Alevi Haber Ajansi

Tülay Hatimoğulları: Devlet vatandaş bağı inkarla değil, kabul adalet ve onurlu barış temelinde kurulmalıdır!-VİDEO

PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin TBMM’deki Grup Toplantısında konuştu. Hatimoğulları, devlet vatandaş bağının inkarla değil, kabul, adalet ve onurlu barış temelinde kurulması gerektiğini belirtti.

 

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları partisinin haftalık Meclis grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmirmelerde bulundu.

Tülay Hatimoğulları, 21 Şubat Dünya Anadil Günü dolayısıyla konuşmasını anadili olan Arapça ile yaptı. Salondakileri Arapça selamlayan Tülay Hatimoğulları, anadilin insanlığın zenginliği olduğunu, birçok dilin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu söyledi.

Tülay Hatimoğullar, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“TÜRKİYE’DE EKONOMİ HAYATİ BİR GÜNDEM”

“Türkiye’de ekonomi hayati bir gündem. Türkiye’de dört kişilik bir ailenin açlık sınırının 43 bin 415 lira, yoksulluk sınırının ise 105 bin lira. Eskiden tek asgari ücretle geçinen bir ailenin bugün dört asgari ücretle dahi yoksulluk sınırını aşamıyor. Açlığın, yoksulluğun idare edilebilir bir yanı yoktur, kalmamıştır. Buradan AKP iktidarına sesleniyorum; en düşük emekli maaşı ve asgari ücret en az yoksulluk sınırının yarısına denk gelecek şekilde belirlenmelidir.

Bu çarpık düzen sadece halkın cebindeki parayı değil, nefes aldığımız doğayı da yandaşlarına aktaracak ve yandaşlarının bunu sömürmesini sağlayacak bir kaynak olarak görmektedir. Öyle ki Avrupa’da doğal alan kaybında Türkiye açık ara 1’inci sıradadır. Hava, su, toprak, doğa, deniz sizlerin kar edeceği ticari mal değildir. Bu sebeple bizler DEM Parti olarak iktidarın rant tercihleri uğruna milyonların yoksulluk içinde bırakılmasına, ormanlarımızın ve kıyılarımızın talan edilmesine asla izin vermeyeceğiz.

Bakın OECD verilerine göre bugün ülkede her dört gençten biri ne eğitimde ne de istihdamda. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) makyajlı verilerinin bile gizleyemediği yapısal işsizlik sarmalında gençlerin yüzde 70’inden fazlası geleceğini bu topraklarda değil, yurt dışında görüyor. 2025’in son çeyreğinde her beş genç kadından birinin işsiz olduğu tespit edilmiş.

“ÖZELLİKLE GENÇ KADINLARIN HAYATINA DİJİTAL KELEPÇE VURULMAK İSTENİYOR”

Özellikle genç kadınların hayatına dijital kelepçe vurulmak isteniyor. Reşit bir üniversite öğrencisinin yurda giriş saatinin ailesine SMS yoluyla bildirilmesi devlet eliyle kurulan patriyarkal vesayetin ta kendisidir. Yani genç kadınlar için bu tablo çok ama çok daha fazla ağır.

“ÖNÜMÜZDE DURAN GÜNLER SIRADAN GÜNLER DEĞİL”

Türkiye tarihin en kritik, en kırılgan ama gerçekçi bir çözüm çizgisinde de ilerlenirse umut dolu günler vadeden bir dönemden geçiyoruz. Önümüzde duran günler sıradan günler değil. 100 yıllık bir düğümün çözülüp çözülmeyeceğine karar vereceğimiz günler.

Bu çerçevede İmralı heyetimizin 18 Şubat’ta yaptığı açıklamadaki Sayın Öcalan’ın ifadesi çok önemli, bir siyasi beyan niteliğindedir. Bu beyanda Sayın Öcalan’a ait bir cümlenin altını özellikle çizmek istiyorum. ‘Biz artık nasıl bir araya geleceğimizi ve barış içinde bir arada nasıl yaşayacağımızı tartışmak istiyoruz. Evet, birlikte nasıl yaşayacağız?’ Bu soru Türkiye’nin temel sorusudur. Bu soru ve cevabı bulmak, yeni dönemin pusulasını bulmak demektir.

Dönem şiddetin devreden çıktığı, sözün ve siyasetin konuştuğu bir demokratik bütünleşme dönemi olmalıdır. Toplumsal uzlaşıyı esas alan Meclis zeminindeki yasal güvenceler hayata geçirilmelidir.

“KOMİSYON RAPORUNUN EKSİKLİKLERİ, YETERSİZLİKLERİ VAR”

Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun Raporu kamuoyuyla paylaşıldı. Açık söylemeliyim ki komisyon raporunun eksiklikleri, yetersizlikleri var. Toplumsal gerçeklerle uyumlu olmayan yönleri var. Raporda kullanılan dil eski ve ezberlere dayanıyor.

Kürt sorunu terör parantezine sıkıştırılarak ancak kendinizi kandırırsınız. Kürt meselesini sadece bir güvenlik sorunu, bir terör sorunu gibi parantezler içinde sıkıştırmaya kalkmanız kabul edilebilir bir şey değildir.

AİHM ve AYM kararlarını hayata geçirmek için bir yasal düzenlemeye gerek yok. Bu bekleme son derece keyfi bir beklemedir. Mesela Demirtaş Yüksekdağ, Kavala, Can Atalay neden hala içeride?

Gelin bu hayırlı ayda hayırlı işleri hep beraber yapalım. İnfaz Kanunu’nu çerçeve kanun, demokratikleşme kanunu bu ay çıkaralım.

“SOMUT YASAL ADIMLAR ATILMALI”

Peki, bu süreçte ne yapmalı; kalıcı bir barış için Sayın Öcalan’ın statüsü yasal bir düzenleme ile tanınmalı ve hukuki güvence altına alınmalıdır. Bu süreç; sözde kalmamalı, Meclis çatısı altında yasal düzenlemeler hızlıca yapılmalı. Kürt’e barış Türkiye geneline ise demokrasi yaklaşımı hızlıca hayata geçirilmeli. Muhaliflere dönük soruşturmalar derhal son bulmalı. Kayım düzeni bitmelidir. Halkın iradesine ve seçilmişlere kesintisiz saygı esas alınmalıdır. Kürtlerle ilişki ‘terör’ ve güvenlik parantezinden çıkarılmalı. Eşit yurttaşlık ve demokratik ortaklık zeminine oturmalı. Devlet vatandaş bağı inkarla değil, kabul adalet ve onurlu barış temelinde kurulmalıdır. Siyasi barış ve toplumsal barışa ekonomik barış eşlik etmelidir. 27 Şubat’ın yıl dönümüne yaklaşırken; sadece iyi niyet beyanları değil, somut yasal adımlar atılmalı. Bizler bunları bekliyoruz.

“GELİN BARIŞI HATIRLANAN BİR GÜN OLMAKTAN ÇIKARIP, İŞLENEN DÜZEN HALİNE GETİRELİM”

Gelin barışı hatırlanan bir gün olmaktan çıkarıp işleyen bir düzen haline getirelim. Her daim teklifimiz budur ve bu konuda emek veriyoruz. Daha da emek vermeye hazırız. Silahların sonsuza dek sustuğu ve siyasetin konuştuğu o yeni dönemi birlikte kuralım. Demokratik siyaset dışında bir yol yok mu? Ve biz bu yolu sonuna kadar yürüyeceğiz. Çünkü bu memleket bizim. Çünkü bu memleket hepimizin. Çünkü biz bu memlekette yaşamak istiyoruz. Sevgili Nazım’ın dediği gibi; ‘Yaşamak, yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine’.”

PİRHA/ANKARA

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.