Alevi Haber Ajansi

Hrant Dink cinayeti: Bilinen tehdit, önlenmeyen suç, bitmeyen adalet arayışı!

PİRHA- Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in 19 Ocak 2007’de İstanbul’da öldürülmesinin üzerinden 19 yıl geçti. Devletin önceden haberdar olduğu tehditlere rağmen koruma sağlanmaması, tetikçinin tahliyesi ve kamu görevlilerine yönelik yargılamaların sonuçsuz kalması, davayı cezasızlığın simgelerinden biri hâline getirdi.

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in 19 Ocak 2007’de İstanbul Şişli’de öldürülmesi, yalnızca bir gazetecinin katledilmesi değil; devletin bilgi sahibi olduğu bir tehdidi engellememesi ve ardından adaletin tam anlamıyla işletilememesiyle hafızalara kazındı. Aradan geçen 19 yıla rağmen dava, “faili belli ama failleri karanlık” dosyalar arasında yer alıyor.

HRANT DİNK KİMDİ?

1954 yılında Malatya’da doğan Hrant Dink, Türkiye Ermenisi bir gazeteci, yazar ve insan hakları savunucusuydu. Kurucusu ve genel yayın yönetmeni olduğu Agos Gazetesi, Türkiye’de Ermeni toplumunun sesi olmanın ötesinde, farklı halklar arasında diyalog ve yüzleşme çağrısı yapan bir yayın çizgisi izledi.

Dink, yazılarında 1915 Ermeni Soykırımı, inkâr politikaları, azınlıkların eşit yurttaşlık talepleri ve demokratikleşme meselelerini ele aldı. Bu yaklaşımı, onu hem geniş bir toplumsal kesim nezdinde saygın bir figür hâline getirdi hem de milliyetçi çevrelerin hedefi yaptı.

301. MADDE, LİNÇ KAMPANYASI VE TEHDİTLER

Hrant Dink, 2004 yılında Agos’ta yayımlanan yazıları nedeniyle Türk Ceza Kanunu’nun 301. maddesi kapsamında “Türklüğü aşağılamak” suçlamasıyla yargılandı ve mahkûm edildi. Bu karar, Dink’i açık hedef hâline getirdi.

Mahkûmiyet sonrası bazı medya organlarında Dink’i hedef gösteren yayınlar yapıldı; hakkında yoğun bir karalama ve tehdit süreci başladı. Dink, ölümünden kısa süre önce kaleme aldığı yazıda kendisini “ürkmüş bir güvercin”e benzeterek, yaşadığı baskıyı açıkça dile getirdi.

CİNAYET ÖNCESİ DEVLETİN BİLGİSİ

Cinayetin ardından ortaya çıkan resmi belgeler, Hrant Dink’e yönelik saldırı hazırlıklarının devletin ilgili birimleri tarafından önceden bilindiğini ortaya koydu.

Trabzon Jandarma Komutanlığı ve Emniyet Müdürlüğü’ne ulaşan istihbarat raporlarında, Ogün Samast ve Yasin Hayal’in isimleri açık biçimde yer aldı. İstanbul Emniyeti de bu bilgilere sahipti. Buna rağmen Dink’e yönelik hiçbir koruma tedbiri alınmadı.

Bu durum, cinayetin “bireysel bir eylem” değil, önlenebilir bir suç olduğu yönündeki değerlendirmeleri güçlendirdi.

CİNAYET VE TOPLUMSAL TEPKİ

19 Ocak 2007 günü, Hrant Dink Agos Gazetesi önünde,  Ogün Samast tarafından silahla vurularak öldürüldü. Cinayet, Türkiye ve dünya kamuoyunda büyük yankı uyandırdı.

Cenaze törenine yüz binlerce kişi katıldı. “Hepimiz Hrant’ız, hepimiz Ermeniyiz” sloganları, Türkiye’de uzun süredir bastırılan yüzleşme talebinin sembolü hâline geldi.

Ogün Samast, çocuk hükümlü olarak yargılandı ve toplamda 22 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırıldı. Samast, 15 Kasım 2023’te, yaklaşık 16 yıl cezaevinde kaldıktan sonra şartlı tahliye edildi.

Ana dava dışında, cinayette ihmali bulunan kamu görevlileri hakkında açılan davalar yıllar sürdü. Emniyet ve jandarma görevlileri, istihbaratçılar ve mülki idareciler hakkında çeşitli yargılamalar yapıldı; bazı sanıklara sınırlı cezalar verildi, bazıları beraat etti.

Ancak davalar, cinayetin arkasındaki olası örgütlü yapı ve emir-komuta ilişkisini ortaya çıkaracak şekilde sonuçlanmadı.

AİHM KARARI: DEVLET SORUMLU

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 2010 yılında Türkiye’yi yaşam hakkını koruyamamak ve ifade özgürlüğünü ihlal etmek gerekçesiyle mahkûm etti.

Mahkeme kararında, devletin Hrant Dink’e yönelik açık tehditlerden haberdar olmasına rağmen gerekli önlemleri almadığı açıkça vurgulandı. Bu karar, cinayetin yalnızca bireysel değil, devlet sorumluluğu içeren bir suç olduğunu uluslararası düzeyde tescilledi.

CEZASIZLIK VE KAPANMAYAN DOSYA

Hrant Dink cinayeti, Türkiye’de cezasızlık politikasının en sembolik örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor. İnsan hakları örgütleri ve Dink ailesi, adaletin yalnızca tetikçinin cezalandırılmasıyla sağlanamayacağını; ihmali, bilgisi ve sorumluluğu bulunan tüm kamu görevlilerinin yargılanması gerektiğini vurguluyor.

Her yıl 19 Ocak’ta Agos Gazetesi önünde yapılan anmalar, yalnızca bir gazeteciyi değil; ifade özgürlüğünü, birlikte yaşam umudunu ve hakikatin açığa çıkması talebini hatırlatıyor.

(HABER MERKEZİ)

 

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.