Alevi Haber Ajansi

‘Müsahipler birbirinin ailesinden, inancından sorumludur; suç işleme oranı düşer’-VİDEO

PİRHA-Pir Süleyman Deprem, müsahipliği PİRHA’ya anlattı. Deprem, müsahipliğin derin sorumlulukları olduğuna vurgu yaparak “Bu yol kardeşliği süresi içerisinde her iki müsahip, birbirinin ailesinden sorumludur. Birbirlerinin çevresinden, inancından sorumludur. Suç işlememesi ve hata yapmaması için mutlaka birbirlerine müdahale ederler” dedi. 

Alevi toplumunun en temel özelliklerinden biri olan müsahiplik, içinde bulunduğumuz çağda nasıl karşılık buluyor, Pir Süleyman Deprem’e sorduk.

Müsahipliği kentlerde yaşatmanın zorluklarını anlatan Pir Süleyman Deprem, “Büyük sorumlulukları olan bir durumdur” diyerek müsahipliği  “iki ailenin ikrar vererek bir bütün olup uyum içerisinde yaşam bulması” şeklinde yorumladı.

Süleyman Deprem, müsahipliği kelimelerle anlatmanın pek mümkün olmadığını da ekleyerek şunları söyledi:

“‘Babam, annem Alevidir. Ben de Alevi toplumundan geliyorum’ demekle Alevi olunmuyor. Aleviliğin ilkeleri, esasları, yol ve erkanı vardır. Bunları kavrayarak, sorgulayarak Aleviliği kabul ederse bu doğrultuda rızalık vererek, rızalık alarak ve bu kavramları sahiplenip kendi yaşamına uyguladığı zaman Alevi olunabilir. Yoksa doğuştan Alevi olunmaz. Alevilik bilim, mantık, akıl bütünlüğü içeresinde irdelenerek kabul edilen bir yaşam felsefesidir. Bu doğrultuda müsahipliği değerlendirdiğimiz zaman, birileri ‘Yol kardeşliği’ der, birileri ‘Ahiret kardeşliği’ der. Bu terimler bile müsahipliği anlatmaya yetmez.

Alevilikte öbür dünya anlayışı ya da ikinci bir dünya inancı olmadığı için ‘müsahip’ kavramı yaşam içerisinde uygulanan bir ritüeldir. Gerçekten incelediğimiz zaman müsahiplikte kişi, önce kendine ikrar verecek. Birincisi; kendime musahip bulmam gerekiyor. İkincisi; ailesinden, eşinden ve çevresinden rızalık alarak, ‘Falanca şahısla müsahip olmak istiyorum’ diyecek. Müsahip olacak kişi de aynı şekilde çevresini dolaşarak rızalık alacak. Rızalıkları alındıktan sonra bir musahiplik cemi içeresinde pirler divanına ikrar vermek üzere bir araya gelinir. İkrar vermenin de bir esası vardır. Ya ikrar vermeyeceksin, ya da ölünceye kadar ikrarından dönmeyeceksin. Alevilikte ikrarın esası budur. Müsahip olduktan sonra ‘Uğraşamadım, müsahipliği terk edeceğim’ diye bir anlayış, lüks yoktur.

Pirler divanında ikrar verdikten sonra müsahip olmak isteyen kişi ağırlıkla evlendikten sonra müsahip olmalıdır. Çünkü evlenmeden müsahip olan bir Alevi, yarın evlendiğinde eşi ya da eşinin ailesi buna rızalık verecek midir? Bu anlamda sorun çıkmaması için evlenen kişi eşiyle birlikte bu rızalığı alarak hem kendisi hem eşi dara dururlar. Burada dörtlüye temsilen pir gömleği giydirilir ve pirler divanında, ikrar doğrultusunda uygulanan ritüeller gülbanglarla bunu kesinleştirdikten sonra müsahiplere kurban adanarak sunma gerçekleştirilir.

Kurban demek ille bir canlıyı katledip kesip vermek değildir bizdeki en kutsal kurban elma ve kişinin kendi nefsidir. O anlamıyla doğayla, toplumla, yaşamla ve musahiple uyum içerisinde olmak zorundadır. Çünkü doğanın kendisi uyum kuralları doğrultusunda işler. Sazın altı tane telinden birisi ayrı bir ses çıkarıyorsa o saz çalınmaz. O anlamıyla doğada olduğu gibi her alanda bu uyumu sağlamaya ikrar vereceksin, bu müsahip olmanın biçimidir.”

“MÜSAHİPLİK SAĞLANDIĞINDA SUÇ ORANLARI DÜŞER”

Pir Süleyman Deprem, müsahipliğin derin sorumlulukları olduğuna vurgu yaparak “Bu yol kardeşliği süresi içerisinde her iki musahip, birbirinin ailesinden sorumludur. Birbirlerinin çevresinden, inancından sorumludur. Suç işlememesi ve hata yapmaması için mutlaka müdahale eder. Suç işleme oranının bu kadar düşük olmasının altında yatan temel sebep bu otokontrol sisteminin müsahiplik kurumuyla sağlanmasındandır. Müsahipler birbirini denetlediği için hata ve suça engel olur. Toplumda herkesin müsahip olması sağlandığında o toplum tamamen özüyle, sözüyle, yaşamıyla, paylaşımıyla birlik olup homojen bir yapıya sahip olur” yorumunu yaptı.

“ALEVİLİĞİ HER YERDE BOĞMAYA ÇALIŞTILAR”

Pir Süleyman Deprem, “Geçmişte kendi topraklarından sürgün edilmeden, yozlaştırmadan önce yaşayan Alevilik böyle bir Alevilikti” diyerek kent toplumunda müsahipliğin neden hayata geçirilemediğini şu sözlerle anlattı:

“Müsahibin zordaysa, çocuklarından biri aç ise kendinden önce müsahibinin geleceğini, yaşamını onarmaya çalışırsın. Bu anlamıyla müsahiplik oldukça önemli bir kuraldır. Alevilikte müsahipliğin önemi çok büyüktür. Ne yazık ki şu anda savrulduğumuz ülkelerin, kentlerin varoşlarında yaşama tutunmak, çalışmak zorunda bırakıldığımız için müsahibimize, toplumumuza, değerlerimize sahip çıkma konusunda sistemin bize dayatmış olduğu bin yıllardır yapılan, özellikle ortak yaşam ilkemizi bozup, sınıflı toplumun devlet yapısıyla sömürü sisteminin devamından medet bulan sistemler, Aleviliğin her zaman düşmanı olmuşlardır. Aleviliği her yerde boğmaya çalışmışlardır.

Bizim olmazsa olmazımız; insan olarak, Alevi olarak, dost olarak, bir araya gelmemizdir. Alevilik, devletsiz bir yaşam biçimidir. Devletsiz bir yaşam biçimi derken başıboş bir yaşam biçimi değil, onun müsahiplik kurumu ile ikrar grubuyla, felsefesi ile sürekli birliği ve ortak yaşamı esas alan ve devletsiz bir modeldir.

Devletin tarifi nedir? Bir sınıfın, bir sınıf üzerindeki tahakküm aracıdır. Alevilikte bir sınıfa, bir tahakküm aracına ihtiyaç yoktur. Buradan hareket ettiğimiz zaman Aleviler kadim tarihinden bu yana hiçbir zaman devletin kendisinden izin alarak örgütlenmemişlerdir. Çünkü devlet işin içine girerse Alevilik lav edilir.”

“MÜSAHİPLİK ANLAYIŞIMIZ İRAN VE IRAK’TAKİ ALEVİLERDEN BİRAZ DAHA KATIDIR”

Süleyman Deprem, İran ve Irak’ta müsahiplik ritüelini işleten toplulukların varlığından bahsederek “Bahsettiğim bu Alevi toplulukları müsahipliği yaşatıyorlar. Yaşatıyorlar ancak bizim Hakk Aleviliğindeki gibi musahipliğin değişik bir versiyonu olarak yapılıyor. Yani tam olarak bizlerdeki gibi bir musahiplik kurumu yok. Birbirlerine asla toz kondurmazlar. Birbirlerine her konuda sahip çıkarlar ama bizim müsahiplik anlayışımız biraz daha katıdır” dedi. Süleyman Deprem şöyle devam etti:

“İran’da Kakailerde, Yâresanlarda ve ehli halklar şu anda Irak’ta İran’da Kakailer örgütlüler ve cemlerini kendi alanlarında devletten izin alarak değil kendi özgün alanlarında, meşru ilişkileri ile devam ettirmektedirler.

Afganistan’da Alevi örgütlenmesi güçlüydü fakat daha sonra özellikle bu örgütlenme İslami yapıya dönüştürüldü. Ancak Alevi toplulukları vardır. Avustralya’daki Aborjinlerin yaşamı Alevice bir yaşamdır.

Bu anlamıyla biz Aleviliği ortak paylaşım ve dayanışma olarak kabul ediyoruz. Örneğin Dalay Lama’nın çalışması varoluşcu bir çalışmadır ve yaşamları varoluşçu bir yaşamdır. Bu ilkelerle yaşıyorlar bu doğrultuda salt ‘Aleviler mi, Alevi değiller mi?’ diye bakmamak lazım. Varoluşçular mı, değiller mi diye bakmak lazım.”

“KADINI TAMAMEN YOLUN SAHİBİ GÖRÜRÜZ”

Pir Süleyman Deprem, son olarak Anadolu coğrafyası ile İran’daki müsahipliğin farklılıklarına değindi. Kakai toplumunda kadın Yol önderlerinin olmadığını söyleyen Deprem, sözlerini şu cümlelerle sonlandırdı:

Sadece bizim ritüellerimiz farklı. Mesela biz dört can, bir gömleğe gireriz. Hayrı da, şerri de bu dört kişinin sorumluluğundadır. Ama diğer coğrafyalardaki ritüel sadece müsahip olan iki kişi arasında olur.

Mesela kadın, bizdeki gibi değerlendirilmez. Biz kadını tamamen yolun sahibi, ikrarın başı olarak görürüz. İran’daki Kakailer ve diğer Aleviler, kadın-erkek ayrımı yapmazlar ama biz Alevilerin baktığı şekilde de bakmazlar.”

Eren GÜVEN-Cebrail ARSLAN/PİRHA

İlgili Haberler:

1-‘Müsahiplik erdemli insan olmak için tek yoldur; ders olarak anlatılması gerekir’-VİDEO

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.

Web sitemiz, deneyiminizi daha iyi hale getirmek amacıyla çerezler kullanmaktadır. Bu durumda herhangi bir sıkıntı yaşamayacağınızı düşünüyoruz, ancak isterseniz çerezleri devre dışı bırakma seçeneğiniz her zaman mevcuttur. Kabul ediyorum devre dışı bırak