PİRHA- Baba Mansur Ocağı Piri ve Narlıdere Cemevi dedesi Ali Tekin, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı eliyle yürütülen Alevilik eğitimlerine tepki göstererek, bu uygulamaların asimilasyon tehlikesi taşıdığını söyledi. Alevi kurumlarının inanç alanındaki örgütlenme eksikliğinin devlet müdahalesine zemin hazırladığını belirten Tekin, “Eğer biz kendi geleneğimizi, yolumuzu, erkanımızı tam sürmezsek yarın Alevi olmayanlar bize Aleviliği tarif edecek demiştim. Bugün o aşamaya geldik” dedi.
Baba Mansur Ocağı Piri ve Narlıdere Cemevi dedesi Ali Tekin, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı üzerinden yürütülen Alevilik eğitimlerini, Alevi kurumlarının inanç alanındaki eksikliklerini ve ocak geleneğinin geleceğini PİRHA’ya değerlendirdi.
Aleviliğin yalnızca ders programlarıyla öğretilebilecek bir inanç olmadığını vurgulayan Tekin, Alevi yolunun pirler, mürşitler, dedeler ve talipler aracılığıyla kuşaktan kuşağa aktarıldığını belirtti. Alevi kurumlarının bağımsız bir inanç kurulu oluşturması gerektiğini söyleyen Tekin, mevcut gidişatın Alevi yol ve erkanının gelecek kuşaklara aktarılmasını tehlikeye attığını ifade etti.
“ALEVİLİK ÖĞRENİLMEZ, YAŞANIR”
Aleviliğin tarihsel olarak kendi ocak sistemi ve inanç önderleri aracılığıyla bugüne taşındığını belirten Tekin, devlet kurumları tarafından hazırlanacak eğitim programlarının Aleviliğin özünü yansıtamayacağını savundu.
“Bu proje elbette ki Alevi toplumunun kabul edeceği bir proje değil. Çünkü bizler binlerce yıllık Anadolu topraklarında kendi dedelerimizle, pirlerimizle, erkanlarımızla bugünlere geldik. Eğer bugün birileri tarafından Alevilik ele alınıp ders programı olarak halk evlerinde veya buna benzer yerlerde Alevilere anlatılacaksa burada Aleviliği asimile etmekten öteye gidilmez.”
Aleviliğin bilgi aktarımından ibaret olmadığını dile getiren Tekin, şöyle devam etti:
“Alevilik yaşanılır, öğrenilmez. İstediğiniz kadar Aleviliği okuyun, istediğiniz kadar ders programlarına geçirin. O sadece bir bilgi kaynağı olarak kalır. Okuduklarınızı, öğrendiklerinizi kendi bünyenizde yaşamıyorsanız bunun bir inandırıcılığı olmaz.”
“ALEVİ KURUMLARININ İNANÇ AYAĞI EKSİK KALDI”
Alevi örgütlenmesinin yaklaşık 37 yıllık geçmişine dikkat çeken Tekin, derneklerden federasyonlara uzanan kurumsallaşma sürecinde inanç alanının yeterince ele alınmadığını söyledi.
“Yaklaşık 37 yıldır Alevi kurumları gündemde. Önce dernekler, ardından genel merkezler ve federasyonlar oluşturuldu. Ancak bu süre içerisinde Aleviliğin inanç ayağı hep eksik kaldı. Kurumlarımızın yöneticileri, deneticileri var ama yolu, erkanı yürütecek bir kurumumuz yok.”
Bu eksikliğin devletin Alevilik alanındaki faaliyetlerine zemin hazırladığını savunan Tekin, bağımsız bir inanç yapılanmasının önemine işaret etti.
“Devlet bu boşluktan faydalanarak kendi Alevisini oluşturmaya çalışıyor. Eğer gerçekten sağlam, bağımsız bir inanç kurulumuz, dedeler kurulumuz olsaydı bunlara kolay kolay yeltenemezlerdi. Çünkü insanlarımızı bilinçlendirirdik. Kurumlarımızın içerisinde yol ve erkanımızı gündeme getirirdik.”
“KENDİ GELENEKLERİMİZDEN UZAKLAŞIYORUZ”
Alevi kurumlarının kendi inanç geleneklerini korumakta yetersiz kaldığını savunan Tekin, bazı uygulamaların Aleviliğin tarihsel yol ve erkanıyla örtüşmediğini ifade etti.
Özellikle kentleşmeyle birlikte cemlerin yapılış biçimlerinde değişiklikler yaşandığını belirten Tekin, bu değişimi eleştirdi.
“Şehirlere geldik. ‘Bakın biz de sizler gibiyiz’ anlayışıyla her hafta cem yapmaya başladık. Muharrem cemleri, bayram cemleri, Newroz cemleri yapmaya başladık. Şimdi Gadir cemlerine yöneliyoruz. Bunlar bizim Anadolu Aleviliği anlayışımızın yapısında olmayan ritüeller.”
Kendi ocak geleneğinde Hızır cemlerinin önemli bir yere sahip olduğunu anlatan Tekin, bu cemlerin aynı zamanda görgü ve sorgu erkanlarının yürütüldüğü buluşmalar olduğunu söyledi.
“Bizim ocak geleneğimizde yılda bir ay, dört hafta Hızır cemleri yapılırdı. Orada canlar görgüden, sorgudan geçerdi. Şimdi bunlardan uzaklaştık. Şehir Aleviliği yapıyoruz. Çevremizdeki insanlara benzemeye çalışırken kendi geleneklerimizden uzaklaşıyoruz.”
“DEVLETİN YETİŞTİRDİĞİ DEDE TALİBİNE NASIL YOL GÖSTERECEK?”
Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı eliyle yürütülen eğitimlerin gelecekte inanç hizmetlerini yürütecek kişilerin yetiştirilmesine kadar uzanabileceği yönündeki değerlendirmelere de değinen Tekin, bunun ciddi riskler taşıdığını savundu.
1990’lı yıllarda Alevi kurumlarında yaptığı bir konuşmayı hatırlatan Tekin, o dönemde dile getirdiği kaygıların bugün karşılık bulduğunu söyledi.
“1993-1994 yıllarında bir cemevinde yaptığımız söyleşide şunu söylemiştim: ‘Canlar, dostlar, eğer biz kendi geleneğimizi, yolumuzu, erkanımızı tam sürmezsek yarın Alevi olmayanlar bize Aleviliği tarif edecek.’ Bugün o aşamaya geldik. Aleviliği yaşamayanlar bize Alevilik tarif edecek, yol erkan tarif edecek, dede yetiştirecek.”
Dedeliğin yalnızca eğitim alarak kazanılabilecek bir unvan olmadığını vurgulayan Tekin, inanç önderlerinin anlattıkları yolu kendi yaşamlarında da uygulamaları gerektiğini belirtti.
“Elbette bir dede bilgili, bilinçli olmalı. Talibine yol göstermeli. Fakat talibine tarif ettiğini kendisi yaşamıyorsa o dedeliğin bir inandırıcılığı olmaz. Sadece bir vasıf, bir bilgi kaynağı olarak kalır.”
“DİPLOMALI DEDE Mİ OLACAĞIZ?”
Alevi inancında dedeliğin ocak geleneği, ikrar, rızalık ve toplumsal sorumlulukla bağlantılı olduğunu anlatan Tekin, sertifikalı dede yetiştirilmesi ihtimaline tepki gösterdi.
Katıldığı bir dedeler toplantısında yaşanan konuşmayı aktaran Tekin, şunları söyledi:
“Bir dedemiz, ‘Ben 35 yıldır dedelik yapıyorum. Şimdi diplomalı dede mi olacağım? Talibimin karşısına diplomayla mı çıkacağım?’ demişti. Bugün geldiğimiz noktada bu sorular daha da önem kazandı.”
Dedelik hizmetinin yalnızca cenaze erkanı yürütmekle sınırlandırılmasına da karşı çıkan Tekin, inanç önderliğinin daha kapsamlı bir sorumluluk gerektirdiğini ifade etti.
“Günümüzde mantar gibi dede çoğalıyor. Cenaze erkanı yapanların tamamı dede olarak görülmeye başlandı. Oysa dedelik yalnızca bu hizmeti yürütmek değildir. Dede önce kendi yolunu, erkanını yaşamalıdır.”
“RIZA ŞEHRİ BİRLİĞİN VE RIZALIĞIN OLDUĞU YERDİR”
Alevi inancının temelinde sevgi, eşitlik, birlik ve rızalık bulunduğunu vurgulayan Tekin, ocak geleneğinde yetişen pir ve dedelerin bu değerleri yaşayarak aktardığını belirtti.
“Biz boşuna Rıza Şehri’nden söz etmiyoruz. Rıza Şehri, razılığın, birliğin, beraberliğin olduğu bir yerdir. Orada yetişen dedeler ve talipler bu rızalıktan haberdardı.”
Hızır cemlerinde yürütülen ikrar erkanlarının da bu geleneğin önemli bir parçası olduğunu belirten Tekin, geçmişte pirlerin ve taliplerin bu anlayışla yetiştiğini söyledi.
“BAĞIMSIZ BİR MÜRŞİTLER MAKAMI VE PİRLER MECLİSİ OLUŞTURULMALI”
Alevi kurumlarının yaşanan gelişmeler karşısında yalnızca tepki açıklamalarıyla yetinmemesi gerektiğini belirten Tekin, somut bir örgütlenme modeli önerdi.
Federasyonlar başta olmak üzere Alevi kurumlarının bağımsız bir inanç kurulu oluşturması gerektiğini vurgulayan Tekin, bu kurulun kurum yöneticilerinden bağımsız çalışmasının önemine dikkat çekti.
“Üç yıldır bir inanç kurulu oluşturulacak deniliyor ama hala sürüncemede. İnanç kurulu oluşturulacaksa kurum yöneticilerine göre şekillenmemeli. Tamamen bağımsız olmalı.”
Türkiye’deki mürşit ocaklarından yol ve erkan bilgisine sahip inanç önderlerinin bir araya getirilmesini öneren Tekin, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Türkiye genelinde birçok mürşit ocağı var. Bu ocakların içerisinden yolu, erkanı çok iyi bilen, Aleviliğin bilgisine sahip mürşitler bir araya gelerek bir Mürşitler Makamı oluşturmalı. Onun altında da Pirler Meclisi dediğimiz dedeler kurulu oluşturulmalı.”
Bu yapının Alevi inancının temel meselelerini ele alması gerektiğini söyleyen Tekin, altı ay veya bir yıllık bir çalışma sürecinde yol ve erkanların tartışılarak ortak esasların belirlenebileceğini ifade etti.
“Eğer böyle bir kurum oluşturmazsak Alevi örgütlenmesi sadece siyasi ve politik yönde işlevini sürdürecektir. Ancak inanç yönünden kan kaybına uğrayacağız. Taliplerimizi, yol ve erkan geleneklerimizi yitireceğiz.”
“ALEVİLİĞİ GELECEK KUŞAKLARA AİLELER AKTARMALI”
Alevi inancının gelecek kuşaklara aktarılmasında ailelerin önemli bir sorumluluğu bulunduğunu belirten Tekin, çocukların kendi kültürleriyle yetiştirilmesi gerektiğini söyledi.
“Eğitim aileden başlar. Aile içerisinde çocuklarımıza bu kültürü anlatmazsak, yaşatmazsak sonradan olmuyor. Kendi inancımızı evlatlarımıza dilimiz döndüğünce anlatmak zorundayız. Asimilasyonun önüne ancak böyle geçebiliriz.”
Gençlerin Alevi kurumlarıyla ilişkisinin güçlendirilmesi gerektiğine de işaret eden Tekin, mevcut kuşağın ardından yol ve erkanın aktarılmasında sorunlar yaşanabileceği uyarısında bulundu.
“Gençlerimizi bir şekilde buralarda toplamak zorundayız. Toparlayamazsak belirli bir kuşak zaten bu yolu yürütüyor. Bu kuşaktan sonra Alevilik kendi ekseninden daha da uzaklaşacaktır.”
“KURUMLARIMIZ BU SÜRECİN ÜZERİNE TİTİZLİKLE GİTMELİ”
Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kuruluş sürecinde de itirazlarını dile getirdiklerini hatırlatan Tekin, buna rağmen kurumun faaliyetlerine devam ettiğini belirtti.
“Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı gündeme geldiğinde de çok itiraz ettik. Sokaklara çıktık, basın açıklamaları yaptık. Ama ne oldu? Kurumlaştı. Çünkü devletin desteği var.”
Alevi kurumlarının kendi toplumuna ve inanç değerlerine sahip çıkmasının önemini vurgulayan Tekin, bağımsız bir inanç örgütlenmesinin oluşturulmaması halinde devlet eliyle yürütülen eğitim faaliyetlerinin yaygınlaşacağını savundu.
Tekin, “Kurumlarımız, başta federasyonlar olmak üzere bu olayın üzerine titizlikle gitmeli. Bir an önce inanç kurulu oluşturulmalı. Aksi halde yolumuzu ve erkanımızı kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalacağız” diyerek sözlerini tamamladı.
Semra ACAR/İZMİR
Yoruma kapalı.