Alevi Haber Ajansi

Anneden kızına uzanan bir direniş serüveni

PİRHA- Mine Kaynak, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde yaşam mücadelesini PİRHA’yla konuştu. Kaynak, tüm kadınlara kimlikleri ve renkleriyle her alanda seslerini ve mücadelelerini yükseltmeleri çağrısında bulundu. 

Kürt, Ermeni ve Çingene bir kadın… 3 çocuğu bir de torunu olan Mine Kaynak, Türkiye’de birçok kadının benzer hikâyesini taşıyor, farklılığı ise mücadelesinde. Genç yaşta zorla evlendirilen ardından da şiddete maruz kalan Kaynak, ‘kim ne der’ kaygısını bir yana bırakıp boşanarak ilk mücadelesine başlamış. Ardından çevresinde yaşananlara duyarsız kalmayarak insan hakları savunuculuğu ile de hayata tutunmuş. Çeşitli dönemlerde yaşadığı tutukluluk süresi ve gözaltında uğradığı işkenceler nedeniyle rahmi alındı, beyninde lezyonlar oluştu. Yine de mücadeleden geri durmayan Kaynak, OHAL’in ardından çıkarılan KHK ile kapatılan bir radyo da yıllarca emek verdi. Şimdi de yerleşik yaşamın mülkiyeti beraberinde getirdiğini düşünerek göçebe bir hayata adım atmış. Sırt çantası ile ürettiği kadar tüketerek yaşıyor.

Bu mücadele serüveni ise annesi Gülten teyzeden ona miras. 150 bin işçinin, 1970 Haziran’ın 15 ve 16’sında, Türkiye sanayisinin merkezi olan İstanbul-İzmit hattında, temel önemdeki sanayi dallarında iş bırakarak, uzun yollar kat ederek, yolu üstüne çıkan polis ve asker barikatlarını çatışarak ve 3 can vererek aştığı mücadele ve 15-16 Haziran direnişinin sembol isimlerinden biri olan Gülten Tunca.

Anneden kızına uzanan direniş öyküsünü Mine Kaynak PİRHA’ya verdiği röportaj da anlattı.

KÜRT, ÇİNGENE VE ERMENİ

Mine Kaynak kimdir? Sizi tanıyabilir miyiz?

Kendimi tanıtmak konusunda bir sıkıntı yaşıyorum. (Gülüyor) İnsanlar sorduklarında nerelisin ve nesin sorusu benim için sıkıntılı. Çok uzun bir süre önce bir kitap okumuştum. Yeryüzü lanetlileri o kitabı okuduğumda, şöyle bir duyguya kapılmıştım. Sanırım yeryüzünün lanetlilerinden biri de benim. Çünkü Kürt bir ailenin kızıyım. Bir tarafım Çingene ve son zamanlarda da bir tarafımın da Ermeni olduğunu öğrendim.  İstanbul’a göç ettik uzun zaman önce.  İstanbul ‘a doğup büyüdüm. Bir evlilik sürecinden geçtim. 3 çocuğum var. Hepsi üniversiteyi okuyup bitirdi. Hem anneyim hem uzun zamandır insan hakları ve kadın aktivisti olarak çalışmalar yürüttüm. Yaklaşık 20 yılı aşkındır radyo programcısıyım. Çeşitli radyolarda programlar yaptım. Ama en çok ve en fazlada muhalif kimliğimle ve kadın kimliğimle sisteme karşı durmaya çalıştım. Çünkü biz aşiretlerle büyüyen çocuklarız. Çok genç yaşta evlendirilmiş olmanın getirdiği o tepki birikimiyle biraz da kadın kimliğine sahip olmaya çalıştım. Bende annem gibi şiddet dolu bir evliliğinden geçtim. Öylesi bir evlilikten kurtulmak değil. İçinde direnmek kişiyle de direnmek anlamına geliyor. Tüm ailemin baskılarına rağmen ailede ayrılmak olmaz. İşte bir kadının yerin kocasının yanıdır, evine geri döneceksin. Şiddet görmen, çocukların şiddet görmesi, zorla çalıştırma kadın kimliğinin yerle bir edilmesi falan bunlar toplum içinde ve aile içinde önemli değil. Buna karşı bir başkaldırıyla yaşama tutunmaya çalıştım. Ve bir gün çok tuhaf bir şekilde çocuklarımı aldım ve terk ettim İstanbul’u ve Adana ‘ya yerleştim. Yeni bir hayatım başladı.

MÜCADELE DOLU BİR YENİ HAYAT

‘Kim ne der’ kaygısını bir yana bırakıp iki çocuğunuzla nasıl bir yaşama başladınız?

2 çocuğumla Adana’ya geldiğimde tek şansımın iyi bir çevreyle tanımış olmam. Bilinçli ve demokrat bir çevre. Meslek edindim. Kendimi geliştirdim. Ve çok severek yaptığım radyo programcısı oldum. Yine bir kadın olarak kadın bilinciyle hareket edip, kadın ve insan hakları mücadelesini bulunduğum her alanda yürüttüm.

Cezaevi süreçleriniz de oldu. Neler yaşadınız?

Evet. Dönemsel cezaevi süreçlerim oldu. Günümüzde olduğu gibi keyfi gerekçelerle tutukluluk ve gözaltı yaşadım. En barizi ise 8 Mart’ta giydiğim kırmızı bluzumun örgüt üniforması olarak gösterilmesiydi. Bu gerekçe ile 8 ay tutuklu kaldım. Bende içerideki hasta tutuklulardan biriydim. Kalp romatizmam vardı. Cezaevi idaresi tarafından tedavim engelleniyordu.  Bütün kanım iltihaplandı. Ranzadan kalkamaz durumdaydım.

İÇERDE VE DIŞARDA DAYANIŞMA ÇOK ÖNEMLİ

Tedavinizin engellenmesi ne kadar sürdü?

Bir gün çok ilginç bir şey oldu. Cezaevlerinde mektuplar çok önemlidir. O dönem tıp fakültesi öğrencisi olan bir tutukludan mektup geldi bana. Tedavimin engellendiğini öğrenmiş ve bunun üzerine mektup yazmış. Mektubu ilk açıp okuduğumda aslında mektubun ilk iki sayfası cezaevi idaresine yazılmış, iki sayfa da revir doktoruna yazılmış, geri kalan sayfalarda bana yazılmış. Mektubu okuduğumda bana yazılmış bölümleri tam okurken baktım mazgal açıldı. Gardiyanlar hastaneye sevkim yapıldığını söylediler.  Bu mektubun benim tedavim için çok etkili olduğunu düşünüyorum.  Böylelikle tutukluluğumun ilk üç ya da dördüncü ayından sonra tedavi oldum. Bu yüzden içerde ve dışarıda dayanışmanın çok önemli olduğuna inanıyorum.

Başka nasıl engellerle karşılaştınız?

Cezaevinde özellikte tutsakların kazanılmış haklarının geri alma noktasında daha direngen ve daha tutarlı davranmak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü cezaevi idaresi her zaman keyfi yaptırımlarda bulunuyor. Genelgelerde olmayan koşulları dayatıyor. O zamanlarda oğlum 10 yaşlarındaydı. Ve ben aylarca görüşe çıkarılmamıştım. Cezaevi yaka kimlik kartını almadığım için görüşe çıkarılmıyordum. Görüş ve iletişim cezaları alıyordum. Çünkü beni 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü etkinlerinden ötürü tutuklamışlardı. Çok meşru ve bir kadın olarak en doğal hakkımdı o etkinliklere katılmam. Fakat verdikleri yaka kartında terörist eyleminde yakalanmaktan tutuklu olduğum yazıyordu. Ve ben terörist değildim ve ben bunu kabul etmiyordum. Bu yaka kartını kabul etmiyorum dediğimde ceza alıyordum. Oğlum görüşüme geldiğinde eline küçük bir kâğıt veriyorlardı. O kâğıtta annen seninle görüşmek istemiyor deniliyordu ve gönderiliyordu. Yani bir çocuğu annesinden kopartmak, bir çocuğun dünyasında yaratılan travmadır.

Cezaevinde başka ne tür baskı uygulamaları vardı?

Karataş kadın cezaevi yeni bir cezaeviydi. Rutin aylık koğuş aramaları dışında keyfi olarak jandarma, askerler ve komutanlar girerdi, iç çamaşırlarımıza kadar arama yapılırdı. Kadın kimliğimiz aşağılanırdı. Buna karşı geldiğimizde coplanırdık. En çok dayatılan ise hastane ve mahkemeye götürüp getirildiğimizde ayakkabılarımızın çıkarılması dayatılmasıydı. Ve bir günde ayakkabımı çıkarmadığım için gardiyanların saldırılarına maruz kaldım. Gardiyanlar yetmezmiş gibi cezaevi müdürü askerleri de üzerime saldırttı. Gardiyanlar coplarıyla askerler tekmeleriyle bana saldırıyorlardı. Ve orada bulunan yaşlı bir kadın gardiyan bana “kızım ne olur çıkar ayakkabılarını biz dayanamıyoruz artık” dedi. Ayağa kalktığımda, komutanın ayağıyla terliği önüme atıp ve küfretti. Sonra karga tulumba beni koğuşa götürdüler oradan da tek kişilik hücre cezası verip, hücreye attılar beni.

Şimdi sağlık sorunlarınız var mı?

Gözaltında yaşadığım işkencelerden ötürü ciddi sağlık sorunlarım başladı. Aldığım darbelerden ötürü rahmimde çürümeler oldu. Beynimde lezyonlar oluştuğu söylendi. Devletin şiddeti her alanda güncelliğini koruyor ne yazık ki.

Şu an nasıl bir hayata devam ediyorsunuz?

1 buçuk yıldır yerleşik yaşamıyorum. Yerleşik yaşamın mülkiyeti de beraberinde getirdiğini düşünüyorum. Geri dönüşüm üzerine çalışıyorum. Sırt çantamla geziyorum ve geçimimi takı yaparak sağlıyorum. Ürettiğim kadar tüketiyorum. Yeni ve fazla çok bir şey kullanmıyorum. 3 ay ise sokağa çıkma yasaklarının yaşandığı bölgeye yardım götürdüm. Çocuklarla takı yaptık.

Peki, geçen bu zorlu mücadele sürecinde kadınlara nasıl bir öneri de bulunursunuz?

Tüm kadınların öncelikle 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününü Kutluyorum. Tüm engellemelere ve yasaklara rağmen Türkiye’de de kadınlar tarafından daha coşkulu ve kararlı bir biçimde kutlanmalıdır. Dünya da ve ülkemizde emekçi kadınların verdiği mücadeleleri anmak günün anlam ve önemlidir. Hele ki ülkemizde yaşanan ve her geçen gün daha da artmakta olan kadına karşı yapılan saldırı ve katletmeler karşında, kadın mücadelesini ve direnişini daha da anlamlı kılmaktadır. Böylelikle kadınlar kimlikleri ve renkleriyle her alanda seslerini ve mücadelelerini yükseltmeleri çağrısında bulunuyorum.

Soldan ikinci kadın Gülten Teyze.

TULUMLARINI GİYİP ŞARTELLERİ İNDİRDİ

Şimdi de biraz anneni senin gözünden tanıyalım. Annen, 15-16 Haziran işçi direnişinin en ön saflarında yer alan ve direnişi örgütleyen kadınlardan biri olarak bildiğimiz Gülten Teyzeyi bize biraz anlatabilir misiniz? Bu direnişi nasıl örgütledi?

Annem zaten tanınır eylem günü çekilen o muhteşem direniş fotoğrafıyla. Annem, 15-16 Haziran işçi direnişinin başladığı gün işçi tulumlarını giyiyor ve direnişi örgütlüyor. İşte direnişin başladığı gün tulumlarını giyiyor ve fabrikaya gidiyor. Ardından fabrikaya girer girmez elektrik şartellerini indiriyor. Fabrikadaki işçilere gerici baskı yasalarıyla, emekçilerin sendikal haklarının ellerinden alınmaya çalışmasına karşı fabrikada çalışan işçileri mücadeleye çağıran bir konuşma yapıyor. Daha sonra çalıştığı fabrikadaki tüm işçilerin önüne geçerek Çayırova’dan Taksim’e kadar yürümeye başlıyorlar.

O DA BİR ÇOCUK GELİN

Peki, 15-16 Haziran işçi direnişi öncesi Gülten ablayı nasıl anlatırsınız?

Ülkemizde genel olarak, erken yaşta evlendirilen kız çocuklarının çoğu 15 yaşın altında. Annemde bu çocuklarda biri olarak, eğitim hakkı elinden alınmıştır. Hayali olan mesleği seçememiş. Zorla evlendirilip, çocuk doğurmak ve ev işleri yaptırılmıştır. Annem anlatırdı bize, daha 13 yaşında sokakta oyun oynarken, işte oyunundan alıkonularak eve getiriliyor. Üzerine bir gelinlik giydiriliyor. Annem tabi bunu oyun sanıyor. Ve buna çok seviniyor. Oyun sandığı evliliği tüm şiddetiyle yaşıyor annem. Ve bu şiddet dolu evliliğinden 4 çocuğu da oluyor annemin. İşte günün birinde annemin kocası, annemin üzerine kuma getiriyor. Anneme de artık bu evin hanımı yeni evlendiği kadın olduğunu söylüyor. Annem bu duruma karşı çıkıyor ve kocası tarafından çok kötü dövülüyor. O gece annemin kocası uyuduktan sonra, annem 4 çocuğunu alıp evden ayrılıyor. Bir akrabasının evinde sığınıyor. Sonra Tuzla’da bir evde hizmetçi olarak çalışıyor. Çocuklarını tek başına öyle büyütmeye çalışıyor.

İLK SINIFSAL MÜCADELESİ FABRİKADA BAŞLADI

Sonra annem Arçelik Fabrikasında yeni bir işe başlıyor. Ve yeni çalıştığı fabrikada babamla tanışıyor. Aşkları örgütlü bir yaşamda, mücadele ederek sürdürüyorlar. Ve 15-16 Haziran işçi direnişinin en ön saflarında yer alıyorlar. İşte annem ilk sınıfsal ve cinsel kimliğini tanıma ve bilinçlenmesi o dönemde başlıyor.

ÖNCE KOCASINI SONRA KIZINI KAYBETTİ

15-16 Haziran işçi direnişinden sonra babam yaşamını yitirdi. Toplumda içinde yine yalnız yaşayan bir kadın annem. Altı çocuğun ve evin geçimi tek başına annemin omuzlarında kalıyor. Bu defa ne yazık ki annem akli dengesini yitiriyor. 18 ay Bakırköy Ruh ve Akıl hastanesinde yattı. İlk elektro-şok tedavisi annemin üzerinde deneniyor Türkiye’de. Hiç unutmuyorum bir gün hastanede annemi ziyaret etmeye gittiğimde elleri ve kollarını yatağa zincirlemişlerdi. Uzun bir tedavi sürecinden sonra annem ancak iyileşebildi. Yine kaldığı yerden yaşama tutunmaya çalışıyordu. Bu defa ise 16 yaşındayken ablamı kaybediyor. Ablam kayboluyor ve bir gün sonra da bize ölüsü getiriliyor. Gözaltında kayıpların olduğu bir dönem. Ama yine de net olarak bilinmiyor.

Annem yaşadığı sağlık sorunlarından sonra çalıştığı Arçelik fabrikasından malulen emekli oldu. Yine bizim geçimimizi sağlamak için sebze ve meyve yetiştirerek pazarla da satıyordu. Böylelikle evin ekonomik geçimini sağlıyordu.

BİZLERE ÇOK ŞEY BIRAKTI

Bir insan böylesi bir yaşama daha ne kadar direnebilir ki?

Gülten abla olarak herkesin tanıdığı annem bu mücadeleleri vermiş ve daha sonrasında da kansere yakalandı zaten. Geçirdiği ameliyatlardan sonra doktor anneme 2 yıl kadar yaşayacağını söylemişlerdi. Annem çok gülmüştü buna. “ben yaşamda çok direndim, sanırım buna da direnirim” diye tepki göstermişti. Sonrasında annem 6 yıl yaşadı ve 6 yılın sonunda annemi kaybettik.

Biz sınıf çalışması yaptığımızda annem bize bu sınıf mücadelesi böyle yapılmaz diyordu. Geçmişte yaşadığı deneyimlerini gençlere hep aktarırdı. Çukurova’da çok sevilen ve sayılan biriydi. Sürekli ziyaretçileri olurdu. Ve bizlere çok şey bıraktı.

Sevim Kahraman

HABERİN VİDEOSU

 

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.

Web sitemiz, deneyiminizi daha iyi hale getirmek amacıyla çerezler kullanmaktadır. Bu durumda herhangi bir sıkıntı yaşamayacağınızı düşünüyoruz, ancak isterseniz çerezleri devre dışı bırakma seçeneğiniz her zaman mevcuttur. Kabul ediyorum devre dışı bırak