Alevi Haber Ajansi

Ahmed Arif: Bir ömre sığan hasret, direniş ve şiir

PİRHA- Ölümünün 35. yılında Ahmed Arif yalnızca şiirleriyle değil, cezaevlerinde geçen gençliği, yarım kalan üniversite hayatı, büyük aşkı ve halkların acısını dizelerine taşıyan yaşamıyla da anılıyor. Edebiyatın unutulmaz şairi, geride tek bir şiir kitabı bıraksa da milyonların hafızasında silinmeyen bir iz bıraktı.

“Hasretinden Prangalar Eskittim” dizesiyle kuşakların hafızasına kazınan Ahmed Arif, 2 Haziran 1991’de Ankara’da yaşamını yitirdi. Aradan geçen 35 yıla rağmen şiirleri hala meydanlarda, konserlerde, anmalarda ve dilden dile dolaşan ezberlerde yaşamaya devam ediyor. Çünkü Ahmed Arif yalnızca şiir yazan bir edebiyatçı değil; acıyı, özlemi, aşkı, yoksulluğu ve direnişi yaşayan, bunları sözcüklere dönüştüren bir tanıktı.

DİYARBAKIR’DA BAŞLAYAN YOLCULUK

Asıl adı Ahmet Hamdi Önal olan Ahmed Arif, 21 Nisan 1927’de Diyarbakır’da dünyaya geldi. Çok kültürlü bir coğrafyanın içinde büyüdü. Çocukluk yıllarında duyduğu ağıtlar, türküler, dengbêjler, halk anlatıları ve Mezopotamya’nın kadim kültürü, ileride kuracağı şiir dilinin temel taşlarını oluşturdu.

İlk ve orta öğrenimini Diyarbakır’da tamamladıktan sonra Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü’ne girdi. Ancak üniversite yılları onun için yalnızca eğitim değil aynı zamanda siyasi baskılarla yüzleşme dönemi oldu.

1950’li yılların başında dönemin siyasi atmosferinde sol görüşlü gençlere yönelik operasyonların hedeflerinden biri de Ahmed Arif oldu. Defalarca gözaltına alındı, sorgulandı ve tutuklandı.

Birçok insan için hapishane suskunluk anlamına gelirken Ahmed Arif için şiirin derinleştiği bir döneme dönüştü. Sonradan milyonların ezberleyeceği “Akşam Erken İner Mahpushaneye” gibi dizelerin arkasında o yılların yalnızlığı ve özlemi vardı.

Cezaevi nedeniyle üniversite eğitimini tamamlayamadı. Ancak hayatı boyunca öğrenmekten, okumaktan ve yazmaktan vazgeçmedi.

ŞİİRLERİNDE ANADOLU’NUN SESİ VARDI

Ahmed Arif’in şiirleri yalnızca bireysel duyguların değil, halkların ortak hafızasının da sesi oldu.

Onun dizelerinde Diyarbakır surları, Fırat’ın suları, dağ köyleri, mahpuslar, işçiler, aşıklar ve yoksullar yan yana durur. Şiirlerinde Kürt coğrafyasının, Mezopotamya’nın ve Anadolu’nun izleri güçlü biçimde hissedilir.

“33 Kurşun”, “Ay Karanlık”, “Anadolu”, “Diyarbekir Kalesinden Notlar ve Adiloş Bebenin Ninnisi” ve “Akşam Erken İner Mahpushaneye” yalnızca şiir değil aynı zamanda toplumsal hafızanın parçaları haline geldi.

TEK KİTAPLA EDEBİYAT TARİHİNE GEÇTİ

Ahmed Arif’in yayımlanan tek şiir kitabı 1968 yılında okurla buluşan “Hasretinden Prangalar Eskittim” oldu.

Birçok şair onlarca kitap yayımlarken Ahmed Arif’in tek kitabı onlarca baskı yaptı. Türkiye’de en çok okunan şiir kitaplarından biri haline gelen eser, ölümünden sonra da yeni kuşaklarla buluşmayı sürdürdü.

Bugün bile Türkiye’de şiir denildiğinde akla gelen ilk kitaplardan biri olmayı sürdürüyor.

BÜYÜK AŞKI: LEYLA ERBİL

Ahmed Arif’in yaşamındaki en bilinen hikâyelerden biri de yazar Leyla Erbil’e duyduğu aşktı.

Yıllarca Leyla Erbil’e mektuplar yazdı. Bu mektuplarda yalnızca aşkını değil, yalnızlığını, umutlarını, kırgınlıklarını ve hayata bakışını da anlattı. Karşılıksız kalan bu aşk, yıllar sonra yayımlanan “Leylim Leylim” adlı mektuplarla edebiyat tarihine geçti.

Bu mektuplar, Ahmed Arif’in yalnızca sert ve direngen bir şair olmadığını; aynı zamanda son derece kırılgan, duyarlı ve sevdiği insana tutkuyla bağlı bir insan olduğunu da ortaya koydu.

GEÇ GELEN EVLİLİK, TEK ÇOCUK

Ahmed Arif, uzun yıllar yalnız yaşadıktan sonra 1968 yılında evlendi.

Bu evlilikten Filinta Önal adını verdiği bir oğlu oldu. Daha sonra heykeltıraş olarak tanınan Filinta Önal, babasının sanat ve düşünce dünyasını farklı bir alanda sürdürdü.

Ahmed Arif için baba olmak, şiirlerinde sıkça görülen sevgi ve koruma duygusunu daha da derinleştiren bir deneyim oldu.

ÖLÜMÜNÜN ARDINDAN BÜYÜYEN BİR MİRAS

Ahmed Arif, 2 Haziran 1991’de Ankara’da geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi. Cebeci Asri Mezarlığı’na defnedildi.

Ancak ölümünün ardından şiirleri daha da geniş kitlelere ulaştı. Dizeleri bestelendi, şarkılara dönüştü, duvarlara yazıldı, meydanlarda okundu.

Bugün Ahmed Arif’in şiirleri yalnızca edebiyatın değil; adalet, eşitlik ve özgürlük arayışının da simgelerinden biri olarak görülüyor.

Ölümünün 35. yılında Ahmed Arif’i anmak yalnızca büyük bir şairi hatırlamak değil; aynı zamanda yarım bırakılmış gençliklerin, cezaevlerinde geçen yılların, karşılıksız aşkların ve halkların ortak hafızasının izini sürmek anlamına geliyor.

Çünkü Ahmed Arif’in şiiri, aradan geçen onca yıla rağmen hala aynı yerden sesleniyor: Memleketten, hasretten ve insandan.

HABER MERKEZİ

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.