PİRHA-DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin Meclis Grup Toplantısında konuştu. Suriye’deki Alevi soykırımına dikkat çeken Hatimoğulları, “Alevi katliamına ferman kesenler ya da sessiz kalanlar büyük bir suç işliyor. Alevilere dönük bu soykırımı asla kabul etmiyoruz. Bizler DEM Parti olarak diyoruz ki; Suriye’deki Alevi canlarımız yalnız değildir. Bizler burada ve dünyanın her yerinde sesiniz, soluğunuz olmaya devam edeceğiz” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin haftalık grup toplantısında gündeme dair konuştu.
Konuşmasına 1 Ocak günü yaşamını yitiren Gazeteci Hüseyin Aykol’u anarak başlayan Tülay Hatimoğulları, Aykol’un Kürt Özgürlük Hareketi ile Türkiye Devrimci Hareketi’nin buluştuğu kesişim noktası olduğunu ifade etti.
Tülay Hatimoğulları, sözlerini şöyle sürdürdü:
“4 Ocak 2016’da Silopiya’da katledilen Pakize Nayır, Seve Demir ve Fatma Uyar’ı da katledilişlerinin yıl dönümü dolasıyla andı. Üç kadının da Kürt kadın mücadelesinin ve özgür yaşamın korkmaz savunucusu olduğunu belirten Tülay Hatimoğulları “Aydınlattıkları yolda kadın özgürlük mücadelesini, demokrasi mücadelesini daha güçlü bir biçimde yükselteceğiz.
Cumhurbaşkanı 27 Aralık’ta Hatay’a gitti. Geçiş güzergahındaki bütün konteynerlar, bütün binalar, brandalarla ve paletlerle kapatıldı. Deprem bölgesini Hatay’ı toparladık haberleri yaptırıldı. Ama gerçeklik ne yazık ki böyle değil. İnsanlar deprem bölgesinde konteynerlarda yaşıyor. Hatay Valiliği’nin 2025 yılı sonunda yapmış olduğu açıklamaya göre 148 bin kişi hala konteynerlarda, konteyner kent dışında da bağımsız konteynerlarda yaşayan insanların sayısı dahi tespit edilemiyor. Ve onlar diyor ki: ‘Deprem bölgesini güllük gülistanlık yaptık.’ Bakın güllük gülistanlık yaptık dedikleri bölgede inanın elektrik kesintisi devam ediyor. Yılbaşında Hatay’daydım ve Hatay’da Antakya Samandağ ve Defne ilçelerindeki çok sayıda mahallede günlerce elektrik kesintisi yaşandı. Depremzedeler 2026’ya karanlıkta girdi. Şimdi her gün eylemdeler, isyandalar. Ayrıca deprem bölgesinde mücbir sebeple ilgili ciddi bir beklenti hala devam ediyor” dedi.
Sayın Öcalan yaptığı bu çağrıyla barış için büyük bir imkan sundu. PKK de çağrıya uyarak kendini fesh etti ve silahlı mücadele yerine demokratik mücadeleyi esas alacağını bütün dünya kamuoyuna duyurdu. Dünya şahittir. Kürt halkı ve özgürlük hareketi barış iradesini çelikten bir duruşla ortaya koydu. Bu duruşu da sürdürmektedir. DEM Parti olarak bizler de tüm çabamızı barışa, rotamızı demokrasiye, umudumuzu adalet içinde bir geleceğe yönlendirdik. Mücadeleyi ve müzakereyi bu eksen etrafında yürüttük. Ve Meclis’te bütün Türkiye kamuoyunun yakından takip ettiği üzere bir komisyon kuruldu. Komisyon önemli dinlemeler gerçekleştirdi. Akabinde beklenen İmralı ziyaretini de gerçekleştirdi. Ve Kürt meselesinde tarihi bir eşikten atlandı diye ifade ettik. Evet, iktidar ve devlet 2025’teki bu gelişmelere yakışacak adımları ve toplumsal beklentileri ne yazık ki henüz karşılayamadı. Artık adım atma zamanı.
Barışı gerçekleştireceğimize, demokrasiyi bu topraklara armağan edeceğimize yürekten inanıyoruz. Kendimize güveniyoruz ve bizler bu güvenle 2026’ya adım attık. Bu yıl biliyoruz ki bu anlamıyla hepimize çok büyük görev ve sorumluluklar düşmektedir. Bakın 2026’da barış ve demokrasiyi eşzamanlı büyütme ile karşı karşıyayız. Böyle bir sorumlulukla karşı karşıyayız. Türkiye’de yaşanan temel sorun şu; barış için ortaya çıkan tarihsel imkan somut siyasal ve hukuki adımlarla karşılık bulmuyor. Süreç belirsizliklerle yönetiliyor. Zamana yayılıyor. Bu, barışı ilerletmiyor. Barış açıklık, cesaret ve kararlı bir irade ister. DEM Parti olarak şunun altını ısrarla çiziyoruz; barış süreci belirsizliğe terk edilemez, zamana yayılamaz, başka siyasal dosyaların gölgesine sıkıştırılamaz. Bu süreç niyet beyanıyla değil Meclis’ten geçecek bir demokratikleşme ve barış paketi ile ilerleyebilir. Yapılması gerekenler somut. İlk etapta hızlıca bazı adımların atılması gerekiyor. Çok söyledik, çok tekrar ettik. Tekrar etmeye de devam edeceğiz. Sayın Abdullah Öcalan’ın özgür iletişim ve haberleşme koşulları sağlanmalıdır. Partiler komisyona raporlarını verdi. Herkes kendi penceresinden kendi raporunu yazdı.
Komisyonun Kürt meselesini bütün boyutlarıyla çözemeyeceğinin zaten hepimiz farkındayız. Ancak Komisyon, Kürt meselesini şiddet zemininden hukuki ve siyasi bir zemine çekebilecek adımların atılmasını sağlamakla yükümlüdür. Bunun için ilk elden PKK’ye ve sonuçlarına ilişkin özel bir yasa çıkarılmalıdır. Kayyım rejimi derhal son bulmalıdır. Ahmet Türk’ün beraatine rağmen hala Mardin’de kayyımın görev süresinin uzatılmış olması, bu sürecin ruhuna ters düşmektedir. Demokratik Entegrasyon Yasası çıkarılmalı. İnfaz hukukunda kapsamlı, adil, eşitlikçi düzenlemeler yapılmalıdır. Siyasi tutsaklar derhal serbest bırakılmalıdır. Bu komisyon bunun için çalışmalıdır. Meclis bunun için çalışmalıdır.
Bugün Meclis ve siyaset kurumunun önünde tarihsel bir sorumluluk duruyor. Barış, bir hükümet politikası olmanın ötesinde Türkiye’nin ortak geleceğini kurma meselesidir. Buradan hem iktidara hem muhalefete açıkça sesleniyoruz; barış, oy hesabına, seçim takvimine, anketlere, polemiklere, farklı ajandalara kurban edilemez. İktidarın sorumluluğu sürece ertelemek değil, somut ve güven verici adımlarla süreci ilerletebilmektir. Muhalefetin sorumluluğuysa seyirci olarak izlemek değil, demokratik çözümün bir parçası olmaktır. Bakın, süreç karşıtlığı hızla örgütleniyor. Hepimiz farkındayız. ‘Süreç bölünme getirir’ diyorlar. Oysa tam tersi yani inkar ve baskı politikaları ülkeyi böler. Demokratik bir çözüm Türkiye halklarının birliğini güçlendirir. DEM Parti olarak barışı Meclis’te savunacağız, sokakta örgütleyeceğiz ve büyüteceğiz.
Memurlar, memur emeklileri ve emeklilerin zam oranları belirlendi. SSK ve Bağ-Kur emeklilerine sadece yüzde 12.19 zam yapıldı. Yanlış duymadınız. Memur ve memur emeklilerine ise yüzde 18.6 zam yapıldı. Bu memur, bu emekli ne yesin? Taş mı yesin? Taş mı kaynatsın tenceresinde? Bu sefalet zammına karşı sadece kiraları, bırakın temel gıdayı vesaire, sadece kiralardaki artışa bakalım. yüzde 34.88. Bu komik ama acımasız zamlar, TÜİK verilerine göre düzenlendi. Kamu emekçi sendikalarının deyimiyle; rakamlar sahte, yoksulluk gerçek. İktidarın milyonlarca insana mesajı net; Siz açlıkla, sefaletle, yoksullukla boğulun. Kuru ekmek yiyin, taş yiyin ama asla sesinizi çıkarmayın. İşte tam da bu nedenle bir kez daha buradan uyarıda bulunuyoruz; Türkiye ekonomisi artık siyasetin hatalı kararlarını kaldıracak eşiği çoktan aştı. Türkiye ekonomisi bir 19 Mart’ı daha, bir kayyımı daha, bir şiddet döngüsünü daha kaldıramaz. Dümeni tutanlar, bu ülkeyi karaya, bodoslama götürüyor.
Venezuela’da yaşananlar, uyuşturucuyla mücadele ve narkoterör söylemleriyle meşrulaştırılmaya çalışılıyor. Ancak gerçekte hedeflenenin ne olduğunun farkına varılmalıdır. Burada hedeflenen rejim değişikliğidir. Özellikle Çin ve Rusya’nın nüfuzunu kırmak, İran’a mesaj vermek, enerji denkleminde ve çok kutuplu hale gelen yeni dünya düzeninde ABD’nin kendi üstünlüğünü tahkim etme adımları olarak görmek gerekiyor. Yani hedef, bir kuşatma stratejisidir. Şimdi de ABD, Grönland’ı, Kolombiya’yı ve Küba’yı benzer bir kuşatmayla tehdit etmektedir. ABD’nin son ulusal güvenlik strateji belgesi, 200 yıl önceki Monroe Doktrini’ne dönüşü işaret etmektedir.
Emperyalist güçlerin dünyayı üç büyük savaşa sürükleme halini durdurmanın yolu, gerçek anlamda bir enternasyonalist barış hareketini örgütleyebilmekten geçer. Halkların, işçilerin, emekçilerin, kadınların, doğa ve insan hakları savunucularının enternasyonalist bir örgütlenme ve mücadele dışında bir seçeneği yoktur. Böylesi bir mücadele emperyalizmin zehrine karşı bir panzehiri olabilir.
Ortadoğu’nun yeni yangın yeri İran. İran rejimi demokratikleşmeyi reddetti. Hakkı, hukuku sağlamıyor. Kadınlara saldırmaya devam ediyor. Milyonlarca insan açlıkla ve yok yoksullukla karşı karşıya. Bu insanlar hakkını aramak için şimdi sokaklarda, meydanlarda. Ve son protestolarda onlarca sivil katledildi. Yüzlercesi yaralı, binlercesi tutuklu. Saldırılar gittikçe yoğunlaşıyor. Daha vahimi gözaltılar sürerken, tutuklu bulunan ve hakkında idam kararı olan Kürt siyasetçiler böylesi bir atmosferde idam ediliyor. Bunu kabul etmek asla mümkün değildir. Ve emperyalist güçlerin bölgede kurdukları oyunun da farkındayız. Başta İran ve Türkiye olmak üzere oynanan bu oyunları boşa düşürmek istiyorsa; bunun için atılması gereken adımlar nettir. O da içerideki baskılara son vermek.
Bu büyük kaos döneminde Suriye son derece kritik bir noktada duruyor. Alevi katliamına ferman kesenler ya da sessiz kalanlar büyük bir suç işliyor. Algı yaratarak Arap Alevilerine dönük sistematik bir saldırı dalgası yürütülüyor. Alevilere dönük bu soykırımı asla kabul etmiyoruz. Bizler DEM Parti olarak diyoruz ki; Suriye’deki Alevi canlarımız yalnız değildir. Bizler burada ve dünyanın her yerinde sesiniz, soluğunuz olmaya devam edeceğiz.
Evet, bu gerçekler yaşanırken Suriye demokratik güçlerini, Kürtleri ve özerk yönetimde yaşayan halkları tehdit ediyorlar. ‘Teslim olun’ diyorlar. Biz de buradan soruyoruz; bugüne kadar hangi sorun teslimiyetçi bir anlayışla çözüldü? Mevcut geçici yönetimin tekçi, mezhepçi, ırkçı yapısının farkında değil misiniz? Orada yaşanan Dürziler’e ve Alevilere dönük bu kadar capcanlı, dipdiri hala devam eden bir katliam yaşanırken Kürtlere bu çağrıyı yapmak hangi anlayışa sığar? İşte bu gerçeklere rağmen Kürt halkına ‘teslim ol’ demek ne kardeşliktir ne eşitlikten yana olmak demektir ne de adildir. Bakın Kürtler size Rojava’dan buraya elini uzatıyor. Sınırın öte yanından gönlünü açıyor bize.
Farklılıkları yok sayan Şara rejimini, Kürt’e karşı öne sürmekten vazgeçin. Sayın Öcalan’ın yılbaşı arifesinde Suriye’ye yönelik çözüm barış ve kardeşlik ekseninde çok önemli bir mesajı yayınlandı. Üzerinden saatler geçmeden Savunma Bakanı Yaşar Güler tehditler savurdu. Biz bir kez daha diyoruz ki bu tehdit dilinden vazgeçin. Bu süreç tehditle tehdit dilini öne çıkartarak ilerletilebilecek süreçler değil.
Suriye halklarının bize ihtiyacı var. Tehditlere değil. MHP yöneticilerine de buradan sesleniyorum; tehdit dili bölgeye barış getirmez. Artık silahların değil, diyaloğun konuştuğu bir döneme ihtiyacımız var. Herkesin bu görev ve sorumluluğu bir an dahi unutmadan hareket etmesi çok önemli. Suriye’de en sağduyulu, çözümden ve birlikte yaşamdan yana olanların sesini duymak gerekiyor, bastırmak değil.
Geçici Şam yönetimi özerk yönetimle bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmenin konusu entegrasyon sürecini müzakere etmek. Bu toplantılardan bir çözüm çıkmasını umut ediyoruz. Ve Sayın Öcalan’ın dediği gibi Türkiye bu anlamıyla kolaylaştırıcı, yapıcı, diyaloğa açık bir rol üstlenmelidir. Ve şunu unutmayalım ki Suriye sadece Arapların değildir. Arapların, Kürtlerin, Dürzilerin, Ermenilerin ve burada sayamadığım çok farklı halklardan ve inançlardan insanlara ev sahipliği yapan bir coğrafyadır Suriye. Suriye’de yeniden bir kaos ve karmaşanın olmamasının en önemli yolu Suriye’nin demokratikleşmesinden geçer. Türkiye’ye de düşen görev bu anlamıyla buna destek olmaktır.
Yakın zamanda yaşadığımız çok önemli bir konunun altını çizmek istiyorum; bakın Suriye’den Türkiye’ye uzanan esas tehlike görülmeli. Esas tehlike İŞİD’dir. Türkiye’deki ve Suriye’deki ki IŞİD tehdidini önemseyin. Lokal görmeyin. Stratejik ele alın, değerlendirin ve bu konuda gerekli tutumu alın. Türkiye’nin ve Suriye’nin başına kimse bunları bela etmesin. Ve şu bilinmeli ki, IŞİD’in panzehiri Türkiye’de ve Suriye’de adil bir kardeşlik hukukunun tesis edilmesinden geçer. Bu panzehrin formülü de Türkiye’de yürüyen Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin başarıya ulaşmasıdır. IŞİD karanlığını ancak demokrasi ışığıyla söndürebiliriz. Bu böyle bilinmeli.”
PİRHA/ANKARA
Yoruma kapalı.