PİRHA- DEM Parti grup toplantısını, Nusaybin’de Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan’ın katılımıyla yaptı. Suriye’de katliama maruz kalan herkesin sorumluluğunun Şara yönetiminde, HTŞ’de, IŞİD’de ve onları destekleyen uluslararası güçlerde olduğunun altını çizen Hatimoğulları, “Suriye’deki Kürt soykırımını durdurmaya davet ediyorum” dedi. Tuncer Bakırhan da, “Rojava umuttur, direniştir. Rojava; halkların bir arada yaşadığı umuttur. O umudu öldürtmeyiz” diye konuştu.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Toplantısı Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan’ın yanı sıra Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanları Çiğdem Kılıçgün Uçar, Keskin Bayındır’ın Kürt siyasetçi Ahmet Türk, siyasetçiler, sivil toplum örgütleri ve on binlerin katılımıyla gerçekleştiriliyor. Toplantı, Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırılar nedeniyle Nusaybin’de gerçekleştirdi.
“ROJAVA DEMEK, IŞİD KARŞITLIĞI DEMEKTİR”
Binlerce yurttaşın yürüyüşü ardından yapılan grup toplantısında konuşan Tülay Hatimoğulları, olağanüstü koşullardan geçildiğini belirterek, şunları ifade etti:
“Şu an Nusaybin’de sınırın sıfır noktasındayız. Sınırın birkaç adım ötesinde Qamişlo’da Kürt kardeşlerimiz şiddetli bir savaş tehlikesi altında. Rojava’da şiddetli bir savaş ve çatışma devam ediyor. 10 Mart Mutabakatı ile ilgili görüşmeler devam ederken Suriye’de Geçici Şam Yönetimi ve SGD arasında görüşmeler devam ederken birden masayı devirip savaş ve çatışmanın önü açıldı. Halep’te öncelikle Şexmaqsud, Eşrefiyê mahallelerinde Kürt halkına yönelik amansız bir katliam başlatıldı. Bu katliamı başlatan HTŞ güçlerini kınıyoruz. Savaşa hayır, barış hemen şimdi diyoruz.
Onunla da yetinmediler. Önce Fırat’ın batısı, şimdi de Fırat’ın doğusuna yani Rojava topraklarına bir işgal harekatı başlatılmış durumda. Bunu kabul etmek mümkün değil. Yalan yanlış bilgileri başta Türkiye’de yandaş medya, havuz medya AKP-MHP iktidarının sözcüleri Suriye’deki gelişmeler hakkında Türkiye ve dünya kamuoyunu yalan yanlış bilgilerle doldurmaya çalışıyorlar. Ve diyorlar ki Rojava’daki yönetim 10 Mart Mutabakatına uymadı. Külliyen yalan. 10 Mart Mutabakatı’na uymayan HTŞ’nin kendisidir, Şara yönetimidir: Bugün orada sivil halkımız başta olmak üzere katliama maruz kalan herkesin sorumluluğunu Şara yönetimindedir, HTŞ’dedir, IŞİD’dedir ve onları destekleyen uluslararası güçlerdedir.
Bugün Türkiye’de Suriye’deki operasyon devam ederken Cumhur İttifakının sözcülerinin yaptığı açıklamaya bakılacak olursa sanki savaşı ve çatışmayı Türkiye’den yönetiyormuş gibi açıklama yapıyorlar. Bir yandan Türkiye’de Kürt’e ‘kardeşim’ diyecek ‘İç barışı tesis edeceğim.’ diyecek öte yandan oradaki operasyonları yönetecekler. Bakın sadece bu değil. Onların ideolojik olarak burada akrabaları olan Furkan Günleri düzenleyenler ve bunların sözcüsü basın yayın organları neyi öne çıkardılar biliyor musunuz?
Temizlik hareketi başlamalı diyorlar Rojava’da. Temizlik! Neyi neyden temizliyorsunuz? Rojava toprağını Kürt’ten mi temizlemeye çalışıyorsunuz? Ve buna Furkan günlerinde verilen fetvalar olarak ortaya koyuyorsunuz. Hak ve batıl diyorsunuz. Ey batılı kıblesi olarak gören iktidar ve yandaşları, ey batılı ilkesi olarak görenler, ey iktidardan güç zehirlenmesi yaşayanlar demokrasi istemek, savaş karşıtı olmak, kadın özgürlüğünü istemek, anadiliyle eğitim hakkını istemek batıl mıdır? karar verin. Batıl olan nedir biliyor musunuz? Batıl olan Türkiye’de Kürt’e kardeşim deyip gerçek kardeşliği görmemektir. Batıl HTŞ ile el tutuşmaktır. Batıl olan paramiliter güçlerin ve çeteleri örgütleyip eğitip donatıp onları Suriye topraklarında Alevi canlarımızı, Dürzi kardeşlerimizi, Kürt kardeşlerimizi katlettirmektir. Onun önünü açmaktır Batıl olan. Batıl olan sizsiniz, sizsiniz, sizsiniz.
Hükümetin Sözcüsü Ömer Çelik konuşma yapıyor ve diyor ki: ‘SDG sürece darbe yapmak istiyor’ Burada asıl darbeyi kim yapıyor biliyor musunuz? HTŞ ile el tutuşanlar, oradaki güçleri destekleyenler ve bu savaşa onay verenler, göz yumanlar, destekleyenler, sınırını ardına kadar bu çete güçlerini açanlar bu süreci esas olarak sabote eden bunlardır. HTŞ sözcülüğü yapıyorsunuz Türkiye’de. O yüzden bu süreci sabote etmek isteyen tam da sizsiniz ve sizin açıklamalarınızdır. Bakın Cumhurbaşkanı Erdoğan diyor ki haklıyken haksız yere düşmeyecek şekilde bir cerrahi hassasiyetle Suriye hükümeti operasyonlarını yürütüyor. Buradan da HTŞ’yi tebrik ediyor. Biz buradan cumhurbaşkanına soruyoruz. ‘Kürt kardeşlerimiz katlediliyor.’ diye mi HTŞ’yi tebrik ediyorsunuz. Ortada bir savaş var. Neyin tebriki bu? Barışın istikrarın egemen olduğu bölge huzur içinde yaşar diyor. Bizler yıllar yılıdır DEM Parti olarak dedik ki, Türkiye’de iç barışımızı tahkim edelim. Uluslararası güçlerin bölgede kurmaya çalıştığı komploya karşı hep beraber uyanık olalım dedik. Bunun için iç barışımızı tahkim edelim dedik. Ama iç barışı konuştuğumuz bu günlerde huzurdan bahsettikleri bu günlerde, Suriye’de Kürtler katledilirken Türkiye’deki Kürtlerin duygusunu görmeyen bir huzur olabilir mi? Düşüncesini görmeyen bir huzur olabilir mi? İnsanlar gece gündüz uyumuyor. Herkes ayakta. Bugün Nusaybin’de sınırın sıfır noktasındayız. Ve inanın 7’den 90’ına kadar herkes bugün bu yürüyüşte ve sınırın ötesinde katledilen kardeşleri için gözyaşı döküyor. İşte süreci bozan sizsiniz. Türkiye’de barış sürecinde inancı zayıflatan sizlersiniz. Vazgeçin bundan, vazgeçin bundan. Artık yeter! Edi bese!
Değerli halklarımız, bakın adeta bir düğmeye basılmışçasına kalem oynatanlar var. Saray medyasının kalemşörü bizim Eş Genel Başkanımız Sayın Tuncer Bakırhan ve Grup Başkanvekilimiz Gülistan Kılıç Koçyiğit’i hedef haline getirmek istiyor. Bizler buradan o yazara diyoruz ki sen kandan besleniyorsun. Savaştan besleniyorsun. Çatışmadan besleniyorsun. Ve sana buradan soruyoruz. Daha kaç Kürt katledilirse senin kalemin yazı yazabilir, vicdanın hatırlar, vicdanın rahatlar. Buradan sizleri, yöneticilerimiz, eş başkanlarımız, Grup Başkanvekillerimizi hedef haline getirmenize asla müsade etmeyiz, etmeyeceğiz. Partimiz demokrasi için, barış için sonuna kadar çalışmaya devam edecek.
Suriye’de Şam yönetimi başa geldiği günden beri Alevi canlarımız Lazkiye’de, Hama’da, Humus’ta, Şam merkezlerinde katledildiler. Ardından Dürzi kardeşlerimiz katledildi. Onbinlerce katliama sebep oldular bunlar. Onbinlerce insanı katlettiler. Ve oradan şimdi bu katliamı ve soykırımı Rojava topraklarına kaydırdılar. Buradan hep beraber alkış ve zılgıtlarımızla Rojava’da soykırıma hayır diyelim hep beraber. Ortada çok büyük bir uluslararası komplo olduğunun bizler farkındayız. Paris Antlaşması’ndan sonra Rojava ve Kürtlere dönük bir soykırım startının verildiğinin hepimiz farkındayız. Türkiye’de hükümet adına konuşan bakanlar, sözcüler her fırsatta diyorlar ki “SDG ya da Suriye’nin öz yönetimi başka devletlerle iş tutuyor.” Biz başından beri ısrarla şunu söyledik. Suriye’deki Kürt halkıyla, onların siyasi iradesiyle Türkiye görüşmeler gerçekleştirsin dedik. Türkiye’nin iç barışı konuşurken Suriye’nin iç barışını da konuşalım, destekleyelim dedik. Ama bundan siz imtina ettiniz. Ve şimdi bahsini ettiğiniz devletler komplo geliştirenlerle beraber aynı yerde saf tutup sözüm ona islam kardeşim dediğin Kürdü katlediyorsun. Buna asla izin vermeyeceğiz. Rojava halkı yalnız değildir. Bunu herkes böyle bilmeli ve böyle bilecek.
Buradan bütün dünyaya çağrımızı yinelemek istiyoruz. Bütün uluslararası, demokrasi güçleri, insan hakları savunucuları, soykırım karşıtları, göçmenlerle dayanışanlar, herkesin ama herkesi şu an Suriye’deki Kürt soykırımını durdurmaya davet ediyorum. Türkiye’deki bütün muhalif kesimleri, demokratları, devrimcileri, aydınları, yazarları, gazetecileri, ezcümle herkesi ve başta siz değerli halklarımızı bütün demokratik haklarımızı kullanarak bu savaşa hep beraber dur diyelim, dur diyelim. Bizim için Rojava demek kadın özgürlüğü demektir. Rojava demek, IŞİD karşıtlığı demektir. Rojava demek farklı halkların ve inançların demokratik bir zeminde mücadele yürütmesi demektir. Selam olsun Rojava’ya. Selam olsun Rojava’da direnen kadınlara. Selam olsun oradaki bütün kadınlara.”
“GÜN BİRLEŞME GÜNÜDÜR”
DEM Parti Eş Genel Başkan Tuncer Bakırhan da konuşmasında şunları dile getirdi:
“Sadece grubunu Meclis çatısı altında yatmayıp arada bir böyle haksızlıklar ve huzursuzluklar karşısında çeşitli kentlerde yapan tek parti biziz. Bugünleri yaratanları kınıyoruz. Kuzey ve Doğu Suriye’de bir katliam var. Kuzey ve Doğu Suriye’de soykırım var. Onlarca selefi örgüt, onlarca baş kesen, çocukları, gençleri, kadınları katleden bir örgüt, onun uzantıları, onu destekleyen ulusal, bölgesel ve uluslararası güçler var. Yani Rojava’da Kürtler tek, dünya bir olmuş. Kürtlere düşmanlık yapıyor, soykırım yapıyor. Kürtlerin kimliksiz bir şekilde, dilsiz bir şekilde, statüsüz bir şekilde yaşaması için düşmanlık yapıyorlar. Bizler dün olduğu gibi bugün de Rojava’da onuru için, kimliği için, dili için mücadele eden Rojava halkıyla birlikteyiz. Oradaki Kürt kardeşlerimizle birlikteyiz. Orada her gün Kürtler gibi katledilen Alevi kardeşlerimiz, Dürzi halkıyla beraber olduğumuzu bir kez daha buradan Nusaybin’den sınırdan haykırıyoruz; Rojava sadece bir toprak parçası değil. Bunu en başta bu ülkeyi yöneten iktidar, oradaki uluslararası güçler, emperyalist güçler çok iyi bilmelidir. Rojava umuttur. Rojava direniştir.
Rojava o çölde halkların kardeşçe, eşitçe bir arada yaşadığı bir umuttur. O umudu öldürtmeyiz. O umudu yok ettirmeyiz. Oradaki yaşam umuduyla bugün burada olduğu gibi her daim Türkiye’nin, Kürt illerinin her yerinde dayanışma içerisinde olacağımızı bir kez daha haykırmak istiyoruz. Kimliğimizden, kazanımlarımızdan vazgeçin diyorlar.
Kürt, dilini konuşmasın diyorlar. Kürt gençleri Kobani’de, üniversitede kendi ana diliyle eğitim görmesin istiyorlar. Kürtler teslim olsun istiyorlar. Peki biz oradaki soydaşlarımızın onursuz bir yaşamı seçmelerini istiyor muyuz? Kürtleri yalnızlaştırmak isteyen, yok etmek isteyen, kimliksiz bırakanlara diyoruz ki bu akıl dışı yaklaşımlarınızdan vazgeçin. Kürtler o toprakların asli unsurlarından birisidir. Yüzyıllardır oradadır ve olmaya devam edecektir.
Rejim Halep’te bir pusu kurdu. Alçakça! Kürtler anlaşmaya uyarak geri çekildiklerini belirtmesine rağmen rejim ve destekçileri orada Kürt kadınlarını, Kürt gençlerini katletmiştir. Mahallelerini bombalamıştır. Toplarla, tüfeklerle birlikte Kürtleri sürmeye çalışmıştır. 10 Mart Mutabakatına uymayan El Şara’dır. Suriye rejimidir. Onun arkasındaki o sahtekar o iki yüzlü güçlerdir. Emin olan, tek bir Kürt yaşayıncaya kadar ne bu saldırıları ne o saldırıların arkasındaki güçleri unutmayacaktır. Bu Kürt karşıtlarını, bu Kürt düşmanlarını unutursak kalbimiz kurusun. Unutacak mıyız?
İktidar medyası algı oluşturuyor. İktidar medyası orada Kürtlerin dilini, kimliğini tehdit olarak göstermek istiyor. Asıl tehdit olan Şara iktidarıdır. Bunu Türkiye kamuoyu çok iyi bilmelidir. Bir de utanmadan sabah akşam çıkıp kürsülerde Türk Kürt kader birliği yaptı diyorlar. Sınırın ötesinde düşmanlık yaptığın Kürt’le nasıl bir kader birliği yapmışsın? Bunu söyler misin? Bir taraftan buradan barış elini uzatacaksın. Diğer tarafta Rojava’da yaşayan halkımızın katledilmesine çanak tutacaksın ve Kürt-Türk kader ortaklığı yaptı diyeceksin. Bu riyakarlıktır. Bu sahtekarlıktır. Bu riyakarlıktan bir an önce herkes vazgeçmelidir.
Bakın Devlet Bahçeli diyor ki böyle kader birliği mi olur? Kader birliği diyor Devlet Bahçeli. Biz de kendisine diyoruz ki böyle kader birliği mi olur? Kürt’ü düşman gören, Kürt’ü toprağından sökmeye çalışan, Kürt’ü katletmeye çalışanlara çanak tutan bir yaklaşım mı kader birliğidir? Kürt’ün kaderi neden kimliksiz olsun Sayın Bahçeli, Kürt’ün kaderine niye statüssüzlük, kimliksizlik, dilsizlik düşsün? Recep Tayyip Erdoğan da kavimiyetçilik bizim kadim kadim kültürümüzün reddettiği bir hastalıktır diyor. Soruyorum Erdoğan’a Kavimiyetçilik bir hastalıksa niye senin bakanın çıkıp Suriye Arap Cumhuriyeti diyor? Bundan iyi kavmiyetçilik olur mu? Önce kendi içerisi içindeki bu hastalığı ortadan kaldırmaya çalış. Numan Kurtulmuş, Kürtlerin onuru, Türklerin gururu diyordu. Hadi oradan hadi! Kürt’ün onurunu Rojava’daki insanları katliamla karşı karşıya getirerek mi sağlayacaksın? Madem Kürt’ün onuru diyorsun, 10 gündür Rojava’da insanlar katlediliyor. O Selefiler, o cihatçılar Kürt kadınlarının başlarını kesiyor. Niye sesini çıkarmıyorsun? Niye itiraz etmiyorsun? Niye bir şey demiyorsun Sayın Kurtulmuş? Ancak Kürtlere teslimiyet dayatıyorlar. Kusura bakmayın bin yıldır Kürtler teslim olmadı. Şimdi asla olmaz.
Nahçıvan’daki Azerilere özerklik, Kuzey Kıbrıs’taki Türklere devlet, Kürtlere statüsüzlük, kimliksiz diyen herkes riyakardır. Kürt düşmanıdır. Bu tarihe böyle geçecektir.
Kürtler kimliksiz, statüsüz yaşasın diyeceksiniz. Bir de kardeşiz diyeceksiniz. Hamaset de değil. Yeter. Kürt’e karşı yaptığınız hamaset yeter. Ferasetle, akılla başları hocama olmak üzere Türkiye başta olmak üzere barışı, demokrasiyi, insanların eşit yurttaş olduğu bir zemin için çalışın, çabalayın.
Değerli halkımız, barış herkese kazandırır. Şu anda Rojava’daki düşmanlık kimseye kazandırmaz. Türkiye’de 25 milyon Kürt var. Bu düşmanlığı kabul etmiyor. Bunu unutmayacak. Grup Toplantımızı yaptığımız bu saatlerde gençlere saldırıyorlar. Böyle bir şey olabilir mi? Demokratik hakkımızı kullanıyoruz. Yetkilileri dikkatli davranmaya çağırıyorum. Saygılı olun biraz. Türkiye’nin 3. Büyük Partisi grup toplantısı yapıyor. Siz gençleri dövüyorsunuz, yerde sürüklüyorsunuz. Bunu kabul etmiyoruz. Sayın Öcalan en son dedi ki ‘Rojava’da Kürt kıyımından vazgeçin. Diyalogla, müzakereyle çözün.’ Ama onlar tam tersini yapıyorlar. Sayın Devlet Bahçeli PKK’nin kurucu önderi diyor. Ama onun dediğini yapmıyor. Onun dediğini söylemiyor. Her karışı temizlenmeli, kurutulmalı diyor. Sen kuru temizleyici misin? O toprakların kadim halklarını hiç kimse ama hiç kimse ne kurutabilir ne temizleyebilir.
Dünyada yaşayan 50 milyon Kürt’e sesleniyorum. Gün birbiriyle kavga etme günü değil. Gün bu Kürt karşıtı karşısında bir olma, birlik olma, omuz omuza mücadele etme günüdür. Eksiklerimizi, yetmezliklerimizi konuşabiliriz. Ama gün katliamla karşı karşıya kalan Rojava’daki Kürtlerle dayanışma günüdür. Dayanışmayla bu katliamı önleyebiliriz. Dayanışmayla bu Selefileri durdurabiliriz. Kan döken, barış karşıtı olan bu güçleri dayanışmayla, mücadeleyle ancak yola getirebiliriz. Öfkenizi kendi içinize değil, Kürtlere düşmanlık yapanlara karşı kusun. Öfkenizi kendinize değil, Kürtleri statüsüz, kimliksiz, bırakanlara karşı harekete geçirin. Bakın bugün Bahçeli diyor ki: ‘SDG Kürtleri temsil etmiyor. Ya beyefendiler kimin kimi temsil ettiğine de karar veriyorlar. Dilinizi konuşmayın, statüsünüz olmasın diyorlar. Şu şunu temsil etmez, bu bunu temsil etmez’ diyor. Sana mı soracağız kimin kimi temsil ettiğini?
SDG, bal gibi Kürtleri temsil ediyor. Alevileri, Türkmenleri, Ezidileri, seküler yaşamdan yalanı olan Arap halkını temsil ediyor. Özerk yönetim oradaki bütün halkları temsil ediyor. Kim kimi temsil ediyor hükümlerine kimse size izin vermez. Bu hükmü siz veremezsiniz. Biz diyor muyuz siz kimi temsil ediyorsunuz? Sandığı koysanız bu toplumdan rıza alabilir misiniz? Alamazsınız. Asıl siz temsil etmiyorsunuz. Vazgeçin lütfen. Kimin kimi temsil ettiği değil sorunumuz. Rojava’da bir katliam var, bir kıyım var. Onu önlemektir bizim sorunumuz. Gelin birlikte Kürt katliamı karşısında duralım. 25 milyon Kürt’ün soydaşlarıyla dayanışalım. Kürtler insanca yaşamak istiyor. Katledilmeden, güvenlik içerisinde yaşamak istiyorlar. Size tehdit olan Kürtler değil. Bu selefi güçlerdir. Şu andaki yönetimdir. Sizi ne zaman satacakları belli olmayan bu güçlerdir. Kürtler satmaz, ihanet etmez, çelme takmaz.
Değerli halkımız, bir kez daha Nusaybin’den sesleniyoruz. Kürtler size muhatap beğendirmek zorunda değil. Her yerin bir muhatabı var, açıktır, ortada der. O muhatapları dikkate alın. Temizleme, kurutma işlerinden vazgeçin. Bu dil, tehlikeli bir dildir. Kobanê, Qamişlo Kürt kentidir. Kürt kentleri olarak kalmaya devam edecektir.
Bir çağrım da gerçek anlamda ümmet kardeşliğini savunan Müslüman kardeşlerimedir. Yani onları bu konuşmanın dışında bırakıyorum. Ya Kürt ümmet değil mi? Kürt’te de Kürt’te Kabe’de yan yana omuz omuza değil misiniz? Selahattin Eyübi Kürtlerin atası değil mi? Bu dini korumak için, kurtarmak için kahramanca, fedekarca savaşan Selahattin Eyyubi’yi unuttunuz mu? Bugün onun İslamiyet’i savunduğu topraklarda onun torunları katlediliyor. Kimliksizliğe, statüssüzlüğe terk ediliyor ve siz susuyorsunuz. Evet, gerçek Müslüman kardeşlerim. Bu katlama, bu kırıma sizlerin de ses çıkarmanızı istiyoruz. Kürt’ü katledenlerin partisinde, gazetesinde, iş yerinde, televizyonunda çalışmayın. Bu yaşananlar bir güven testidir. Ümmet kardeşliği zulme karşı durmaktır. Kürt katledilirken susmak değil. Kürt’ün dili haramdır diyenlerin yanında durmak değil. Dolayısıyla bir bütüne bu onursuzluğa, kimliksizliğe karşı gerçek Müslüman kardeşlerimizle Türkiye’nin devrimci demokratik kesimleriyle, Kürtlerle, emekçilerle, ezilenlerle birlikte duracağımızın sözünü bir kez daha buradan Nusaybin sınırından veriyoruz. Qamışlo’ya sesleniyoruz. Biriz, birlikteyiz. Binê xetê serê xetê tune. Em yekin, em ê yekbin, em ê yek bimînin.Günlerce sokaklarda dinlenen halkımıza bin kez şükranlar olsun. Size layık olmak için gece gündüz durmadan dilinizi, kimliğinizi, onurlu eşit bir yaşamınızı sağlayıncaya kadar arkadaşlarımızla birlikte kararlıca mücadele edeceğimizin sözünü veriyorum. Anneler merak etmeyin. Biz güçlüyüz, biz inançlıyız, biz haklıyız, biz kararlıyız, biz kazanacağız.”
(HABER MERKEZİ)
Yoruma kapalı.