PİRHA- Elazığ’da yaşayan yurttaşlar Arda Bozkurt ve Ali Haydar Yeşil, Hızır ayının yalnızca oruçla değil; lokmayla, cemle ve rızalıkla anlam kazandığını söylüyor.
Alevi inancında önemli bir yere sahip olan Hızır ayı, her yıl kışın en sert zamanlarında, Gağan ayının bitimiyle birlikte başlıyor. Elazığlı yurttaşlar Arda Bozkurt ve Ali Haydar Yeşil, Alevi inancında Hızır ayının anlamını, tutulan oruçları ve kuşaktan kuşağa aktarılan ritüelleri PİRHA’ya anlattı. Hızır ayı, yalnızca bir inanç pratiği değil; paylaşımın, rızalığın ve dayanışmanın adı olarak yaşatılıyor.
Elazığ’da yaşayan yurttaşlar Arda Bozkurt ve Ali Haydar Yeşil, Hızır ayının yalnızca oruçla değil; lokmayla, cemle ve rızalıkla anlam kazandığını söylüyor.
Cemevlerinde cenaze erkanlarında görev alan Arda Bozkurt’a göre Hızır ayı, takvimden çok bir inanç zamanı. “Bizim inancımıza göre Hızır ayı kutsaldır” diyen Bozkurt, bu ayın yaklaşık bir aylık bir süreyi kapsadığını belirterek şunları aktardı:
“Herkes kendi pirine, kendi talibine göre oruç tutar. Oruçlar, son günü perşembeye gelecek şekilde tutulur. Bu süreç, genellikle ocak ayının sonu ile şubat ayının ilk haftalarına denk gelir. Hızır orucu, Gağan ayından sonra başlar. Günler buna göre hesaplanır.”
Bozkurt, Hızır orucunun tek tip bir uygulama olmadığını vurgulayarak, “İnanç birliği var ama uygulamada pirlerin yoluna göre farklılıklar olabilir. O yüzden Hızır ayı bir aya yayılır. Herkes inancını kendi yoluna göre yerine getirir” dedi.
“HIZIR DARDA OLANA YETİŞENDİR”
Ali Haydar Yeşil ise Hızır ayını, çocukluğundan bu yana dinlediği anlatılar ve okuduklarıyla öğrendiğini söylüyor. Hızır orucunun kökenine dair anlatılan bir menkıbeyi paylaşan Yeşil, hikâyeyi şöyle aktardı:
“İmam Hasan ile İmam Hüseyin’in gözleri ağrıyor. Ana Fatıma, Hz. Muhammed’e gidiyor. O da ‘oruç tutalım’ diyor. Hz. Ali destarda buğday öğütüyor, qavut yapıyor. Ama her akşam kapıya bir garip geliyor. Lokmayı ona veriyorlar, kendileri suyla oruç açıyor. Üçüncü günün sonunda çocukların gözleri açılıyor. Oruç kabul oluyor.”
Yeşil’e göre Hızır orucu, işte bu paylaşım ve fedakârlık hikâyesinden bugüne taşınan bir inanç mirası.
“CEM RIZALIK OLMADAN OLMAZ”
Hızır ayı boyunca Alevi toplumunda yalnızca oruç tutulmuyor; cemler yapılıyor, lokmalar paylaşılıyor, komşular ve yoksullar gözetiliyor. Kavrulmuş ve öğütülmüş buğdaydan yapılan qavut, tereyağıyla birlikte paylaşılarak yeniliyor. Mumlar yakılıyor, deyişler söyleniyor, Hızır’a dair anlatılar dile geliyor.
Yeşil, bu ayın aynı zamanda ziyaret ayı olduğunu belirterek, “Kirveni, müsahibini, pirini ziyaret edersin. Toplum bir araya gelir. Cem tutulur. Cem, bizim için sevgi ve barış yeridir” dedi.
Alevi inancında rızalığın temel ilke olduğunu vurgulayan Yeşil, cem erkânının anlamını şöyle anlattı:
“Bizde ikrar çok önemlidir. Sözünden dönmeyeceksin. Cem, paylaşmaktır. Kin, nefret yoktur. Birinin bir başkasında hakkı varsa, rızalık alınmadan cem olmaz. Cem, toplum yeridir. Sevgi yeridir.”
Yeşil, Alevi öğretisinin özünü ise şu sözlerle özetledi:
“Eline, diline, beline sahip ol. Bir insanın kalbini kırarsan, kırk yıl ibadet etsen boşa gider. Biz 72 millete bir nazarla bakarız.”
Hızır ayı, Alevi coğrafyasında hâlâ bu anlayışla yaşatılıyor: Oruçla değil yalnızca; lokmayla, rızalıkla ve insanı merkeze alan bir inançla.
Cem EKİNCİ/ELAZIĞ
Yoruma kapalı.