Alevi Haber Ajansi

Araştırmacı-Yazar Mehmet Bayrak: Aleviler örgütlenmeden ne kimliğini ne inancını koruyabilir!-VİDEO

PİRHA- Araştırmacı-Yazar Mehmet Bayrak, Madımak Katliamı’nın Alevi toplumunda örgütlenme bilincini büyüttüğünü belirterek, Aleviliğin statüsü, diasporadaki örgütlenme ve devletin inanç alanındaki rolüne ilişkin dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu.

Araştırmacı-Yazar Mehmet Bayrak, 55 yılı aşan yazarlık serüvenini, Alevi örgütlenmesinin tarihsel gelişimini, Sivas katliamının yarattığı kırılmayı, diasporadaki örgütlenme ve Aleviliğin statüsüne dair tartışmaları değerlendirdi.

Yazarlık hayatı boyunca ezilen kimliklerden yana olduğunu belirterek, “ Hangi soydan, hangi boydan olursa olsun emeği önceleyen, emeği ve emekçileri öne alan bir çizgi izledim. Başta Aleviler olmak üzere redde uğrayan, inkar edilen, hakkı gasp edilen inançları ve dilleri esas aldım. Aynı zamanda cinsiyet olarak da ezilen, kadını önceleyen bir çalışma içinde oldum. Ezilen kimliklerin hiçbirisini ötelemedim, ertelemedim, red ve inkâr etmedim. Tüm bunlara sahip çıkarak geldim” ifadelerini kullandı.

Yaklaşık 40’a yakın kitabı bulunduğunu hatırlatan Bayrak, ‘Alevi Kimliği Mücadelem’ adlı çalışmasında hem yürüttüğü çalışmaların yanında Avrupa’da katıldığı yaklaşık 100 toplantının afiş ve belgelerinin yer aldığını belirtti.

“HACIBEKTAŞ FELSEFESİNİN ÇAĞDAŞ YORUMU PANELİNE KATILARAK SÜRECE DAHİL OLDUM”

Konuşmasında Alevi örgütlenmesinin tarihsel seyrine değinen Bayrak, 1980’lerin başında Ankara’da düzenlenen “Hacıbektaş felsefesinin çağdaş yorumu” paneline fiilen katılımıyla sürece dahil olduğunu anlattı. Panelin konuşmacılarından Ümit Kaftancıoğlu’nun etkinlikten bir gün önce katledildiğini hatırlattı.

Hemen akabinde Banaz’da yapılan 1. Pir Sultan Festivali’ne konuşmacı olarak giden tek Alevi yazar olduğunu ifade eden Bayrak, Ankara’da Pir Sultan Abdal Dernekleri’nin kuruluş sürecinde kendisi ve eşinin ilk kurucu üyeler arasında yer aldığını da sözlerine ekledi. Bayrak bu nedenle hayatında Alevi örgütlenmesinin de, Alevilik konusunun da her zaman ayrı bir yeri olduğunu belirtti.

“1987’DE AVRUPA’YA GELDİĞİMDE ALEVİ DERNEKLERİ YOKTU”

Diasporadaki Alevi varlığına ve örgütlenmeye dikkat çeken Bayrak, 1987’de Avrupa’ya geldiğinde Almanya ve Hollanda’da Alevilik konusunda konferanslar verdiğini söyledi. Bayrak, „Avrupa’nın tüm ülkelerinde varlar ancak en yaygın oldukları ülke Almanya’dır. İşçileşme süreciyle başlayan göç, 1978’deki Maraş Katliamı sonrasında gerek zorunlu nedenlerle gerekse devletin adeta bir politika olarak bunu teşvik etmesiyle devam etmiş, ardından politik nedenlerle Avrupa’ya gelenlerle birlikte son derece önemli kitleler oluşmuştur.” ifadelerini kullandı.

“MADIMAK KATLİAMI ALEVİ ÖRGÜTLENMESİNE GÜÇLÜ BİR İVME YARATTI”

1993’teki Madımak katliamının talihsiz de olsa Alevi örgütlenmesine güçlü bir ivme yarattığını belirten Bayrak, “Alevi toplumu gördü ki örgütlenmedikleri takdirde ne Alevilerin ne Aleviliğin korunması mümkün. Ondan sonra bir patlama yaşandı Alevi örgütlenmesinde” ifadelerini kullandı.

Bayrak devamında şunları söyledi:

“Bugün, başta Almanya olmak üzere birçok ülkede Alevi örgütlenmesi yaşanıyor. Ancak bu süreç yürütülürken doğru bir Alevilik değerlendirmesi yapmak son derece önemlidir. Çünkü bir dönem Alevi kimliği resmen tanınmıyordu. Hatta burada, yani bu uygar ülkelerde bile Alevi kimliği resmi olarak kabul edilmiyordu. Alevileri, Diyanet İşleri temsil ediyordu. Ancak verilen mücadeleler sonucunda Aleviler, kendi temsilcilerini doğrudan belirleyerek platformlara göndermeye başladılar ve Alman makamları da bunu kabul etti. İşin özeti şudur: Geçmişten bugüne çeşitli isim değişiklikleriyle dönüşerek gelen ve bugün Alevilik adıyla anılan bu inanç sisteminin, doğal ve felsefi bir din/inanç olduğu gerçeği ortaya konmadan ve bu durum kanıtlanmadan bu hakların elde edilmesi mümkün değildi. Bu nedenle Alman makamları çeşitli bilim insanlarına raporlar hazırlattı. Yapılan değerlendirmeler sonucunda Aleviliğin kendine özgü, ayrı bir inanç sistemi olduğu kabul edildi. Bunun ardından Aleviler, hem kendi öz örgütlerini kurma hem de Alevi inancının okullarda din dersi olarak okutulması konusunda çeşitli haklar elde ettiler. Zaten başka türlü bu mümkün olmazdı.”

“ALEVİLİK KATEGORİK OLARAK DİN KATEGORİSİNDEDİR”

Aleviliğin tanımı ve statüsüne ilişkin değerlendirmelerde bulunan Bayrak, “Alevilik kategorik olarak din kategorisindedir. ‘Din’ demekten imtina edilmemeli. Tüm dinler İslamiyet, Hristiyanlık, Musevilik gibi semavi dinler değildir. İnsanlık tarihi boyunca doğal ve felsefi dinler de vardı. Hazreti Musa’nın milattan önce yaklaşık 1300 yıllarında yaşadığı kabul edilmesine rağmen, Museviliğin kutsal kitabı olan Tevrat’ın milattan önce yaklaşık 300 yıllarında tamamlandığı ifade edilir. Ondan yaklaşık 300 yıl sonra İncil, İncil’den yaklaşık 600 yıl sonra ise Kur’an ortaya çıkmıştır. Bugün, ‘semavi’ olarak adlandırılan dinlere mensup insanların sayısının, bilindiği kadarıyla dünya nüfusunun tamamını oluşturmadığı görülmektedir. Yeryüzündeki inanç çeşitliliğine bakıldığında, geriye kalan geniş kesimlerin daha çok doğal ve felsefi inanç sistemleri içinde yer aldığı anlaşılmaktadır. Örneğin bugün Çin’de yaklaşık 1,5 milyara yakın, Hindistan’da ise yüz milyonlarca insan yaşamaktadır. Bu tablo, doğal ve felsefi temellere dayanan inanç sistemlerinin de insanlık tarihinde önemli bir yer tuttuğunu göstermektedir. Bu nedenle, bu tür inançları kategorik olarak ‘din’ kavramının dışında değerlendirmemek ve doğal-felsefi din tanımlamasından gocunmamak gerekir.” dedi.

“DEVLETİN GÖREVİ DİNİ YA DA İNANÇ SİSTEMİNİ DİZAYN ETMEK DEĞİLDİR”

Devletin inanç alanındaki rolüne değinen Bayrak, Türkiye’de cemevleri ve dergahların resmen tanınmamasını eleştirdi. Nüfus cüzdanlarında yer alan din ve mezhep hanesine ilişkin kişisel deneyimini ve Alevilik bağlamındaki eleştirilerini paylaşan Bayrak, ilkokul yıllarına uzanan bir anısını şu sözlerle aktardı:

“Bir vesileyle yine söyledim, ben ilkokulu bitirdim. Babam memur olduğu halde kazamıza gidiyorum. Kazada nüfus cüzdanı çıkaracağız. Çıkardım nüfus cüzdanını. Bir baktım ki benim nüfus cüzdanımda dini İslam, mezhebi Caferi yazıyor. Şimdi yakından uzaktan ne Caferiliği biliyorum ne de İslam’la bir alakam var.”

Bayrak, Alevi örgütlenmelerinin yaygınlaşmasının ardından Türkiye’de atılan adımlara da değinerek, Kültür Bakanlığı bünyesinde kurulan enstitülere işaret etti. Bayrak, Hacı Bektaş Veli ve Türk kültürünü araştırma adı altında oluşturulan kurumsal yapılara yönelik eleştirilerini de dile getirdi.

Bülent Ecevit dönemine de atıfta bulunan Bayrak, enstitü yönetiminde görev alan Abdülkadir Sezgin hakkında, “Cunta döneminde Alevi köylerine cami yapma projesinin başında olan bir isimdi.” değerlendirmesinde bulundu.

Bayrak, Ankara’daki Kültür Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na ilişkin ise, “Bakanlıklar Caddesi’nde görkemli bir binada, görkemli bir tabelayla en görülür yerde koskoca bir tabela var. İçi boş. Yani sadece tabela var.” ifadelerini kullandı.

“ALEVİLERİN RIZALIĞI ALINMADAN BU YÖNTEMLE OLMAZ”

Konuşmasında çözüm önerilerini de sıralayan Bayrak, “Alevilerin rızalığı alınmadan, görüşlerine yer verilmeden bu yöntemle olmaz. Devletin görevi dini ya da inanç sistemini dizayn etmek değildir. Eğer finansman varsa eşitlik ilkesi gözetilmeli, yoksa gönüllülük esası esas alınmalı” dedi.

Bayrak diasporadaki tabloyu ise Berlin’den bir örnekle şöyle anlattı:

“ Yıllar önce Berlin’de, Berlin Alevi Derneği’nde Dersim Soykırımı ile ilgili bir sunum yapmıştım. Yaklaşık 20 yıl önceydi. O zaman sormuştum: ‘Berlin’de ne kadar cami ve mescit var?’ diye.

O tarihte sayı yaklaşık 60 civarındaydı. Yakın dönemde Berlin’e tekrar gittiğimde ise bu kez sayının 150 civarına çıktığını öğrendim.Yani sadece Berlin’de yaklaşık 150 civarında cami ve mescit bulunduğu ifade edildi. Bu nedenle bu verileri de dikkate almak gerekiyor.”

“YUNUS EMRE’DEN ÖNCE YÂRESAN GELENEĞİNDEN 35 KÜRT ŞAİR VAR”

Bayrak, eğitim yıllarında kendilerine aktarılan bilgileri sorguladığını belirterek şunları söyledi:

“İstanbul’da ve Ankara’da iki Türkoloji bölümü vardı. Ben Ankara’da okudum. Bize söylenen şey, en eski Alevi şairin Yunus Emre olduğu yönündeydi. Ancak ben bunu hiçbir zaman kabullenemedim. Çünkü bir Alevi ve müzik ortamından geliyorum. Dışarıdan birinin sana Aleviliği öğretmeye çalışması bana inandırıcı gelmedi.”

Bayrak, sonraki yıllarda yaptığı araştırmalara da değinerek, Yunus Emre’den önceki döneme işaret etti:

“Bilgilerimiz artıp çalışmalarımız derinleşince şunu gördük: 13. yüzyılda yaşayan Yunus Emre’den önce Yâresan geleneğinden 35 Kürt şair var. Yâresan, Aleviliğin doğru adlarından biridir. ‘Yâr’ sevgili demektir. Sevgi ve dostluk inancı anlamını taşır. Bu şairlerin 12’si kadındır.”

 “RESMİ İDEOLOJİ ALEVİLİĞİ YALNIZCA TÜRK İNANCI GİBİ GÖSTERMEYE ÇALIŞTI”

Bayrak, tarihsel ve kültürel değerlendirmelerinde resmi ideolojinin etkisine de vurgu yaptı:

“Gerçekler bilinmeyince ve tarihsel arka plan kavranmayınca, resmi ideolojinin etkisiyle Aleviliğin yalnızca Türk inancı olduğu, ibadet dilinin sadece Türkçe olduğu yönünde yanıltmalar yaygınlaştırıldı.”

Araştırmalarında Alevilik, Kürtler, Batıni gelenek ve kutsal metinler üzerine yoğunlaştığını belirten Bayrak, inanç tarihine dair değerlendirmelerin ideolojik kabullerden arındırılması gerektiğini savundu.

Alevi erkanı ve ritüellerine yönelik tartışmalara da değinen Bayrak, hakka uğurlama erkânında bağlama ve deyişlerin kullanılmasının Alevi adabına uygun olduğunu vurguladı: “Bu bir eğlence değil, geleneğin özüdür. Çocukluk yıllarımda dedemin böyle uğurlandığını bizzat gördüm.”

“ÖNEMLİ OLAN DOĞRU BİR ÖRGÜTLENME”

Diasporadaki toplumsal sorunlara da değinen Bayrak, örgütlenmeden uzak duran ailelerin genç kuşaklarda yarattığı kırılganlığa dikkat çekerek, kimlik eksenli dayanışmanın önemini vurguladı. “Önemli olan doğru bir örgütlenme. Diğer kimlik örgütlenmelerine karşı çıkmak değil; dayanışma içinde olmak gerekir” dedi.

Birlik çağrısını yineleyen Bayrak, sözlerini şu ifadelerle tamamladı: “Örgütlenme son derece önemlidir. Birlikten güç doğar. Tek elin nesi var, iki elin sesi var.”

Elif SONZAMANCI PİRHA-BONN

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.