PİRHA- Aleviliğin yüzyıllardır baskı, inkâr ve asimilasyon politikalarıyla karşı karşıya olduğunu belirten Fetiye Yıldırım, günümüzde bu sürecin yeni biçimlerle devam ettiğini vurgulayarak, asimilasyonun artık daha çok içselleştirilerek, oto asimilasyon boyutuna taşındığını ifade etti.
Asimilasyon, bir kültürün, topluluğun ya da bireyin baskın kültürün değerlerini, dilini, yaşam biçiminin zorla benimsetilerek, kendi özgün kimliğini kaybetmesi süreci olarak karşımıza çıkıyor. Genellikle dışsal baskı, politik yönlendirme veya toplumsal zorlamalarla gerçekleşir. Ulus-devlet inşasında “tek dil, tek kimlik” politikalarıyla sıkça kullanılmıştır. Asimilasyon politikaları, kültürel çeşitliliğin azalmasına ve azınlık kimliklerinin silinmesine yol açar.
Oto-asimilasyon ise ise bireyin kendi içinde baskın kültürü “doğal” veya “kaçınılmaz” görmesiyle ortaya çıkar. Bireyin veya topluluğun, doğrudan dış baskı olmaksızın, kendi isteğiyle ya da içselleştirilmiş toplumsal baskılarla baskın kültüre uyum sağlaması olarak da tanımlana bilinir.
Asimilasyon ve Oto-asimilasyon kıskacında olan Aleviliğin durumunu, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkez yöneticisi Fetiye Yıldırım Ana ile konuştuk.
“ALEVİLİKTE ASİMİLASYON YENİ BİR BOYUT KAZANDI”
-Alevilik yüzyıllardır baskı ve inkâr politikalarıyla karşı karşıya. Bugün asimilasyon sizce hangi yeni biçimler altında sürdürülüyor?
FETİYE YILDIRIM: Yıllarca süren asimilasyon politikaları altında bozulmuş bir toplum var. Bunun inanç üzerinde, toplum üzerinde, kültürel yaşam üzerinde etkileri çok büyük oluyor. Şimdiki duruma baktığımız zaman artık öyle savaşla, katliamla, silahla değil de daha çok içimize dönük bir asimilasyon politikası uygulanmakta. Bu nedir? Kendimizi inkar ediyoruz. Korkudan başımıza bir şey gelmesin, ‘Aleviyiz’ demeyelim, işte ‘Kürt’ olduğumuzu söylemeyelim gibi. Bunlar çocukluğumuzdan beri bizlere söyleniyordu. Ev içerisinde başka bir dünya yaşıyorken, evden çıktığımızda başka bir dünyaya giriş yapıyorduk. Tabi bu durum bizim için çok büyük bir çelişki yaratıyordu. Evdeki yaşam daha bütünsel, daha toplumsal, daha ruhani bir yaşamdı. Komşu ilişkilerine baktığın zaman, toplumsal ilişkilere baktığın zaman daha paylaşımcı, birbirine hoşgörü gösteren, rızalık gösteren, müsahiplik ve kivralık ilişkilerimizin var olduğu, ritüellerimizin tamamen Hakk aşkıyla yapıldığı bir dönem vardı. Evden çıktığımızda, okula geldiğimizde ise karşımıza tam tersi bir dünya çıkıyordu. Sonra anladık ki biz başka bir toplumuz, başka bir yaşam tarzımız var. İnançlarımız, ritüellerimiz tamamen doğayla ilişkili.
“ASİMİLASYON ARTIK İÇİMİZDE VE KENDİMİZ YÜRÜTÜYORUZ”
-Oto asimilasyon kavramını Alevi toplumu açısından nasıl tanımlarsınız? Bu süreç hangi gündelik pratiklerle yeniden üretiliyor?
FETİYE YILDIRIM: Oto-asimilasyon zaten hani başka bir gücün yapmasına gerek kalmadan gerçekleşen bir durumdur. Kendi kendimizi asimile etme anlamına geliyor. Kendimizi ilkel gördük, inkar ettik, küçümsedik. Bu bireyselde olabilir, toplumsalda olabilir. Kendimizi inkar ederken de, ‘Biz Alevi değiliz, biz de Müslümanız’ gibi bir argüman geliştirerek, kendi inanç ve kültürümüzü, kendimizce inkar ettik.
“ALEVİLİKTE DEVLETİN ROLÜ OLMAMALIDIR”
-Aleviliğin devletle kurmaya zorlandığı ilişki, inancın özünü nasıl dönüştürüyor?
FETİYE YILDIRIM: Günümüz için düşünürsek, bizim devlete ihtiyacımız yok. Çünkü biz kendi hukukumuzu, meclisimizi, kendi cemevlerimiz içerisinde yapmışız. Lokmalarımızla hizmet yürütülmüş bir Yol vardır. Bu Yol’a talip olan herkes, bu yolun hakkını vermiştir. Hizmetini de vermiştir. Güncel sorularla söyleyecek olursam, ‘Cemevinin elektriği yok, suyu yok, bu yok, şu yok” söylemleri doğru değildir. Biz Hakk lokmasıyla kendi Yol’umuzu yürütürüz. Çünkü bizim yolumuz ‘Reya Haq’ dediğimiz Yol’dur. Yani Hakk’ın Yoludur. Bütün herkesi de kapsar. O yolun talibi, piri, rayberi, mürşiti yani ilkelerini bilen bir insan, o yolun nasıl yürüyeceğini de bilir. Bizde yolumuzu bu şekilde yürütüyoruz.
“İNANÇ SENİN İÇİNDEDİR”
-İnanç dilinin sadeleşmesi ile içinin boşaltılması arasındaki sınır sizce nerede başlıyor?
FETİYE YILDIRIM: İnanç dili, kadimden bu yana gelen bir dildir. Siz bunu değiştirdiğiniz zaman farklı anlamlar alır. İnanç, senin içindedir. Bu yüzden ‘Enel Hak’ demiştir Hallacı Mansur. Senin Hakkı aradığın yer, yüreğindedir, vicdanındadır, ahlakındadır. Peki kadimden bu yana gelen bu kavramsal anlamlar nasıl sadeleştirilir? Sadeleştirilirse o zaman bozulmuş olur.
“İNANÇ KÜLTÜREL BİR MİRAS DEĞİLDİR, YAŞAMIN KENDİSİDİR”
-Cem erkânının, deyişlerin ve yol öğretilerinin “kültürel miras” başlığı altında sunulması Alevilik açısından ne anlama geliyor?
FETİYE YILDIRIM: Bir inanç kültürünü de belirler, dilini de belirler. Ama inanç bir kültürel miras değildir. İnanç zaten vardır. Kültürün içinde vardır. O yaşam tarzının içinde vardır. O kadimde yaşayan komünal toplumun içerisinde vardır. Çünkü öylesine derindir ki, müsahiplik ile kardeşliği koymuştur. Oradaki bağla, senin kardeşleşmeni, bütünleşmeni sağlar. İkrar olursun. İkrar olmadan bu yol yürümez. Bu yüzden birimiz olmadan öbürü olmaz. Bizim ikrarımız böyledir. Senin rızalığın olmadan ben bir şey yapamam. Ancak gönül birliğiyle, rızalıkla olur bunlar. İnançta bir miras olarak gelmiyor. Aslında yaşamın kendisidir. Yaşamda senin kültürünü, dilini, inancını, nasıl toplumsal ilişkilerini kuracağını söyler ve öğretir.
“PİRLER VE ANALAR YOLUN TEMİNATIDIR”
-Pirler ve Analar bu dönüşüm karşısında yol gösterici bir rol üstlenebiliyor mu, yoksa baskılar karşısında geri mi çekiliyor?
FETİYE YILDIRIM: Bu dönemde Pir ve Analar daha da yol gösterici olmaya başladılar. Geçmişte zayıflayan bu kurum, tekrardan yol gösterici olmaya başladı. Pir ve Analar olarak yolumuzu sürdürmeliyiz. Eğer Analar ve Pirler bu yoldan uzaklaşırsa, o zaman bu toplum yok olur. Yolun yürütücüsü olmadan yol yürümez. Bu yüzden Pirler ve Analar olarak yolumuzun gereklerini, anlam ve manasını bilerek, o doğrultuda gitmeliyiz. Bu Hakk inancını sonuna kadar yürütmeliyiz.
“KURUMSALLAŞMA ALEVİLİĞİN ÖZÜNE SADIK KALINIRSA ANLAMLI OLUR”
-Aleviliğin kurumsallaşması (cemevleri, dernekler, federasyonlar) asimilasyona karşı bir direnç mi, yoksa yeni bir uyum biçimi mi yarattı?
FETİYE YILDIRIM: Bir bakıma birlik olmakta yarar vardır. Bir olabilirsin, federasyon olabilirsin, dernekler olabilirsin. Mutlaka pozitif etkileri olacaktır. Eğer özünü yürütürsen, gerçek anlamda, yol anlayışıyla bunu yaparsan kurumsallaşma olabilir. Bir cemevinin nasıl olduğunu, cemevinde senin meclisinin, dar ve didarının nasıl olduğunu bilirsen olmalı. Ama gidip kendi inancının ve yolunun gereklerini yerine getirmeyip, özünü boşaltırsan olmaz. Bizim yolumuz da, inancımızda bellidir.
“ALEVİLİK EN ÇOK DEVLET POLİTİKALARIYLA AŞINDIRILIYOR”
-Sizce Alevilik bugün en çok nerede aşındırılıyor: devlet politikalarında mı, kent yaşamında mı, aile içinde mi?
FETİYE YILDIRIM: Aile içinde değil. Aile hala yolunu, inancını sürdürmektedir. Alevilik, kentlerde örgütlenemedi, yolumuz kentlerde devam ettirilemedi. Bu yüzden kentlere göç eden Alevilik aşındırıldı. Ama asıl darbe nereden geliyor derseniz; devlet tarafından geliyor diyebiliriz. Çünkü senin değiştirmek istiyor, dönüştürmek istiyor. Bir taraftan ötekileştirirken, diğer taraftan da diyor ki: ‘Sen benim inancımda olursan, biz sana ses çıkarmayız. Biz sizin yerinize Aleviliği yürütürüz’ diyorlar. Bizim yolumuz başkasının yürüteceği yol değildir.
“İNANÇ BİR GÖREV DEĞİL, VAROLUŞTUR”
-İnanç pratiklerinin “gönüllülükten” çıkıp “göreve” dönüşmesi oto asimilasyonun bir göstergesi midir?
FETİYE YILDIRIM: Oto-asimilasyonla inancın bir göreve dönüşmesinden söz edebiliriz. Oysa biz ne diyoruz? Hakk bizde diyoruz. İnanç bendedir, Hakk bendedir. Bu yüzden inanç bir görev değildir. Bu yapmam gereken, yaşamam gereken bir şeydir. Eğer ben bu ilkeler içerisinde yaşamazsam, o zaman bu evren de anlamsızlaşıyor. İnsan da anlamsızlaşıyor. Doğum yoluyla ben kendimi ispatlamışım. Hak o kanaldan geldi, o yoldan geldi. Bu ruhani bir şey değil midir? Bu yüzden inanç bir görev olamaz.
“KENDİMİZLE YÜZLEŞMEDEN KURTULUŞ YOK”
-Aleviliğin kendini koruyabilmesi için önce neyle yüzleşmesi gerekiyor: dış baskılarla mı, iç çözülmeyle mi?
FETİYE YILDIRIM: Önce kendimizden başlayacağız. Çünkü ne ararsan kendinde ara demişlerdir. Her şey bizdeyse, her şey bendeyse çözümü de yine ben bulmalıyım. Hakkı arayan Hallac-ı Mansur nasıl kendinde bulduysa, biz de o şekilde kendimizde bulmalıyız.
Cem EKİNCİ-Nuray ATMACA/DERSİM
İLGİLİ DOSYALAR
>‘Alevilik yüzyıllardır asimilasyon ve oto-asimilasyon kıskacındadır!’



Yoruma kapalı.