Alevi Haber Ajansi

Dede Özer: AKP’nin Kerbela’ya götüreceği dedeleri kurumlarımızdan uzak tutarız-VİDEO

PİRHA-Siyasilerin, özellikle seçim dönemlerinde kurdukları ilişkiyi samimi bulmadığını belirten Ağuçan Ocağı’ndan Ercan Kazım Özer, AKP’nin 300 dedeyi Kerbela’ya götürme planına da tepki göstererek, “Gidecek olan dedeleri kurumlarımızdan uzak tutarız” dedi. Özer ayrıca, “Bir televizyona, buzdolabına, iki parça halıya Aleviler muhtaç olacak duruma getirilebilir mi? Alevilerin böyle bir muhtaçlığı da yok” ifadelerini kullandı. 

Ağuçan Ocağı evlatlarından Ercan Kazım Özer, Alevi gündemine ilişkin birçok konuda PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu. Cemevlerinin hala yasal statüye kavuşturulmadığını kaydeden Özer, birçok cemevinin belediyelerin binası şeklinde faaliyet yürütmesinden duyduğu rahatsızlığı dile getirdi. Özer, “Maalesef o hayat bulduğu yerlerde sığıntı muamelesi görüyor. Birilerinin iki dudağının arasında bir meclis kararıyla insanları kapının önüne koyabilecek durumda. Bir televizyona, buzdolabına, iki parça halıya Aleviler muhtaç olacak duruma getirilebilir mi? Alevilerin böyle bir muhtaçlığı da yok” dedi.

“BİRÇOK CEMEVİMİZ BELEDİYELERİN BİNASI ŞEKLİNDE HAYAT BULUYOR”

Siyasilerin seçim döneminde Alevilere yönelik ziyaretlerini samimi bulmadığını belirten Özer, “Siyasetin asli görevlerinden bir tanesi her yerden kendine oy devşirmektir. Mesele inanç olduğu zaman, asıl sıkıntılı nokta burada başlıyor. Bir inanç üzerinden siyaset yapmak Alevi geleneğinde yok. Siyaset yaşamın kendisidir. Yaşamın da bir siyaseti ve duruşu vardır. Alevilerin de bu anlamda elbette ki bir duruşu vardır ama tabii burada samimiyet aranır. Cemevlerinin yasal statüsü hala yokken, resmi kimliği hala kabul edilmezken, Alevilik bir inanç olarak hala tanınmazken, kalkıp “Biz Alevileri seviyoruz, onlara yardım edeceğiz. Gezip ‘Türkiye’de şu kadar cemevi, şu kadar hizmet gören Alevi kurumları, cenaze evleri var. Biz buralara yardım edelim” demek samimi bir söylem değil.

Bugün hala birçok cemevimiz belediyelerin binası şeklinde hayat buluyor ve o hayat bulduğu yerlerde sığıntı muamelesi görüyor. Birilerinin iki dudağının arasında bir meclis kararıyla insanları kapının önüne koyabilecek durumda. Bu konumlardayken bu kadar mağdur edilip bu kadar muhtaç hale dönüştürülmüşken yani fakirleştir, muhtaç hale getir, sadakaya muhtaç et. verdiğin artıklarla da tatmin olsunlar. Bu elbette ki yeterli değil. Bu yıllardır sürdürülen Alevi hak mücadelesinin sonucu ve dönüşümü bu olabilir mi? Bir televizyona, buzdolabına, iki parça halıya Aleviler muhtaç olacak duruma getirilebilir mi? Alevilerin böyle bir muhtaçlığı da yok. Buradan oy devşirmek, Alevilere hizmet götürüyormuş gibi gösterip bu tür reklamlar, propagandalar yapmak samimiyetsizliğin bir göstergesi ve bizleri de yaralar elbette” ifadelerini kullandı.

“KOÇGİRİ, DERSİM, MALATYA BİR KERBELA DEĞİL MİYDİ?”

İçişleri Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 300 dedenin Kerbela’ya götürülmek istenmesiyle ilgili olarak konuşan Özer, şunları söyledi:

“Aynı teklifi ben de aldım. Bana bir telefon geldi ve müracaat edenlerin arasından kurayla seçilerek 400 kişinin götürüleceği ifade edildi. Çok yoğun müracaat var demek ki içlerinden kurayla seçim yapılacak. Maalesef böyle bir vahim durum ortaya çıktı. Buna tamah edecek insanlar çok. Daha dumanı üstünde tüten Kerbela 2 Temmuz’da gideceğiz Sivas’ta. Buyurun bizi oraya götürün. Hep beraber gidelim. Eğer samimiyseniz bizim son yaşanan Kerbela’mız orası. 21. yüzyılda dünyanın gözünün önünde diri diri dünya televizyonları seyrede seyrede otuz üç canımızı diri diri yaktılar. Ve bugün zaman aşımına uğratabilmek için elinden gelen her şeyi yapıyorlar. Unutturabilmek için mahkemeleri uzattıkça uzattılar. İnsanlık suçunda zaman aşımının olmayacağını bile bile daha o günün başbakanı bile çıkıp, “Çok şükür dışarıdakilere bir şey olmadı” diye şükretti.

Şimdi bu samimiyetsizlikler elbette bizi üzüyor, incitiyor. O zaman da o kardeşlik söylemlerinin ne kadar yapmacık ve karşılıksız olduğu ortaya çıkıyor Bizim Kerbela’da ne işimiz var? Biz Kerbela’ların acısını yüreğimizde her daim yaşıyoruz. Geçmişteki Koçgiri, Dersim, Malatya bir Kerbela değil miydi? Serik’te diri diri yakılan, öldürülen insanlarımız Kerbela değil miydi? Hangi birini söylesek her biri Kerbela’ydı? Bunların hangisiyle yüzleşebildik? 2 Temmuz’da da bu davanın insanlık davası olduğunu, oranın bir utanç müzesi olması gerektiğini ve bunun devlet diliyle özrünün söylenmesinin gerektiğini söylüyoruz. Eğer samimiyseniz işte Kerbela orada gidelim. Davet ediyorsanız eyvallah koşa koşa geliriz. Tabii niye gelmeyelim?”

“KERBELA’DA HAC TAVAFI YAPIP HİZMET YAPTIKLARINI SÖYLEMEK ALEVİLİĞE YAKIŞMAZ”

Özer, dedelerin daha öncede hacca götürüldüğünü hatırlatırken, şöyle konuştu:

“Geçmiş dönemde bir grup dedemizi aldı hacca götürdüler. Dede miydi? Tartışılır. Bilemem. Yani şimdi inancımızda her ocağın evladı dede değil. O yolu süren, yolun bilgisine sahip olan, yolun erkanlarını anlayıp bilip talibe aktarabilene, taliple o gönül ve ikrar bağını kurmuş olana biz o yolun piri, dedesi veya dede babası, sofi babası neyse görevi veya bulunduğu, bağlı olduğu ocağa göre adlandırılan ismi farklıdır.

Geçmişte aldılar Kabe’ye götürdüler. İnsanlarımız doğal olarak hünkarın kelamıyla cevap verdiler. Dediler ki; “Kabe arıyorsan insandır Kabe”. En yüce Kabe değil mi? Hünkar’ın dediği gibi “Hararet nardadır, sacda değildir. Keramet baştadır, taçta değildir. Her ne arar isen kendinde ara. Kudüs’te, Mekke’de, hacda değildir.” Siz daha bu kelamı bile duymamışsanız kendinize de “dedeyim” deyip de gidip Kerbela’da hac tavafı yapıp oralarda hizmet yaptığınızı söylüyorsanız bu Aleviliğe yakışmaz, denildi.

Bu samimiyetsiz yaklaşımların Alevilerin geneline yönelik bir karşılığının olacağına ben inanmıyorum. Her toplumda kusurlu, çıkarcı, menfaatçi, hiçbir şeye dahil olmayanlar var. O giden isimlere bakacağız yarın hep birlikte. Gerçekte de bu toplumda hiçbir karşılığı olmayan, kimsenin de tanıyıp bilmediği insanlardan olacak. Bildiklerimizin de zaten o dakika itibariyle artık bizim yanımızda yeri olmayacak. Madem sen devletle birlikte gidip Kabe tavaf eder gibi Kerbela tavaf edip geliyorsan o Kerbela’nın özüne, sırrına, manasına erememişsen, Hüseyin’in 5 bin kişilik Yezid’in ordusuna biat etmeyip o yolda ölmeyi kabul etmesinin anlamını anlamamış gidip çöllerde bir şey aramanın derdine düşüp bunu da bir yandaşlık yapma pahasına yapmışsan demek ki sen bu yolda bizlerle yürüyebilecek birisi değilsin. Bizden de kurumlarımızdan da uzak dur deriz.”

“AMAÇ ALEVİ TOPLUMUNDA ÇATLAK YARATMAKTIR”

Alevilerin sorunlarının bir tek İçişleri Bakanlığı ile çözülemeyeceğini belirten Özer, sözlerini şöyle tamamladı:

“Bu toplumda çatlak yaratma, çatlak aramanın çabalarıdır aslında. Şimdi bir toplumun gücü en zayıf halkası kadardır. O yüzden o en zayıf halkalar neredeyse sürekli oralara çalışılıyor. Eğer gerçekten iyi niyetle adım atılacaksa, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde defalarca kazanılmış olan haklarımız var. Mevcut yasanın içerisine kilise, sinagog, cami vesaire yazılmış, parantezin içerisinde cemevi kelimesinin yazılması anayasal statü için yeterlidir. Bir kelime değişikliği yeterlidir. Hiç böyle olayı dallandırıp budaklandırmaya gerek yok.

Bizim sorunumuz bir tek İçişleri Bakanlığı’yla, Kültür Bakanlığı’yla çözülemez. Milli Eğitim Bakanlığı var. Diyanet İşleri Başkanlığı var. Anayasal değişikliğe varıncaya kadar bir çözüm komisyonunun, kurumları muhatap alarak onların oluşturacağı komisyonla ortak çözüm üretebilir. Cemevlerinin 600’ünü değil 6 bin tanesini gezse ne olacak? Bir çözüm yok. Buradan çatlak aramaktır. Bulduğu çatlaktan su sızdırmaktır. Ama yüzyıllardır denendi. Boşa nafile çaba. Bugün bir tane Alevi yaşıyorsa bilin ki Alevilikte yaşıyordur. Birileri şunu yaptı, bunu yaptı diye Alevilik değişmez.”

Rohat EMEKÇİ-Barış KOP-İsmail SİVASLI/ PİRHA

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.

Web sitemiz, deneyiminizi daha iyi hale getirmek amacıyla çerezler kullanmaktadır. Bu durumda herhangi bir sıkıntı yaşamayacağınızı düşünüyoruz, ancak isterseniz çerezleri devre dışı bırakma seçeneğiniz her zaman mevcuttur. Kabul ediyorum devre dışı bırak