİM ERKÂNIMIZ BÖYLE DEĞİL”

Hubyar Sultan Ocağı çevresinde de Alevi inanç öğretisinin değiştirilmesine yönelik girişimlerde bulunulduğunu anlatan Yalıncakoğlu, Sünni inanç öğretisinin Alevi inanç öğretisiymiş gibi taliplere aktarılmaya çalışıldığını söyledi.

Bu değişimi fark eden Veli Baba ve Anşa Bacı’nın duruma itiraz ettiğini belirten Yalıncakoğlu, onların tutumunu, “Burada bir değişim var, yolumuz kayboluyor. Yolumuzun şekli kayboluyor. Bizim erkânımız böyle değil” sözleriyle aktardı.

Yalıncakoğlu, Alevilerin deyişler, gülbenkler ve semahlarla kendi yol ve erkânlarını yürüttüğünü belirterek, “Biz deyişler okuruz, gülbenkler okuruz, semahlar döneriz. Ama bize zorla Arapça ibadet dayatılıyor” dedi.

Bu sözlerinin Arapça diline yönelik bir tepki olarak anlaşılmaması gerektiğinin altını çizen Yalıncakoğlu, itirazın kendi dilini, yolunu ve erkânını unutturarak başka bir inanç öğretisinin dayatılmasına karşı olduğunu söyledi.

“VELİ BABA HAKK’A YÜRÜDÜKTEN SONRA ANŞA BACI YOLU DEVAM ETTİRDİ”

Veli Baba’nın 1867’de Hakk’a yürümesinin ardından Anşa Bacı’nın yol ve erkânı yürütmeye devam ettiğini anlatan Yalıncakoğlu, dönemin yöneticilerinin bir kadın inanç önderinin bu mücadeleyi sürdürebileceğini hesaba katmadığını ifade etti.

Yalıncakoğlu, Anşa Bacı’nın tarihsel rolünü şöyle anlattı:

“Bozkırın ortasında doğan asıl güneşi çok küçümsüyorlar; Anşa Bacı’yı, kadın anayı. ‘Kadından ana olur muymuş’ diyen zihinlerin, ‘Kadın yol erkân yürütür müymüş’ diyen o yobaz kafaların baskılarını yerle bir eden bozkırda bir ışık yükseliyor: Anşa Bacı. O devam ettiriyor bu yolu, erkânı.”

“OCAKZADELİK SADECE CEMEVİNDE POSTA OTURMAK DEĞİL”

Anşa Bacı’nın yol yürütücülüğünün yalnızca cemlerde posta oturmaktan ibaret olmadığını vurgulayan Yalıncakoğlu, dönemin inanç önderlerinin Anadolu’nun ağır koşullarında talip köylerini dolaştıklarını anlattı.

“Karda, kışta, ailesi demeden, varlık demeden, yokluk demeden, dağlar taşlar aşarak talip köylerine giden, görgüden sorgudan geçiren, cemlerini yapan, nikâhlarını yapan, her türlü dertlerini, sorunlarını çözen bir inanç önderi. Ocakzadelik biraz bu demek aslında. Sadece cemevinde posta oturmak değil ocakzadelik.”

Yalıncakoğlu, taliplerin Anşa Bacı’ya bağlılığının giderek güçlenmesinin dönemin yöneticilerini rahatsız ettiğini ve Anşa Bacı’nın kadın kimliği üzerinden de hedef alınmaya başlandığını söyledi.

ANŞA BACI’NIN OSMANLI’YA ŞİKÂYET EDİLDİĞİNİ ANLATTI

Anşa Bacı’ya yönelik suçlamaların Osmanlı arşivlerinde de yer aldığını söyleyen Yalıncakoğlu, 2015 yılında söz konusu arşivlerde araştırma yaptıklarını belirtti.

Anşa Bacı’ya kendi çevresinden de itiraz edenlerin bulunduğunu ve bu kişilerin Sivas ve Tokat’taki Osmanlı yöneticilerine şikâyette bulunduklarını anlatan Yalıncakoğlu, bunu Alevilerin sorunlarını kendi içinde çözme geleneğinden uzaklaşmanın bir göstergesi olarak değerlendirdi.

Yalıncakoğlu’nun aktardığına göre, Anşa Bacı’nın evinin ve ahırının büyük olması dahi Osmanlı’ya karşı “ordu topladığı” iddiasıyla şikâyet konusu yapıldı.

Oysa söz konusu ahırın, dergâha gelen çok sayıdaki talip ve ziyaretçinin atlarının barındırılması için kullanıldığını anlatan Yalıncakoğlu, Alevi yolundaki misafirperverliğin dahi Anşa Bacı’ya yönelik suçlamaya dönüştürüldüğünü söyledi.

TALİPLER ANŞA BACI’YA SAHİP ÇIKTI

Anşa Bacı ile küçük oğlu Hasan’ın alınması için girişimde bulunulduğunu aktaran Yalıncakoğlu, haberin duyulması üzerine taliplerin yollara çıktığını söyledi.

Taliplerin “Götüremezsiniz, bizim inanç önderimiz, anamız” diyerek Anşa Bacı’ya sahip çıktıklarını belirten Yalıncakoğlu, daha sonra Osmanlı’nın daha büyük bir güçle gelerek Anşa Bacı’yı alıp Sivas’a götürdüğünü anlattı.

Anşa Bacı’nın Sivas’ta yargılandığını belirten Yalıncakoğlu, mahkeme kayıtlarında yol ve erkânından ayrılmak, “hurafelerle” uğraşmak ve İslam’ın dışına çıkmak gibi suçlamaların yöneltildiğini söyledi.

70 YAŞINDA ŞAM’A SÜRGÜN

1817 doğumlu Anşa Bacı’nın 1887 yılında, 70 yaşındayken Şam’a sürgün edildiğini belirten Yalıncakoğlu, Şam ve çevresinin Alevilerin tarihsel hafızasındaki yerine dikkat çekti.

Kerbela’nın ardından Zeynep Ana ve Kerbela kadınlarının Şam’a esir olarak götürülmesini hatırlatan Yalıncakoğlu, festivalin adandığı Seyyid Nesimi’nin de Halep’te katledildiğini söyledi. Yalıncakoğlu, bu tarihsel hafıza ile bugün Suriye’de Arap Alevilerine ve kadınlara yönelik saldırılar arasında da bağ kurdu.

Anşa Bacı’nın taliplerinin mücadeleden vazgeçmediğini belirten Yalıncakoğlu, taliplerin baskıları ve topladıkları altınlarla Anşa Bacı’nın sürgünden geri dönmesini sağladıklarını, Anşa Bacı’nın daha sonra Hakk’a yürüdüğünü aktardı.

“ZEYNEP ANA’NIN DURUŞU CÜMLEMİZE IŞIK”

Konuşmasının sonunda Anşa Bacı’nın mücadelesini Kerbela’da Yezid’e boyun eğmeyen Zeynep Ana’nın direnişiyle birlikte ele alan Yalıncakoğlu, “Kerbela’da o dirence sahip olan ve Yezid’in onca zulmüne rağmen asla baş eğmeyen Zeynep Ana’nın o duruşu cümlemize ışık” dedi.

Yalıncakoğlu, Zeynep Ana’nın Yezid karşısındaki tutumunu, “Ne yaparsan yap, ben sana biat etmeyeceğim” sözleriyle aktararak Anşa Bacı’nın da Osmanlı’nın ve çevresindeki baskılara rağmen doğru bildiği yol ve erkândan vazgeçmediğini vurguladı.

“KADIN YAPAMAZ DENİLEN HİÇBİR ŞEY BİZE AİT DEĞİLDİR”

Alevi toplumunun kendi yoluna ve erkânına sahip çıkması gerektiğini vurgulayan Yalıncakoğlu, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:

“Bizim de yolumuza, erkânımıza sahip çıkmamız için, yolumuzun ışığı o kadınların bize bıraktığı o yola sahip çıkma düsturunu bugünden geleceğe taşımak için öncelikle 1826’nın kalıntısı olan o asimilasyonları yok etmemiz gerekiyor inancımızda. ‘Kadın onu yapamaz, kadın bunu yapamaz’ denilen her şey, inanın ki hiçbiri bize ait değildir.”

Yalıncakoğlu, Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin sözleri ve Kadıncık Ana’nın bereketiyle canlara aşk-ı niyazlarını sunarak konuşmasını tamamladı.

FESTİVALDE SAHNE YİNE KADINLARIN

Sevim Yalıncakoğlu Ana’nın söyleşisinin ardından festival programı müzikle devam etti. Gecede tamamı kadınlardan oluşan Ayna Ayna grubu sahne aldı.

Festivalin üçüncü gününde kadınlar yalnızca söyleşinin konusu olmadı; sahnenin de öznesi oldu. Gecenin başında tamamı kadınlardan oluşan AKD Halk Oyunları Ekibi’nin gösterisinin ardından Yalıncakoğlu Ana, Anşa Bacı üzerinden kadınların Alevi yolundaki tarihsel yerini anlattı. Söyleşinin ardından ise Ayna Ayna grubunun kadın müzisyenleri sahneyi devraldı.

Ayna Ayna grubu seslendirdiği eserlerle festivalin üçüncü gün programını müzikle sürdürürken, katılımcılar da gruba alkışlarla eşlik etti.

PİRHA/ALTINOLUK

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.