PİRHA- Gazeteci Mine Kırıkkanat’ın “kripto kılıç artığı” ifadeleri sonrası başlayan tartışmalar sürerken, araştırmacı-yazar Hasan Hayri Ateş söz konusu söylemin yalnızca bireysel bir polemik değil, Türkiye’nin tarihsel hafızasında yer alan dışlayıcı kodların güncel bir yansıması olduğunu belirtti. Ateş, ifadelerin Alevilerden Dersim’e, Ermeni Soykırımı’ndan Şark Islahat Planı’na uzanan geniş bir tarihsel bağlamı yeniden gündeme taşıdığını ifade etti.
Cumhuriyet yazarı Mine Kırıkkanat, CHP’nin eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Andımız”ın kaldırılmasını istediği iddia edilen bir gönderiyi paylaşarak, “kripto kılıç artığı” ifadelerini kullanmıştı.
Başta Aleviler olmak üzere gelen tepkiler sonucunda ,“Alevi dostlardan içtenlikle özür dilerim. Kılıç artığı sözünün tarihçesini bilmiyordum. Bu sözü, Kılıçdaroğlu’nun soyadına atfen söyledim. Cehaletimi bağışlayın” paylaşımı yapmıştı.
Cumhuriyet gazetesindeki yazılara ara verdiğini açıklayan Kırıkkanat, “Kazandınız kötüler! Biz yenilmeyi de biliriz. Yenildim, çekiliyorum. At sizin, meydan sizin, rahat rahat oynayın” ifadelerini kullanmaktan da geri durmadı.
Mine Kırıkkanat’ın bu ifadeleri, başta Ermeni Soykırımı ve Dersim Tertelesi olmak üzere, bu coğrafyada “kılıç artığı” söylemiyle şekillenen tarihsel hafızayı ve dışlayıcı zihniyetin sürekliliğini yeniden gündeme getirdi.
Araştırmacı-yazar Hasan Hayri Ateş, “kılıç artığı” ve özellikle “kripto kılıç artığı” ifadelerine ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu. Ateş, söz konusu ifadelerin yalnızca bireysel bir hakaret değil, tarihsel ve ideolojik bir arka plan taşıdığını vurguladı.
“ASLINDA BİR ÖZÜRDEN BAHSEDİLEMEZ”
Ateş, Kırıkkanat’ın gelen tepkiler üzerine geri adım attığını ancak bunun gerçek bir özür olarak değerlendirilemeyeceğini belirtti.
Alevilere yönelik dile getirilen ifadelerin de sorunlu olduğunu belirten Ateş, bunun “Alevileri kendi zihin dünyasında konumlandırdığı yer üzerinden kurulan bir söylem” olduğunu ifade ederek şunları söyledi:
“ Bu yaklaşımda Aleviler, Türkiye’de Türkleşmeye katkı sunan, İslam’ı Arap kültüründen uzaklaştıran ve ‘öz be öz Türk’ kimliğinin taşıyıcısı olarak tanımlanıyor. Bu ise Aleviliği tarihsel bağlamından koparan, çoklu kimlik ve kültürel köklerini inkar eden indirgemeci bir anlayışı yansıtıyor. Öte yandan asıl dikkat çekici olan, yalnızca ‘kılıç artığı’ ifadesi değil, ‘kripto kılıç artığı’ nitelemesinin kullanılmasıdır. Nitekim sosyal medyada paylaşılan ifadelerde, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Andımızın kaldırılması sürecinde iktidara destek verdiği iddiası bu kavramla ilişkilendiriliyor. Bu nedenle tartışmanın düğüm noktası, doğrudan ‘kripto’ nitelemesinde düğümlenmektedir.”
Ateş, bunun bilinçli bir tercih olduğunun altını çizerek, “Kripto diyerek şunu söylüyor: ‘Sen ne yaparsan yap aslında kendini gizlemiş bir cumhuriyet düşmanısın.’ Bu son derece bilinçli bir kavram seçimi” dedi.
Ateş, bu söylemin yalnızca Kılıçdaroğlu’nu değil, benzer kimliklere sahip geniş bir kesimi hedef aldığını belirterek, “Kemal Kılıçdaroğlu her ne kadar bugüne kadar bu kimliği sahiplenmemiş olsa da her ne kadar çıkıp biz öz ve öz Türk’üz demiş olsa da, cumhuriyetin kurucu kodlarını oluşturan İttihatçı anlayışın artığı Kırıkkanat ve onun dünyasındakiler günü geldiğinde bunu bir şekilde ifşa ediyor. “Hayır. Siz bizden değilsiniz. Ne yaparsanız yapın, sizin gizli ajandanız var” diyorlar.“ ifadelerini kullandı.
“BU SÖYLEM BİR DIŞLAMA VE İFŞA DİLİDİR”
Ateş, söz konusu yaklaşımın toplumsal bir ayrımcılık dili ürettiğini şu sözlerle dile getirdi:
“Siz ne yaparsanız yapın bizim nezdimizde gizli ajandası olan cumhuriyet düşmanlarısınız. Asla bizden olamazsınız.”
“DERSİM, ERMENİ VE DİĞER SOYKIRIM SÜREÇLERİYLE BİRLİKTE ELE ALINMALI”
Ateş, tartışmayı tarihsel bağlama taşıyarak, Dersim başta olmak üzere geçmişte yaşanan katliamların sürekliliğine işaret etti:
„Dersim’de yaşananların 89. yılına girilirken, bu sürecin tarihsel arka planı da yeniden tartışmaya açılıyor. Bu bağlamda yalnızca Dersim değil, öncesine uzanan daha geniş bir tarihsel hat söz konusu. Başta Ermeni Soykırımı, ardından Süryani katliamları ve Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi ile Rumların tasfiyesi.
Bu sürecin ardından hedefin Kürtlere yöneldiği görülüyor. Bunun temelinde ise İttihat ve Terakki Cemiyeti ile başlayan Anadolu’nun Türkleştirilmesi politikası yer alıyor. Dönemin ideolojik ve akademik çalışmalarında, özellikle Baha Sait’in raporlarında, Alevilerin Türklük dairesi içine alınması gerektiği yönünde tezler geliştirilir
Devam eden süreçte, Hristiyan toplulukların tasfiyesinin ardından Kürt coğrafyasına yönelen politikalar dikkat çeker. Koçgiri İsyanı ve sonrasında yaşananlar, Zilan Katliamı, Ağrı İsyanları ve Sason’da gerçekleşen operasyonlarla devam eder.
Bu politikanın kurumsallaşmasında, 1925 sonrasında yürürlüğe konulan Şark Islahat Planı belirleyici bir rol oynar. Söz konusu plan, sonraki dönem uygulamaları açısından kurucu bir metin niteliği taşır.
Bu tarihsel hatta bakıldığında, yaklaşık bir asrı aşan süreçte devlet aklının temel kodlarında bir süreklilik olduğu görülmektedir. Bu süreklilik, yalnızca geçmişte yaşananlarla sınırlı kalmayıp günümüze kadar uzanmakta, yüzleşme konusunda ise halen katı bir tutumun sürdüğüne işaret etmektedir. Bu nedenle, tarihsel gerçeklerle yüzleşme meselesi Türkiye’nin en temel ve güncel sorun alanlarından biri olmayı sürdürmektedir.“
“1938 SON DEĞİL, SÜREÇ DEVAM EDİYOR”
Ateş, güncel duruma da değinerek, “1938 fiziksel soykırımın bir aşamasıdır. Sonrasında kültürel soykırım çok katmanlı şekilde devam etti. Bugün Dersim büyük oranda boşaltılmış, insansızlaştırılmış durumda.Bugün Dersim nüfusu 98 bin civarında. Ancak önemli bir kısmı orada doğmamış.Dersim artık bir diaspora toplumudur” dedi.
Ateş , “O halde bugün yapılması gereken nedir? Tüm bu farklılıkları bir zenginlik olarak görerek bir araya gelmek tarihsel bir zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır. Eğer bugün Dersim için ortak bir tutum geliştirilemez, birlikte hareket edilemezse, giderek kan kaybeden bu toplumsal yapının yeniden toparlanması da zorlaşacaktır“ diye belirtti.
Bu çerçevede geçmişten gelen toplumsal öğütlere de atıfta bulunan Ateş, büyüklerin sözlerini hatırlatarak şunları söyledi:
“Nine ve dedelerimiz hep şunu söylerdi: Yolunuzu, inancınızı, itikadınızı kaybetmeyin. Kendi kültürel bağlarınızla, toprağınızla bağınızı koparmayın.”
“BİRLİK SAĞLANMAZSA DAHA AĞIR SONUÇLAR DOĞAR”
Ateş, Dersim’de demografik ve sosyal değişimlere dikkat çekerek uyarıda bulundu:
“Eğer bu birlik bugün sağlanamazsa ve Dersim için birlikte bir şey yapılamazsa, boşaltılmış bu coğrafyada yarın çok daha farklı bir tabloyla karşı karşıya kalınacaktır. Bu oldukça nettir.”
Bölgedeki mevcut duruma da işaret eden Ateş,“Dersim merkezde nüfus kaydırması, tarikat faaliyetleri, üniversite çalışmaları ve maden-baraj projeleri göz önünde bulundurulduğunda, yarın Dersim’e yabancılaşmış bir şekilde gitmek zorunda kalabiliriz” dedi.
“BU BİR TARİHSEL ZORUNLULUKTUR”
Ateş, birlik vurgusunu şu sözlerle tamamladı:
“Eğer bunu istemiyorsak, 89. yılında yaşananları anarken, kaybettiklerimizin hatırası önünde saygıyla eğilirken bu durumu çok ciddi biçimde ele almak zorundayız.Tüm Dersimlileri, bu baş aşağı gidişi durdurmak için birlikte hareket etmeye çağırıyorum. Bu bir tarihsel zorunluluktur.”
Elif SONZAMANCI/KÖLN
Yoruma kapalı.