PİRHA- Roza Kay Tiyatro topluluğu tarafından Hewtemal adlı oyun Almanya’da izleyici ile buluşacak. Tamamen gönüllü bir çalışma ürünü olan Hawtamel oyuncuları, kaybolmaya yüz tutmuş kültürü yaşatmayı hedeflediklerini belirterek, dayanışma çağrısı yaptı.
Dersim ve çevresinde doğanın uyanışı ve yaşamın yeniden başlaması olarak kabul edilen Hewtemal (Heftemal), mart ve nisan ayının başlangıcına yayılan bir zaman diliminde çeşitli ritüellerle kutlanıyor. Bölgeden bölgeye farklı tarihlere denk gelebiliyor.
Alevi inancında doğanın dirilişini simgeleyen Hewtemal’da, yaşamın yeniden başladığına ve tüm varlıkların secdeye geldiğine inanılıyor. Bu nedenle evlerde büyük temizlik yapılır, ev mayası yenilenir. Akarsudan getirilen suyla yapılan banyonun ardından temiz giysiler giyilir. Ardından topluca mezarlıklar ziyaret edilir, dualar okunur, lokmalar dağıtılır ve köye dönüşte birlikte yemek yenir. Kara Çarşamba’da görülen bazı ritüeller de Hewtemal’da sürdürülür, kuşburnu dallarından yapılan halkadan geçme ve damlara taş koyma gibi uygulamalar bu günün gelenekleri arasında yer alır.
Hawtemal dolayısıyla diasporada da hazırlıklar başladı. Bu çerçevede Roza Kay Tiyatro topluluğu tarafından Hewtemal adlı oyun izleyici ile buluşacak.
ROZA KAY TİYATRO GRUBU…
Fintoz Dikme öncülüğünde yaklaşık beş yıl önce kurulan Roza Kay Tiyatro Topluluğu, kuruluşundan bugüne büyük bir özveriyle sürdüren bir emeğin ürünü.
Dilini ve kültürel mirasını yaşatmak amacıyla bir araya gelen tiyatro topluluğu, sahneledikleri oyunlarla kadim ritüelleri ve sözlü kültürü yeniden görünür kılmayı hedefliyor.
Yeni katılımlarla büyüyen topluluk ise, kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya olan dili yaşatmak, kadim ritüellerin özünü sahneye taşımak ve binlerce yıllık kültürel mirasa sahip çıkmak amacıyla çalışmalarını sürdürüyor.
Roza Kay Tiyatro grubu üyelerinin sergileyeceği Hewtemal adlı oyunun provalarını ziyaret ettik.
Fintoz Dikme, Hewtemal ritüelini anlatırken doğanın bu dönüşümünü şu sözlerle ifade ediyor:
“Kışın uzun uykusunun çözülmeye başladığı gün… Toprağın derinlerinde saklanan hayatın yeniden nefes aldığı gün.”
Dikme’ye göre bütün kış boyunca dağlar sessizdir. Kar, toprağın üzerine beyaz bir kefen gibi serilir. Sular taşların altında susar. Ancak doğa ölmez.
“Doğa yalnızca doğum zamanını bekler. Kış ölüm değildir; doğumdan önce çekilen uzun sancıdır,” diyen Dikme, baharın gelişiyle birlikte doğanın bu sancının ardından yeniden doğduğunu anlatıyor.
Karların erimesi ve dağlardan ilk suların akmasıyla birlikte doğanın döngüsü yeniden açılır. Dikme bu anı şöyle tarif ediyor:
“Kar erir, taşların arasından ilk sular yürür. İşte o an ölüm döngüsü kapanır, doğum döngüsü açılır.”
DOĞANIN İLK NEFESİ: ABU HAYAT SUYU
Hewtemal ritüelinde bir kadın dağlardan gelen ilk suyun başına gider. Bu yürüyüş sessizdir, saygı doludur, “Çünkü bastığı yer sıradan bir toprak değildir. Bu toprak bütün kış boyunca sancı çekmiş ana topraktır.”
Dikme, bu anı şöyle anlatıyor:
“Henüz kurt içmemiştir. Henüz kuş kanadını değdirmemiştir. Henüz hiçbir canlı nefesini suya sürmemiştir. O su doğanın ilk nefesidir.”
Kadın suya eğilir ve şu sözlerle niyaz eder:
“Ey dağların bağrından gelen su…
Ey taşların sabrından süzülen can…
Ben senden bir avuç hayat almak isterim.
Bize helal eyle.”
Dikme, bu sözlerin doğadan alınanın bir hak değil, izinle alınan bir emanet olduğunu vurguluyor.
Kadın avuçlarına aldığı suyu evine götürür. Bu suya Abu Hayat suyu denir. Çünkü o su, kışın ölüm sessizliğinden doğan yaşamın ilk kıpırtısıdır.
Kadın kapıdan içeri girerken avuçlarındaki suyu eve serper ve şöyle dua eder:
“Ey baharın sahibi…
Bu suyun tazeliğini bize nasip eyle.
Komşularımıza nasip eyle.
Hayvanlarımıza nasip eyle.
Toprağımıza nasip eyle.
Bu evde yeniden doğuş olsun.”
Ardından evin çocukları bu suyla yıkanır. Dikme, bu ritüelin anlamını şöyle ifade ediyor:
“O su artık yalnız su değildir. O su edep olur, ar olur, ilim olur, irfan olur. Merhamet ve sevgi olup çocukların başından akar.”
KÖTÜLÜKLERİN ATEŞTE YAKILDIĞI RİTÜEL
Hewtemal ritüelleri yalnızca suyla sınırlı değildir. Dikme’ye göre doğanın tadı sayılan tuz da bu ritüelin önemli bir parçasıdır.
“Bir kapta tuz alınır ve dua ile mühürlenir,” diyen Dikme, kötü rüyaların da bu ritüelle uzaklaştırıldığını anlatıyor.
Eğer ev halkından biri kötü bir rüya görmüşse tuz onun başı etrafında çevrilir ve şu sözler söylenir:
“Gördüğün kötü rüyalar bu tuzda toplansın.”
Ardından tuz ateşe atılır ve şöyle denir:
“Bütün kötülükler bu ateşte yansın.
Kül olup gitsin.”
Bir başka ritüelde ise keçiden alınan siyah kıllar örülerek ip haline getirilir. Kadın bu ipi düğüm düğüm bağlar ve her düğümde şu sözleri söyler:
“Kurt, ayı, yılan, çıyan… Ağzını bağladım. Hanemizden uzak olasın.”
İLK GÖK GÜRLEMESİ VE BEREKET DİLEĞİ
Baharın gelişini haber veren bir başka işaret de ilk gök gürlemesidir. Dikme, bu anın doğanın uyanışını simgelediğini söylüyor:
“O gürleme, yerin altında bekleyen bütün canlıların ölüm uykusundan uyanıp yaşama katıldığı andır.”
Bu gürleme duyulduğunda bir kadın büyükçe bir taş alır ve sağ omzunun üzerinden geriye atar. Ardından şöyle niyaz eder:
“Ey yer…Ey gök… Bu taşın ağırlığınca
büyüklüğünde rızkımı ver.”
BAHAR: YENİDEN DOĞUŞUN ZAMANI
Fintoz Dikme, Hewtemal geleneğinin özünü şu sözlerle özetliyor:
“Bahar yalnızca mevsim olarak gelmez. Dua olarak gelir. Umut olarak gelir. Yeniden doğuş olarak gelir.”Dikme’ye göre doğa bize şunu öğretir:“Ölüm bir son değildir. Ölüm, yeniden doğacak hayatın sessiz bekleyişidir.Ve bahar geldiğinde, o bekleyiş yeniden yaşama dönüşür.“
“İNANCIMIZ VE KÜLTÜRÜMÜZ SON YÜZ YILDA KAYBOLMA TEHLİKESİ YAŞIYOR”
Hülya Şimşek ise, diasporada yaşayan Dersimlilerin ve Alevi toplumunun inanç, dil ve ritüeller konusunda ciddi zorluklar yaşadığını belirtti. Şimşek, özellikle son yüz yılda birçok geleneğin unutulma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını ifade etti.
“Diasporada Dersim’den ve diğer bölgelerden gelen canlarımızla inanç ve itikat konusunda, dil konusunda zorluklar yaşadık. Bu nedenle birçok ritüelimiz unutulmayla yüz yüze kaldı,” diyen Şimşek, buna rağmen binlerce yıllık kültür ve inancın hala yaşamaya devam ettiğini söyledi.
Şimşek, Roza Kay olarak bu kültürel mirası yeniden görünür kılmak istediklerini belirterek şöyle konuştu:
“Binlerce yıl varlığını sürdüren kültürümüz ve inancımız son yüz yılda kaybolma tehlikesi yaşıyor. Biz de Roza Kay olarak bu yaşam ateşini harlayalım dedik. Canlar bu eşsiz felsefeyi, bu yaşam tarzını, bu ışığı, inanç ve kültürümüzü yeniden tüm güzellikleriyle hatırlasın istiyoruz.”
“DUAMIZ SADECE İNSANA DEĞİL TÜM KÂİNATA”
Şimşek, Alevi inanç felsefesinin yalnızca insan merkezli olmadığını, doğanın tüm varlıklarını kapsayan bir anlayışa dayandığını vurgulayarak, “Bizim duamız sadece kendimize değil tüm kainata, hayvana, ağaca, suya, toprağadır,” dedi.
Roza Kay’ın Hewtemal etkinliğinde ritüellerin tiyatral bir anlatımla sahneye taşındığını belirten Şimşek,“Tiyatroda bir ritüelin zorluklarını bildiğimiz halde Hewtemal’in güzel ritüellerini görünür kılmak istedik,” dedi.
“Kültür ve sanatsal etkinlikler farkındalık yaratır, yeniden yüzleşme ve aydınlanma yaşatır,” diyen Şimşek, Dersim Festivali’nin de bu amaçla düzenlendiğini ifade etti.
“BU ATEŞİ YÜREKLERDE YENİDEN YAKMAK İSTİYORUZ”
Şehir yaşamında bu ritüelleri yaşatmanın zor olduğuna dikkat çeken Şimşek, buna rağmen bu mirası görünür kılmak için çaba gösterdiklerini ifade etti.
Etkinliğin tamamen gönüllü bir emekle hazırlandığını söyleyen Şimşek, destek çağrısında bulundu:
“Çalışma yerimiz yok, tiyatro salonunda gösteri yapmıyoruz. Aramızda sadece Fintoz canımız tiyatrocu. Biz bu güzelliği sizlerle paylaşmak istiyoruz. Gelip seyretmelerini, bizleri desteklemelerini ve bu amatör ruhlara el vermelerini istiyoruz.”
“SANAT RUHUM ROZEKAY’LA YENİDEN BULUŞTU”
Güner Güngör, sanatla olan bağının gençlik yıllarına uzandığını belirtti. Mazgirt’te dünyaya geldiğini söyleyen Güngör, gençlik döneminde tiyatro sahnesinde yer aldığını ifade etti.
“İçimde her zaman bir sanat ruhu vardı. Yıllar sonra bu ruh Rozekay’la yeniden buluştu,” diyen Güngör, tiyatronun yanı sıra kendi ana dilinde şiirler yazmaya da çalıştığını belirtti.
“ANA DİLİMİZDE TİYATRO ÇALIŞMALARI ARTIRILMALI”
Ana dilde tiyatro çalışmalarının çok sınırlı olduğuna dikkat çeken Güngör, bu alanda yeni üretimlere ihtiyaç olduğunu vurguladı.
“Bizim ana dilimizde tiyatro alanında çok fazla alternatif yok; sadece birkaç tiyatro var,” diyen Güngör, bu çalışmaların çoğalmasının önemine işaret etti.
Güngör, Rozekay çatısı altında daha fazla insanın bir araya gelmesini istediklerini belirtti.
“HEM GEÇMİŞİ HEM BUGÜNÜ SAHNEYE TAŞIYORUZ”
Sahneledikleri oyunların yalnızca geçmişi anlatmadığını belirten Güngör, bugünün yaşamına dair sorular da sormayı amaçladıklarını söyledi.
Güngör, sözlerini şu çağrıyla tamamladı:
“Biz hem güldürüp hem düşündürme niyetiyle yola çıktık. İstiyoruz ki sizlerle bu minvalde buluşalım, bir araya gelelim ve birlikte daha güzel şeyler üretelim.”
Rozakay’ın sahnelediği Hewtemal oyununda yer alan sanatçı Gule Mayera, bu çalışmada yer almasının en önemli nedenlerinden birinin tiyatro, inanç ve müziğin bir araya gelmesi olduğunu söyledi.
“Hewtemal oyununda yerimi aldım. Tiyatro, inanç ve müzik üçlemesi benim için bu oyunda yer almamın en önemli sebeplerinden biri,” diyen Mayera, Hewtemal ritüelinin Alevi inancında özellikle Dersim’de çok önemli bir yere sahip olduğunu ifade etti.
“BU RİTÜEL YAVAŞ YAVAŞ KAYBOLUYOR”
Geçmişte bu ritüellerin çoğunlukla evlerde gerçekleştirildiğini belirten Mayera, bugün ise bu kültürel değerlerin unutulma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu vurguladı.
Mayera, bu nedenle oyunda yer alarak hem ritüeli görünür kılmak hem de ana dile dikkat çekmek istediklerini belirtti.
“ANA DİLİM İÇİN YILLARDIR ÇALIŞIYORUM”
Kendisi için ana dil çalışmalarının ayrı bir önem taşıdığını dile getiren Mayera, uzun yıllar bu alanda çalışmalar yaptığını söyledi.
“Ben bir Dersimli olarak ana diliyle ilgili çalışmalar yapan, yıllarca televizyonda ana dilinde programlar sunmuş ve moderatörlük yapmış bir insanım,” diyen Mayera, bu tür kültürel çalışmaların içerisinde yer almaya her zaman önem verdiğini belirtti.
Rozakay’ın da bu alanda önemli çalışmalar yapan bir topluluk olduğunu ifade eden Mayera,“Rozakay da Fintoz Dikmen’in öncülüğünde bugüne kadar farklı temalar etrafında oyunlar ve gösteriler gerçekleştiren bir tiyatro topluluğu.” dedi.
Mayera, müzik ile doğa arasındaki bağın Hewtemal ritüelinde çok güçlü şekilde hissedildiğini söyledi.
“Müzikle olan bağlantıyı doğadan kuruyorum. Doğada her şeyin bir sesi vardır: rüzgârın sesi, suyun çağlarken çıkardığı ses, çığın düşmesinin sesi,” diyen Mayera, doğadaki her hareketin bir ritim taşıdığını ifade etti.
Mayera’ya göre Hewtemal, kültür ile doğa arasındaki ilişkinin en güçlü anlatımlarından biridir.
“Bu nedenle kültürün inançla, inancın toplumla, toplumun ise toprak ve doğayla kurduğu bağın en güzel anlatımlarından biri Hewtemal’dır.”
HEWTEMAL OYUNU AVRUPA’DA TURNEYE ÇIKIYOR
Gule Mayera, Hewtemal oyununun Avrupa’da turne yapacağını da belirtti.
“Biz böyle bir grup çalışması ve üretim içerisinde olduğumuz için çok mutluyuz. Bir turne düzenleyeceğiz,” diyen Mayera, turnenin ilk durağının Köln olacağını söyledi.
Turne programına ilişkin Mayera şu bilgileri verdi:
13 Mart Cuma – Köln Hürth AKM – Saat 19.30
22 Mart – Gummersbach – Saat 14.00
28 Mart – Hannover AKM – Saat 19.30
Mayera, daha sonraki günlerde İsviçre’de de gösteriler yapacaklarını belirtti.
Elif SONZAMANCI PİRHA/KÖLN
Yoruma kapalı.