PİRHA- İktidarın, Suriye’de çatışmanın tarafı olarak değil; barışın, uzlaşmanın ve uzlaşının koruyucusu olarak davranmak durumunda olduğunu vurgulayan CHP Lideri Özgür Özel, “Türkiye barışa her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğunuz bu zamanda, bir barış ve istikrar adresi olduğunu kanıtlamalıdır. Suriye’de yaşananlar, Türkiye’deki barış sürecini sekteye uğratmamalı, kendi içimizde kardeşliğin güçlü hikayesi yazılmalıdır” dedi.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuştu. Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, “Değerli milletvekillerimiz, grubumuzun Türkiye’nin dört bir yanından gelen kıymetli konukları, televizyonlarından bizi izleyenler, radyolarından dinleyenler, hepinizi Cumhuriyet Halk Partisi adına saygı ile selamlıyorum. Hepiniz hoş geldiniz” dedi.
“HATAY’DA İNFİAL OLUŞTU”
Özel, şöyle devam etti:
“Geçen hafta konuştuğumuz, sözleştiğimiz, söz verdiğimiz gibi hep birlikte yoğun bir hafta geçirdik. 81’inci eylemimizde çarşamba akşamı Beşiktaş’ta muhteşem bir kalabalıkla beraberdik. O sırada ve tüm hafta boyunca, şu an dahi Meclis Genel Kurulu kapalı olduğu her dakika Cumhuriyet Halk Partisi’nin milletvekilleri emekliler için nöbette, emekliler için adalet nöbetindeler. Hafta sonu deprem bölgesinde, Hatay’daydık. Aslında 1-7 Şubat arası, depremin olduğu hafta deprem bölgesinde olacağız. Bütün milletvekillerimiz, Parti Meclisi üyelerimiz, Cumhurbaşkanlığı aday ofisindeki gölge bakanlarımız, politika başkanlarımızla beraber hep birlikte bölgede olacağız. Ben de bölgede olacağım. Hatay’da bir miting yapmak, nisan ayı için planladığımız bir durumdu. Ancak Sayın Erdoğan’ın deprem bölgesine gitmesi, orada söyledikleri – söylemedikleri, yaptıkları – yapmadıklarıyla Hatay’da büyük bir infial oluştu. Değerli üç milletvekilimiz, il örgütümüz, Hatay halkının Hatay’da bir miting istediğini söylediler. Dedik, ‘Hava soğuk.’ Dediler, ‘Olsun.’ ‘Yağmur varmış.’ Dediler, ‘Olsun. Mutlaka Genel Başkanımızın doğruları konuşmak ve Hatay’ın duygularına ses olmak için burada bir mitingte olması lazım.’ Biz de kalktık, geçtiğimiz cumartesi günü Hatay’a gittik. Özetle durum şu… Sayın Erdoğan’ın deprem bölgesiyle ilgili şöyle bir muradı var: Deprem bölgesinde tüm sorunlar çözülmüş. Tüm sıkıntılar bitmiş, herkesin keyfi yerindeymiş. Kimsenin derdi, tasası, endişesi, isyanı yokmuş ve buna bölge ses çıkarmasın, geri kalan 70 il de buna inansın. Bu da Erdoğan’ın hanesine olumlu yazsın. Bütün hesap bu. Bunun için deprem haftasında gidip de Hatay’da insanların içinde olmak yerine, deprem gününe özel bir program yapmış ve Hatay’a önceden gidip işte en çok Hataylıları isyan ettiren… Çevre illerden oraya insanları getirip, devlet memurlarını zorlayıp… Aylar, yıllar sonra söylüyoruz, meydana çıkıp drone’lar uçuruyorlar. Drone’dan bakıyorsun; bina bitmiş. Drone aşağıya iniyor, bir bakıyorsun; branda gerilmiş. Yapılanları, taş üstüne taş koyanları takdir etmek lazım. Ama öyle bir dil tutturuyor ki ‘kendileri her şeyi tam yapmış ve kendileri dışında kimse de deprem bölgesine gitmemiş.’ Hatta utanmadan, sıkılmadan açık açık şunları söyledi. Dedi ki ‘Muhalefet enkazda yoktu. İnşa aşamasında yoktu. Taş üstüne taş koymadılar. Deprem turisti olarak geldiler. Bir gittiler ve Hatay’a, deprem bölgesine uğramadılar.’ İsyanın en büyük sebeplerinden bir tanesi de bu.
“45 GÜNLÜK KOORDİNASYON YAPTIK”
Deprem günü Sayın İsmail Küçükkaya’nın Halk TV’de konuğu olacağım. Şimdiki Malatya il başkanımızın telefonuyla uyandım. Uyandırabildiğim herkesi uyandırıp, programı iptal edip Ankara’ya doğru yola çıktım. Cumhuriyet Halk Partisi grubunun, grup başkanvekillerimizle birlikte, Engin Altay ve Engin Özkoç ile birlikte ‘Ne yapalım? Ankara’da bir koordinasyon toplantısı yapalım ama gruba zaman kaybettirmeyelim’ dedik. Hepsinin cep telefonunda hala durur. Merak eden basın mensubu sorsun, geçen dönem milletvekilleri göstersin. Sabah 09.21’de; ‘Tüm milletvekilleri, bulabildikleri ilk vasıtayla deprem bölgesine intikal etsinler. Açık havaalanı, Adana Havaalanı’dır. Hava yolunu tercih edecekler Adana Havalimanı’na gitsinler.’ Adana örgütüne, Adana milletvekillerini 10’ar, 10’ar grupladık. Her inen milletvekilinin hangi ile yollanacağı belli. 10 ile inen milletvekillerini dağıtmaya başladık. Pazartesi günü bölgenin milletvekilleri dışında öğle saatlerinden itibaren Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri bölgeye intikal etmeye başladılar. Salı günü öğlen 123 milletvekiliyle eş zamanlı değerlendirme toplantısı yaptık biz orada. Eş zamanlı, yani herkes bulunduğu bölgedeki 8, 9, 10 arkadaşıyla telefon imkanıyla, online görüntü imkanı olanlar onunla. Değerlendirme ve koordinasyon toplantısı yaptık. 45 gün bu kardeşinizle üç grup başkanvekili bölgede koordinasyon yaptı. Rotasyonlu olarak bütün iller bizler tarafından bölüşüldü. Her ilin sabit milletvekilleri o ilde Cumhuriyet Halk Partisi’nin gayretini, emeğini, hüznünü ve oraya yapacağı katkıların karınca kararınca koordinasyonunu gerçekleştirdiler.
“UTANMADAN, SIKILMADAN KONUŞUYORLAR”
Boşuna mı? Ya şöyle bir düşünün; Adıyaman Belediye Başkanı, o dönemin Adıyaman’daki tek CHP milletvekili. Aday belirlemek için ekip yolladık. ‘Adıyaman kararını vermiş’ dediler. Türkçe, Kürtçe bağırıyorlar ‘Abdurrahman, Abdurrahman’ diye. Adıyaman gibi yerde CHP’nin yüzde 50’den fazla oyla belediye başkanı seçilmesi, deprem turistliğinden kaynaklanıyor olabilir mi? Malatya’da 10 ay önce yüzde 19 oy almışken, liste başı milletvekili Veli Ağbaba’yken, 10 ay sonra yapılan ankette, hata sanıp anketi yenileyip, seçimde Veli Ağbaba’nın yüzde 38 oy alması depreme turist gibi gidip bir bakıp ayrılmasıyla mı olur? Bütün Türkiye’den koordine edilen yardımları kendi elleriyle bizzat dağıtımına eşlik etmesiyle mi olur? Bakmayın Hatay’da bizim hatamızdan çeşitli yamukluklardan, seçim gününde yapılan rezilliklerden, 2 bin 500 oy farkla kıl payı kaybetmişiz. Utanmadan, sıkılmadan konuşanlara söylüyorum. Biz bunu başka zamanda çıkıp da öyle teker teker… Üstümüze düştü, yaptık. ‘Bölgeye selam vermediler’ diyen Erdoğan’a söylüyorum. Erdoğan’ın ona oy veren seçmenlerine, buna tanıklık eden deprem bölgesindeki namuslu, onurlu, vicdanlı ve haysiyetli insanlara söylüyorum. Toplamda 9 bin 600 araç, 28 bin 500 personelle 60 gün boyunca bölgedeydik. 7 bin 200 TIR, dört uçak, altı gemi gıdadan sağlık malzemesine, çadırdan sobaya kadar bölgeye yardım ulaştırdık. 155 mobil mutfak, 163 ikram aracı, 18 mobil fırın, üç milyona yakın battaniye, 266 bin ısıtıcı soba, 50 bin çadır, bin 810 konteyner ulaştırdık bölgeye. Rakamlar AFAD’dan. Merak eden gider. AFAD koordine etti bunları. İlk günler dedi ki AFAD ‘Bilmeden yardım yapmayın. Doğru bir koordinasyon kuralım.’ Hatay için sorduğunuzda; Hatay özelinde 4 bin 65 araç, 14 bin 63 personel, 3 bin 246 TIR, 85 mobil mutfak, altı mobil fırın, 25 ikram aracı… İnanmayan gelsin, bir milletvekili versin. Ben de vereyim Hatay milletvekilini yanına. Örneğin altı mobil fırın hangi mahalleye kuruldu, gösterelim. Ahaliye soralım ‘Var mıydı, yok muydu?’ 20 bin çadır, 893 konteyner, bin 188 jeneratör, 897 mobil tuvalet ve duş… ‘Taş üstüne taş koymadılar, gelip selam vermediler.’ Bunu Türkiye’ye söylüyor. Cumhuriyet Halk Partisi’nin, bunu Hatay’da söyleyince infial olması şundan; gördüğüne yalan atıldığı için, bildiği inkar edildiği için çıldırıyor Hatay. ‘Bu kadarı da olmaz’ diye.
İktidar olmakla sahtekar olmak başka şeylerdir. Türkiye Cumhuriyeti iktidarı her türlü eleştiriyi alabilir, her türlü icraatı yapabilir ama muhalefete karşı sahtekarlık yapamaz. Ne diyorum? Duymamam gerekeni duyarsam duyman gerektiğini duyarsın kardeşim. Sen yalan attın burada. Şimdi sor bakalım deprem bölgesine; depremde vatandaşlar günlerce enkaz altında ‘Sesimi duyan var mı?’ derken, tam donanımlı Türk ordusu üç gün sahaya çıktı mı, çıkmadı mı? ‘Ordu çıksın’ çağrıları sosyal medyada üç gün yükseliyorken senin saraydaki çok bilmiş danışmanların sana ‘Orduyu dışarı çıkarmak kolay, kışlaya geri sokmak zor’ deyip o şartlarda bile ‘Aman ha darbe, marbe’ korkusunu yükseltiyorlar mıydı, yükseltmiyorlar mıydı? Millet sokaktayken Kızılay parayla çadır sattı mı, satmadı mı? Sen 1999 depreminde üçüncü gün Kocaeli’nde deprem çadırı sırasını gösterip, 1999’dan sonra yapılan seçimlerde; ‘Üç gün oldu millet çadır sırasındaydı’ dedin de Hatay’da, Kahramanmaraş’ta 33’üncü gün… Bak ‘Üç’ dedin ya rahmetlinin arkasından, 33’üncü gün halen daha çadır sırası bekleyen var mıydı, yok muydu? Vallahi arkadaşlar siz ‘Vardı’ diyorsunuz ya, ben bunu Hatay’da söyledim ve 10 bin kişi birden ‘Vardı’ diye bağırdı. Adamların ondan içi yanıyor. Olanı biliyorlar, yalanı görüyorlar. Yardım bekleyen vatandaşa, deprem altındaki cep telefonuna IBAN attın mı, atmadın mı para toplamak için? Dünya kadar deprem vergisi topladın, oraları depreme hazır edemedin. Sonrasında dünya kadar yardım toplandın, göçük altındaki depremzededen bile IBAN ile para istedin. Şimdi bunlar unutulmuş, beyefendi kendi çıkmış meydana. O süreç, o şaşkınlık, üç gündeki o büyük kayıplardan mesul değilmiş gibi çıkmış, ‘Her şeyi ben yaptım, başka kimse bir şey yapmadı.’ Böyle demese ‘Büyük felaket, artısı ve eksisi var, bilmem ne’ diyeceğiz.
“‘OYU VERİRSENİZ BİR YIL SONRA GEÇERSİNİZ EVİNİZE’ DEDİ”
Ama şunu da söyleyeyim. Ben Hatay Samandağ’daydım. Şahit, bir telefonla ulaşırsın; Uşak Belediyesi. O gün AKP’de, yanılmıyorsam da adı Ali Bey, Ali Başkan. Bir baktım çok güzel bir mutfak kurmuş. Samandağ’da canhıraş yemek dağıtıyor. Dedim ki ‘Belediye Başkanının telefonu kimde var?’ Sorumlularını çağırdılar. Onda var. Aldım ve aradım. Pardon, ben ilk önce telefonu buldum. Aradım, açmadı. Tanımıyor numarayı. Arattırdım birinin telefonundan. ‘Ali Bey ben Özgür Özel. Sizi tebrik ederim, Samandağ’dayım. Burada çok cansiperane çalışan arkadaşlar var. Şu kadar saattir uykusuzlarmış. Onları tebrik ediyorum, sana da teşekkür ediyorum’ dedim. Bizim siyasetimiz böyle siyaset. Öyle kötü günde ‘AK Parti yapmış, MHP yapmış’ olur mu? Ama diğer taraftan bakıyorsun, yapılanı inkar eden ve kendi kusurunu örten bir anlayış. Gelelim; o dönem deprem arkasından seçim geliyor. Yok efendim demişler ki ‘Bunlar bu enkazın altında kalır.’ Vallahi ben bir CHP’liden bunu duymadım. Demişiz ki ‘Bunlar bu evleri 10 yılda yapamaz.’ Ben böyle bir şey de duymadım. Benim duyduğum bir şey var. ‘Oyu verirseniz bu kardeşinize bir yıl sonra geçersiniz evinize’ dedi. Doğru mu, değil mi? Bir yıl bitti, teslim edilen konut verilen sözün yüzde 2,7’siydi. ‘O kardeşine’ güvenen 100 kişiden 97’si ya sokaktaydı, çadırda; ya konteynerde, ya gurbette. Bir yıl daha geçti üstünde, sözlerin yüzde 30’u tutuldu. ‘O kardeşine’ güvenenlerin yüzde 70’i çadırda, konteynerde, gurbetteydi. Üç yıl geçti. 650 bin konut demişti. ‘455 bin’ verdim diyorlar ki Hatay’da onu da duydum ki anahtarı almış, daha subasmanı yeni çıkmış. Yine de verilen rakamı doğru kabul edelim. Verdikleri sözün yüzde 70’ini tuttular üç yılın sonunda. Algı ne? ‘‘Muhalefet yapamazsın’ dedi, biz yaptık.’ Sen ‘Bir yılda yapacağım dedin, üç yıl oldu daha yüzde 70’ini yaptın.
“DEVLET BAHÇELİ ÖNERGESİNİ VERSİN, ONUN ÖNERGESİNİ GEÇİRELİM”
Gelelim haftanın en önemli gündemlerinden bir tanesine. Belki en önemlisine. Toplumun her kesiminde ağır sorunlar var. Ancak AK Parti’nin bu sorunları çözecek artık becerisi de enerjisi de yok. Biz sorunları konuşmaya, çözüm üretmeye devam ediyoruz. Biraz önce söyledim. Cumhuriyet Halk Partisi’nin kıymetli grubu tam 13 gündür 7 gün- 24 saat bu yüce Meclis’te emekliler için nöbet tutuyor. Olay nasıl gelişti? Emeklilere en düşük emekli maaşı 18 bin 938 lira olacak. Hiçbir emekliye seyyanen zam verilmediği, emeklilerin açlığa ve sefalete sürüklendiği bir ücret teklif ettiler. Grup Başkanvekillerimizle hızlı bir görüşmeden sonra. ‘Peki, ne yapıyor AK Parti?’ dedim. ‘AK Parti gidiyor’ dediler. ‘Nereye gidiyor?’ ‘Vallahi eve gidiyor.’ ‘Bir düzeltme yapmayacaklar mı?’ ‘Yok yapmayacaklar.’ ‘O zaman biz gitmeyelim ve Meclis’te kalalım ve dikkatleri buraya çekelim’ dedik. Grup Başkanvekillerimiz, grubumuz sağ olsunlar büyük bir emekle, gayretle, dirayetle, ayrıca meseleyi sadece eylem yaparak değil, toplumsallaştırarak, emekliler geldi, Meclis kulislerinde 300 emekli grubumuzun nöbetçilerini ziyaret etti. Bine yakın emekli ile birlikte emekliler için onurlu yaşam toplantıları yapıldı. Oradan buraya yürüyüşler oldu. Türkiye’nin dört bir yanında yağmur altında, kar altında emekliler bu eyleme etkileşim verdiler, destek verdiler. Hep birlikte takip ettik. Bu süreç zarfında çok umut verici bir gelişme oldu. Ve o gelişme şuydu. Sayın Devlet Bahçeli çıktı ve dedi ki ‘Emeklilere verilen bu ücret, sefalet ücretidir.’ Vallahi biz ‘Bak Devlet Bahçeli sefalet ücreti dedi, işte koalisyon çatırdıyor, ittifak çöküyor’ falan demedik. Dedik ki ‘Bu bir fırsat. Farklı görüşlerimiz olabilir. Ama ilk kez CHP, DEM, Yeni Yol ve MHP’nin milletvekillerini topladığımızda emekliler azınlıkta değil çoğunlukta. Biz azınlıktayız. Ama emekliler çoğunlukta. Herkes sözünü tutarsa’ dedik. Ve hem bütün gruplarla görüştük hem de bu konuda en yapıcı diyaloglarla emekliler için bu işi nasıl sağlarız onu konuştuk. MHP’den de bu konuda bir yanıt bekliyorduk. Yanıt Sayın Bahçeli’den bugün geldi. Efendim en düşük emekli maaşı konusunda Cumhur İttifakı’nın içine nifak sokuyormuşum. Ne yapacakmış? Cumhuriyet Halk Partisi’nin iyileştirme önergesine oy vermeyecekmiş. Eyvallah. Hiçbir itirazım yok. Biz kendi önergemizi vereceğiz, oy veren arkadaşlarla birlikte oy veririz. DEM iyileştirme önergesi verir, ona da oy veririz. Yeni Yol’un önergesi olur, ona da oy veririz. Hepimiz ortaklaşırız, ona da oy veririz. Açık net söylüyorum. Sayın Devlet Bahçeli önergesini versin, onun önergesini geçirelim. Buyursun. Değerli büyüğümüz, emeklilere bir büyüklük yapsın. İki elimizle birden destek verelim Devlet Bey. Emekli bu kadar perişan durumdayken, siz de bir yandan buna sefalet ücreti derken, ‘Efendim CHP bilmem ne.’ Ben yokum. Önergeyi sen var, biz kayıtsız şartsız senin dediğin iyileştirmeye destek vereceğiz. Bana diyor ki ‘Efendim bizim kitaplar var.’ Çok iyi. Neymiş kitap, baktım. Ailelere Gelir Desteği ve Hilal Kart Uygulaması. 2011’de Kemal Bey Aile Sigortası’nı deyiverince, MHP de onunla uyumlu Hilal Kart demişti. Eyvallah. 2015’te biz Aile Sigortası’nı revize ettik. Onlar Hilal Kart’ı revize ettiler. Bunun yanında ‘Beslenme, barınma, giyim konusunda kitaplarımız var’ diyor. Evet. Ne yapalım? O zaman şöyle yapalım. Hani motokuryeler şey yapıyor ya. Getir, verin sipariş. Devlet Bey getirsin, aile desteklerini, gelir desteğini, oy verin arkadaşlar. Devlet Bey getirsin beslenme desteği, barınma desteği, giyim – kuşam desteği, oy verelim arkadaşlar. Diyor ki ‘Ben ittifak ortağıyım.’ Ee? ‘İktidar ortağı değilim.’ Yani şunu söylemek istiyor. ‘Ben AK Parti’nin yaptığı riskli işlerde, tepki çeken işlerde siyasi riskleri ittifak adına sigortalıyorum. Konuşuyorum ama oy vermiyorum. Sefalet devam ediyor. AK Parti’den dökülenler olursa onları toplamak için aşağıda bekliyorum.’ Böyle siyaset yok, toplayıcılık cilalı taş devrinde bitti. Aslan gibi siyaset yapacağız burada. Koyacağız ortaya önergeyi, oy veren – vermeyen belli olacak. Devlet Bey dinlersen çok iyi. Diyor ki ‘Beslenme, barınma, giyim Türklerin 100 yıllardır, bin yıllardır en temel gereksinimleridir. Türklüğün gereğidir’ diyor. Çok doğru. Çok doğru da Devlet Bey dağılan pazarlarda çürümüş sebze – meyve kovalamak yakışıyor mu Türk milletine? Yakışıyor mu şanlı Türk milletinin emeklisine 200 liralık otellerde sefalet çekmek? Yakışıyor mu şanlı Türk milletinin emeklisine mandıranın önünden geçememek, kasaptan gizlenmek? Torunu karne getirince halının püskülünü saymak yakışıyor mu emekliye? Yakışıyor mu Türk milletine? Vallahi Türk’e, Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşlarına, Türkiye’de yaşayan kimseye bu sefalet ücreti yakışmıyor. Ne laflar duydum, hepiniz şahitsiniz. Birine dönüp bir şey demedik. ‘Büyüğümüzdür’ dedik, onu dedik, bunu dedik. Burada da şunu diyorum Devlet Bey’e: Devlet Bey siz burada bir büyüklük yapın Cumhuriyet Halk Partisi kayıtsız – şartsız destek versin. Ama hem sefalet ücreti deyip hem AK Parti’ye kızanların oyu ittifakta kalsın, emekliyi ezen düzen devam etsin. Bu kara düzeni değiştireceğiz Devlet Bey. Bitiyor bu kara düzen. Herkes tarafını yeniden belirleyecek. AK Parti’nin kara düzenine destek veren, AK Parti ile birlikte tarihin kara deliğine gider. Devlet aklı ne diyor bu konuda bilmem. Millet aklı bunu diyor. Emekliye sahip çıkacağız.
“TASARRUFTAN ANLADIKLARI ÖĞRETMENİN KETTLE’I”
Bir yandan emekliye lazım olan 650 milyar lirayı bulamıyorlar, diğer yandan dört katını faize veriyorlar. Fazlasını, yandaş müteahhitlerin vergisini siliyorlar. Bir taraftan üst düzey kamu görevlilerinin kiraladıkları lojman giderlerini de yüzde 230 arttırmışlar. 300 milyondan 1 milyar 24 milyon liraya çıkmış. Zavallım, garibimin infaz koruma memuru üç kişiden birine bazı şehirde, çoğu kişi de beş kişiden birine lojman var. İki odalı bir lojmanı bulursa dünyanın en mesut insanı oluyor. Yoksa dünya kadar yol gidiyor, cezaevi uzakta. 20 bin lira, 25 bin lira da kira veriyor ama başsavcı beyefendi 48 milyon TL’ye tadilat yaptırdığı villada oturuyor. Üst düzey kamu görevlilerine 1 milyar 24 milyon liralık oturdukları lüks lojmanlara para veriyorlar. Şimdi bu millete bu AK Parti diyordu ki bir buçuk yıl önce, ‘Kemer sıkacağız. Kamuda kemer sıkılacak. Ne yapacağız? Fazla arabalar belirlenecek ve satılacak.’ O işten bir sonuç yok. ‘Yeni araba alınmayacak.’ Bir buçuk yılda bin 500 yeni otomobil alımı planlamışlar. Ayrıca bir yandan bunların tasarruftan anladığı okuldaki öğretmenin kettle kullanması. Yasakladılar hatırlıyorsunuz. Öğretmenin kettle’da su ısıtıp sabah kendisine bir çay demlemesi yasak. Kim bilir ne şartlarda fırladı geldi evden. Bir kahve yapması yasak kettle elektrik yakıyor diye. Öbür taraftan bin 500 yeni araba almışlar. Bir de tutuyorlar ağzı olan, ileri – geri yok, ‘İBB’de savurganlık’ o bu bir de böyle hani birazdan söyleyeceğim tuhaf laflar.
Peki, bu durumda Sayın Erdoğan’ın ne yapması lazım? Normalde hicap duyması lazım. Normalde bu işle ilgili bize bir özeleştiri yapması lazım. Yok, şöyle diyor, ‘Her cep telefonu bir kumarhane geldi.’ Yazıklar olsun Başbakanımız İsmet İnönü‘ye, memleketi getirdiği hale bak. Yazıklar olsun Cumhurbaşkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’na, iki yılda memleketi ne hale getirdi. Ana muhalefet lideri de bunu söylüyor. Kardeşim memlekette her cep telefonunu kumarhane haline geldiyse bu işte herkes konuşacak, sen susacaksın. Beyefendi Varlık Fonu’nun başında. Varlık Fonu, Milli Piyango’nun sahibi. İlk iktidara geldiğinde ‘Efendim devlet kumar oynatmaz’ demiş. ‘Satacağım ben bunu’ demiş. ‘Dur, yapma, satma’ denmiş. Sonra aymış. Hem satmış gibi, hem tutmuş gibi yapmış. İhaleyle vermiş 10 yıllığına birine. O Milli Piyango’nun sitesinde 150 çeşit sanal kumar oynatılıyor. Geçen hafta gösterdim. Ballı Petek var. Arı geliyor, böyle ‘Vızz’ diye. Balı hangi peteğe yapacağını bilirsen parayı götürüyorsun. Ballı Petek’te arının bal yapacağı kovana kumar oynatıyor adamlar. Kol çektiriyorlar. İşin kötüsü; o siteye giren yakayı kaptırıyor ve envai çeşit kumar sitesinin mesaj geliyor. Oradan çerez yakalıyorlarmış, onu yapıyor. Ben bunları anlattım, ‘Bir şey yapın’ diye. Çünkü Yeşilay diyor ki raporunda ‘Sanal kumara başlayanların yüzde 70’i yasal kumar sitelerinden, yasal çekiliş sitelerinden Milli Piyango gibi oraya geçiyorlar.’ Sanal kumar orada yakalıyor onları.
“BATAKLIĞI ORTAYA ÇIKARANLAR, BATAKLIĞI KURUTAMAZ”
Biraz önce söylediğim toplumu çürüten en ağır sorunlardan bir tanesi de çeteler. Özellikle 18 yaşın altındakileri istismar eden, eğiten, suça iten ve birer suç makinesi haline getiren çeteler var. Bunlar suçu da büyütüyorlar ve normalleştiriyorlar. Geçen yıl 14 yaşındaki Ahmet Minguzzi katledilmişti. Ardından Alperen Ömer Toprak kardeşimiz, ardından Hakan Çakır kardeşimiz. Son olarak da Atlas Çağlayan evladımız katledildi. Annesi Gülhan Ünlü‘yü hepiniz izlemişsinizdir. Ben televizyonlarda izledim. ‘Ben yandım başkası yanmasın. En ağır cezayı alsın.’ Ve birçok haklı serzenişi ve yakarışı var. Kendisiyle konuştum, üzerimize düşeni yapacağımızı, Minguzzi davasında olduğu gibi kendisini bir an olsun yalnız bırakmayacağımızı, hukuki destek sağlayacağımızı, elden geleni yapacağımızı söyledik. Suç çetelerinin şantaj yaparken, tehdit ederken, tahsilat yaparken, hatta cana kıyarken çocukları kullandıklarını gördük. Bu konuda dün Sayın Erdoğan Gerekeni yapacağız’ diyor. Ben Ahmet Minguzzi davasından sonra hangi gerekeni yaptığını kendisinden bir duymak istiyorum. Gereken yapılsaydı, ki bu sadece böyle bir vahim olay, elim olaydan sonra bir şey yapmakla değil, 23 yıldır yaptıklarının sonunda… Her cep telefonu kumarhane, sen yaptın. Senin iktidarında oldu. Şimdi 15 yaşında, 14 yaşında katiller. Burada tartışma, ‘Efendim çocuk da katil, öldüren de katil.’ Öyle diyeni o linç ediyor, böyle diyeni bu linç ediyor. Hrant Dink’in sevgili eşi Rakel Dink ne diyordu? ‘Masum bir bebekten bir katil çocuk yaratan bu sistemi sorgulamak zorundayız’ diyordu. Kim yarattı bunu? Kimse anasından katil doğmuyor. İçine doğduğu ortam, oradaki devlet otoritesinin üzerine düşenleri yapmaması, bu çocukları suça itiyor. Suç makinası haline dönüştürüyor. Ama dönüp de buna da ‘Ya bu çocuk yaştadır’ dediğinde, bu sefer esas meseleyi de ıskalamış oluyorsun. Bir yandan da meselenin caydırıcılığı var. Boşuna mı 18 yaşından küçükleri kullanıyor? Az ceza alsın diye. Ekonomik şartlar öyle ki bu çocuklar üzerinde çalıştığınızda şu çıkıyor ortaya. Suçu işleyen işliyor ya. 10 gün önce ‘Nereden geldin oğlum?’ ‘Sosyal medyadan davetlerini aldım. Geldim katıldım. İlk işini verelim dediler. Gittim dediklerinin önce dükkanını taradım, sonra git vur dediler. Gittim, vurdum. Sonra bana içeride bakıyorlar, dışarda aileme bakıyorlar.’ Yedi kişilik ailesine çete bakıyor. Devlet bakmayınca çete bakıyor. Suçu işleyen çocuğa çete bakıyor. Oradan düş, buradan düş. Cezası bitince yeni suç için örgüte yeniden katılıyor. Burada sivrisineğin nasıl yakalanacağından, sivrisineğin nasıl bertaraf edeceğinden değil; bataklığın nasıl kurutulacağıyla ilgilenmek lazım. Bataklığı ortaya çıkaranlar, bataklık kurutamaz arkadaşlar.
“HERKESİ BARIŞI VE KARDEŞLİĞİ SAVUNMAYA DAVET EDİYORUZ”
Bir yandan bu yakıcı gündemler varken, bir yandan da gözümüz kulağımız Suriye’de. Hep birlikte takip ediyoruz. Komşumuz Suriye, uzun yıllar boyunca derin acılar ve kayıplar yaşadı. Bu durum ülkemizi de derinden etkiledi. Tabii bu konuda da Sayın Erdoğan her zamanki gibi buradaki grup başkanvekili korkunç laflar etti. Ömer Çelik lafı dolandırdı, bir şey demedi. Sustular ve ‘Yıllarca Müslümanlar katlediliyorken şimdi Aleviler katlediliyor diye bağırıyorlar’ diyen grup başkanvekilinin ayıbına, suçuna ortak oldular. İlk an fırsatçılık yapmadı Gökhan Günaydın, gözümle gördüm. Döndü dedi ki, ‘Bu laf yanlış bir yere gidiyor, düzeltin isterseniz’ dedi. Doğru mu Gökhan Bey? Düzeltmediler. Düzeltmediği gibi ‘Israr ediyorum’ dedi. Ömer Çelik özür dilemediği gibi sahiplendi. Erdoğan göreve devam ettirdi, partiye mal etti bunu. Şimdi geldiğimiz bu noktada dönmüş diyorlar ki bize, ‘Suriye o haldeyken susuyorsunuz.’ Ne susması? Faruk Loğoğlu başkanlığında heyetlerimiz üç kez Suriye’ye gitmedi mi? Hele hele Türkiye’den gitmiş muhalif gazeteciyi ailesine Cumhuriyet Halk Partililer vermedi mi? Sonrasında defalarca söyledik. Söyledik diye suçlu olduk. ‘Aman Suriye’deki kan dursun, gözyaşı dursun’ diye. Sonra İdlib’de tutulan bir grup, farklı farklı yerden gelen selefi örgütler ve çeteler Şam’a doğru harekete geçince, iki gün öncesine kadar Erdoğan’ın açık beyanı var. ‘İdlib’den harekete geçen gruplarla bağlantımız yoktur, endişeyle takip ediyoruz’ diye. Sonradan öğreniyor ki Colani İngiltere – Amerika tarafından hazırlanmış, İsrail tarafından sıvazlanmış, ona ortak oluyor. Geçen sene aralık ayını hatırlayın. Erdoğan’ın büyük zaferini dinleyerek geçirdik. Sonra ne oldu? Sonra bir baktık ki o işlerde başka işler var. Şimdi gelmişler burada bugünlerde yine olan bitene bakıp bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Burada sağduyulu, akılcı ve Türkiye’yi de düşünen, bölgeyi de düşünen sözler söylemek lazım. Yaşanan acıların herkese ders olmasının, artık sorunların diplomasi ile çözülmesinin öğrenmesini ve çatışmaların bitmesini Suriye’deki tüm acılı süreçler boyunca hep arzu ettik, talep ettik. Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve istikrarını her zaman savunduk. Tüm inanç ve kimliklerin anayasal güvence altında yaşamasını istedik, istemeye devam ediyoruz. Politikalarımızı ve siyaset dilimizi buna göre kurduk. Ancak Suriye’nin yeniden çatışmalı bir ortama sürüklendiğini üzülerek takip ediyoruz. Bu yüzden diplomasiye, masada oturmaya, verilen mutabakatlara sahip çıkmaya ve herkesin verdiği sözleri tutmasına vurgu yapıyoruz. Suriye’deki gelişmeleri yakından izliyor ve sorumlulukla değerlendiriyoruz. Gerilim ortamının Suriye’ye de Türkiye’ye de bölge ülkelerine de kazandırmayacağı görülmeli, herkes aklıselimle hareket etmelidir. Kolaycı yargılardan bilinçli bir kopuş gerçekleşmeli, serinkanlı, uzun vadeli, barışçıl bir akıl inşa edilmelidir. Bu akıl hepimizin güvenliğini, sürdürülebilir barışı, silahtan ve gözyaşından kalıcı bir kurtuluşu, demokratikleşmeyi, eşitlik temelli kardeşliği ve kalkınmayı sağlayacak olan akıldır. Bu akıl, birbiriyle kardeş olan ülkelerimizin, kimliklerimizin ve inançlarımızın ortak aklıdır. Emperyalist heveslerden ve çıkarlardan hiçbir zaman fayda gelmediği ve gelmeyeceği görülmeli, gerçek kurtuluşun kardeş olan tüm kimliklerimizin ortak gelecek inşasıyla sağlanacağı idrak edilmelidir. Bu anlayışla; Suriye’de taraflar arasındaki mutabakatın kesin bir biçimde uygulanmasını temenni ediyoruz. Herkesi de savaşı körüklemeye değil, barışı ve kardeşliği savunmaya davet ediyoruz. Bu çerçevede akrabalarımız olan Suriye Kürtleri için büyük bir hassasiyet duyuyoruz. Akrabalarımız olan Suriye’deki Alevilerin durumu için hassasiyet duyuyor, endişe duyuyoruz. Suriye’deki Arapları, Kürtleri, Türkmenleri, Dürzileri ve Alevileri kardeşimiz, akrabamız, komşumuz, ayrılmaz parçamız olarak görüyoruz. Bugün iktidar medyası ve beslenen besili trollerin yeni algı operasyonları peşinde koştuğu, Kürtleri rencide eden, aşağılayan, onurlarıyla oynayan ifadeleri kullanmaktan çekinmediklerini üzülerek takip ediyoruz. Bu saldırgan söylemlerin tamamını reddediyoruz. Yeniden ‘Kürt eşittir terörist’ diye bir denklem oluşturmaya çalışanlara ‘Aklınızı başınıza alın, Türkiye’deki Kürt kardeşlerimizi de, Suriye’deki akrabalarını da incitmeyin’ diyoruz.
“ÇELİK’İN AÇIKLAMASI SKANDALDIR”
AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’in IŞİD Kobani’ye saldırdığında Kuzey Irak’tan peşmergelerin desteğe gelmesi için kapıları ABD Başkanı Obama’nın Erdoğan’a açtığı bir telefon üzerine açtırdıklarını itiraf etmesi bir skandaldır. Kendisinin açıklaması, bir gerçeğin itirafıdır, AK Parti açısından da bir skandaldır. Kürtleri IŞİD saldırısına karşı korumak için Obama’nın telefonunu günlerce beklemiş olmaları, bugün de bir IŞİD tehdidinde Trump’tan talimat bekleyeceklerinin en açık göstergesidir. Bu açıklama AK Parti’nin bölgeye bakışının da ne yazık ki itirafı niteliğinde olmuştur.
Bugünlerde azılı IŞİD’li canilerin tutuldukları cezaevleri ile ilgili durumu endişeyle takip ediyoruz. Cezaevlerindeki kontrolün el değiştirmesi noktasında ortaya çıkabilecek otorite zafiyeti ya da geçmişten gelen bazı ilişkilerden dolayı oradaki IŞİD tutuklularının, hükümlerinin serbest kalma ihtimali ya da son günlerde işte ortadaki çatışmalardan istifadeyle firar ihtimalleri hepimizin yüreğini ağzına getirmektedir. Unutmayalım; IŞİD dediğiniz Yalova’daki üç polisimizi şehit eden canilerdir. IŞİD dediğiniz Atatürk Havalimanı’nda 46 vatandaşımızı hedef gözetmeksizin tarayan canilerdir. IŞİD dediğiniz kafa kesenlerdir. IŞİD dediğiniz Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanı, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in en büyük düşmanı ve hasmıdır.
İktidar Suriye’de çatışmanın tarafı olarak değil; barışın, uzlaşmanın ve uzlaşının koruyucusu olarak davranmak durumundadır. Türkiye barışa her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğunuz bu zamanda, bir barış ve istikrar adresi olduğunu kanıtlamalıdır. Suriye’de yaşananlar, Türkiye’deki barış sürecini sekteye uğratmamalı, kendi içimizde kardeşliğin güçlü hikayesi yazılmalıdır. Cumhuriyet Halk Partisi olarak Türkiye’nin demokratikleşmesi, Kürt meselesinin herkesin içine sineceği bir şekilde çözülmesi için elimizden gelen gayreti göstereceğimizden herkesin emin olmasını isteriz. Gün, ‘Elim güçlendi, elin güçlendi’ kolaycılığına kaçmadan, terörsüz ve demokratik Türkiye yolunda kararlılıkla yürüme günüdür. Gün, Türkiye ve Suriye için Türkler, Kürtler, Araplar ve tüm dinlere mensup insanlar için emperyalist planların figüranı olmadan kendi öz irademizle barışa, kardeşliğe ve bölgesel kalkınmaya yürüme günüdür. Türkiye’de de Suriye’de de Türkler ve Kürtler kardeştir. Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye’de ve Suriye’de bu kardeşliğimizin bozulmasına izin vermeyecek, birileri istiyor diye kavga edip ayrı düşmemize ve birilerinin terörden – çatışmadan beslenmesine, sonra da Türkün de Kürdün de Alevinin de Sünninin de çocuğunun beslenememesi, geleceğine güvenle bakamamasına itiraz etmektedir. Bu oyunları bozacağız, bu konuda kararlıyız.”
Son sözüm şudur; Kartalkaya’daki acıyı da Soma’daki acıyı da yapılan haksızlıkları da çekilen zulümleri de bugüne kadar çektik, katlandık. Bıçak kemikte. Bundan sonra bunların hiçbirine katlanmak zorunda değilsiniz. Biz katılabilirsiniz, hep beraber iktidara yürüyoruz. Kökünü kazıyacağız bu pisliğin. Kökünü kazıyacağız. Hepinize saygıyla selamlıyorum.”
PİRHA/ANKARA
Yoruma kapalı.