PİRHA- FEDA önceki dönem Eşbaşkanı Demir Çelik, Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırıların “küresel ve bölgesel güçlerin devreye soktuğu bir soykırım planı” olduğunu belirterek hedefin Rojava kazanımlarını tasfiye etmek olduğunu söyledi. Araştırmacı-yazar Aziz Tunç ise Şam’ın ‘entegrasyon’ dayatmasının bir uzlaşı değil, teslimiyet planı olduğunu belirterek Kürtlerin 100 yıl daha hak talep edemez hale getirilmek istendiğini ifade etti.
Şam yönetimi “ateşkes” ve “mutabakat” söylemiyle kamuoyuna bir uzlaşı görüntüsü vermeye çalışırken, sahada yürüyen tablo bunun tam tersine işaret ediyor. Halep’in doğusundaki Dêr Hafir’in hedef alınmasıyla derinleşen saldırı dalgası, Tabka ve Rakka hattına yayılarak Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük yeni bir kuşatma ve tasfiye planının devreye sokulduğunu gösteriyor. Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed el Şara’nın açıkladığı 14 maddelik çerçeve, DSG’nin “devlet kurumlarına entegrasyonu” adı altında Özerk Yönetim’in siyasal iradesini ve halk kazanımlarını ortadan kaldırmayı amaçlayan merkeziyetçi bir dayatma olarak tartışılıyor.
Şam’da Abdi, Şara ve ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack arasında yapılan görüşmenin olumsuz sonuçlanması ve YPJ Genel Komutanı Rohilat Efrin’in aktardığı “Hesekê ve Kobani’yi boşaltın, silahları bırakın ve orduya tek tek katılın” dayatması, masanın müzakere değil teslimiyet masası olarak kurulduğu iddialarını gündeme getirdi.
Saldırılarak yönelik tepkiler devam ederken, FEDA önceki dönem Eşbaşkanı Demir Çelik ve Araştırmacı-yazar Aziz Tunç PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.
DEMİR ÇELİK: HEDEF ROJAVA KAZANIMLARIDIR
FEDA önceki dönem Eşbaşkanı Demir Çelik, 6 Ocak 2026’dan bu yana Halep, Deyrezor, Rakka kırsalı başta olmak üzere Kürtlerin hedef alındığını belirterek, yaşananları “soykırım uygulaması” olarak nitelendirdi.
Çelik, saldırıların özellikle Halep’in Şeyh Maksut-Eşrefiye mahalleleri ile Derhafur, Tişrin Garajı, ayrıca Deyrezor ve Rakka kırsalında sürdürüldüğünü belirterek şu ifadeleri kullandı:
“6 Ocak 2026’dan bu yana başta Halep’in Şeyh Maksut Eşref-i mahalleleri olmak üzere sonraki süreçlerde Derhafur, Tişrin barajı, Deyrezor, Rakka kırsalında Kürtlere dönük bir soykırım uygulaması, küresel emperyal güçler ve bölgesel güçler tarafından devreye konulmuş bulunuyor.”
5 Ocak’ta gerçekleşen temaslara işaret eden Çelik, sürecin “Trump-Erdoğan görüşmesi” ve “İsrail’in HTŞ ile Paris’te yaptığı görüşme” ile başladığını söyledi. HTŞ’ye meşruiyet kazandırıldığını ve geçici Şam hükümeti üzerinden “tekçi ve merkeziyetçi bir ulus devlet inşasının” hedeflendiğini ifade etti.
Demir Çelik, bu planlamanın Kürt dili, kimliği ve kültürünü hedef aldığını belirterek, tarihte Sykes-Picot anlaşmasıyla Kürdistan coğrafyasının bölünmesini hatırlattı ve “küresel güçlerin yeniden devrede olduğunu” söyledi.
Çelik, hedefin Kürtleri yeniden “statüsüz bırakmak” olduğunu kaydederek, 19-20 Ocak tarihli uygulamaların Rojava Özerk Yönetimi’ne dönük kapsamlı bir planın parçası olduğunu belirtti. Çelik, “on binlerce şehit bedeliyle kazanılan kazanımların berhava edilmek istendiğini” dile getirdi.
Çelik, saldırıların sahada “Türkiye’ye bağlı çeteler” ve “HTŞ bünyesindeki gruplar” eliyle sürdürüldüğünü, bu güçlerin arkasında ise ABD, Fransa, İngiltere ve İsrail dahil “küresel ve bölgesel aktörlerin hizalandığını” belirtti.
Demir Çelik, bu tablo karşısında Kürt halkının ve dostlarının kendi öz gücüne dayanarak dayanışmayı büyütmesi gerektiğini belirterek çağrı yaptı.
“İktidarın kirli, mutlak iktidarın mutlak kirli olduğu günümüz dünyasında artık insanların insani vicdani bir beklenti içerisine girmesinin koşulları kalmamıştır… İşte o nedenle Biz onlara umut bağlamadan kendi öz gücümüz üzerinden geleceğimizi kurmak, demokratik yaşamımızı inşa etmek durumundayız. O nedenle bugün durmanın, beklemenin, zalimin insafına sığınmanın günü değil. Bugün ayağa kalkmanın, dayanışmanın, birlikte mücadele etmenin günüdür.”
AZİZ TUNÇ: AMAÇ KÜRDÜN İRADESİNİ ORTADAN KALDIRMAK
Araştırmacı-yazar Aziz Tunç ise , savaşın yalnızca Kürt halkının fiziken ortadan kaldırılmasını hedeflemediğini belirterek, “Kürt halkının siyasal iradesi ve Rojava Devrimi’nin kazanımları topyekün ortadan kaldırılmak isteniyor” dedi.
Tunç, sürdürülen savaşın Kürtlerin hem siyasal iradesini hem Rojava Devrimi’yle elde edilmiş kazanımları hem de Kürtlerin fiziki varlığını zayıflatmayı amaçladığını ifade ederek, “Şu yapılan planlama Kürtlerin yenilmesi halinde Kürtlerin bir 100 yıl daha herhangi bir hak talep etme olanaklarını ortadan kaldıran son derece kapsamlı bir soykırım saldırısıdır. Bir siyasal irade saldırısıdır. Bir sosyal varlığı ortadan kaldırma saldırısıdır” diye konuştu.
Tunç, bu saldırı sürecinin bir günde oluşmadığını vurgulayarak, “ Rojava’nın silahsızlandırılmasını isteyen bir dizi girişimlerin, bir dizi çabanın hazırlıkların sonucu bu noktaya gelindiği ortada” dedi.
Aziz Tunç, söz konusu saldırıların Türkiye tarafından yönetildiğini kaydederek, “Bu savaş HTŞ’nin askeri gücü, ve çeteler tarafından fiziken yürütülmektedir. Amerika ve İsrail de buna ciddi anlamda göz yummakta, görmezden gelmekte” ifadelerini kullandı.
“Anlaşma” olarak ifade edilen sürece de değinen Tunç, “Söz konusu anlaşma diye söylenen şey Kürtlerin iradesinin tamamen ortadan kaldırılmasıdır” dedi. Tunç, Mazlum Abdi ve Özerk Yönetim açıklamalarına işaret ederek, “Söz konusu dayatılan süreç 2011’de Kürt kimliklerinin olmadığı Esad dönemindeki sürece geri dönülmesi şeklinde bir dayatmanın olduğu anlaşılmaktadır” değerlendirmesinde bulundu.
Elif SONZAMANCI/KÖLN
Yoruma kapalı.