PİRHA-Ruhi Karadağ’ın “Fay Hattında Kırılan Hayatlar” belgeseli, 6 Şubat depremlerinin üçüncü yılında Almanya’nın Leverkusen kentinde izleyiciyle buluştu.Belgeselinin yönetmeni Ruhi Karadağ, yaşadığı coğrafyanın yok oluşunu “tarif edilemez bir acı” sözleriyle anlattı. Çekimlerde izin engelleriyle karşılaştığını ve görüntülerine el konulduğunu belirten Karadağ, “Giden gitti, kalanların acısı çok önemli. Bu film bir dayanışma filmi” diyerek dayanışma çağrısı yaptı.
Ruhi Karadağ’ın yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlendiği “Fay Hattında Kırılan Hayatlar” belgesel filmi, Maraş merkezli 6 Şubat depremlerinin üçüncü yılında, Maraş Demokratik Dernekler Federasyonu (MARDEF) organizesiyle Almanya’nın birçok kentinde izleyiciyle buluştu.
Belgesel Alzey ,Frankfurt , Gundersheim’dan sonra Leverkusen kentinde izleyicilerle buluştu.
Kommunales Kino’da gerçekleşen gösterime depremde yaşamını yitiren canların aileleri de katıldı.
Gösterimden önce Salman Ökmen tarafından okunan gulbang ile çerağlar uyandırıldı.
YÖNETMEN RUHİ KARADAĞ: BU FİLM BİR DAYANIŞMA FİLMİ
Yönetmen Ruhi Karadağ, yaptığı konuşmada yaşadığı coğrafyanın yok oluşunu “tarif edilemez bir acı” sözleriyle dile getirdi.
Karadağ, çocukluk yıllarında Maraş Katliamı’nı yaşadığını, yıllar sonra ise deprem felaketiyle aynı topraklarda yeniden büyük bir yıkıma tanıklık ettiğini söyledi.
Deprem sonrası bölgeye gittiğini belirten Karadağ, “Oynadığım cadde yok, evim yok, komşularımızın evleri yoktu. Bildiğim köylerin çoğu artık yoktu” ifadelerini kullandı. Çekim sürecinde resmi izin engelleriyle karşılaştığını aktaran Karadağ, fay hattını takip ederek Pazarcık, Maraş, Nurdağı ve Antep’te çekimler yaptığını, üç kez görüntülerine el konulduğunu açıkladı.
Yasaklar nedeniyle deprem sonrası yeterli görsel kayıt bulunmadığına dikkat çeken Karadağ, haber merkezleri dışında görüntülerin büyük ölçüde cep telefonlarıyla kaydedildiğini vurguladı. Filmin temel amacının dayanışma duygusunu büyütmek olduğunu belirten Karadağ, “Giden gitti, kalanların acısı çok önemli. Bu film bir dayanışma filmi” dedi.
Konuşmasında Zeynep Uşağı köyünde enkaz altındaki annesini kurtarmak için İsviçre’den gelen bir yurttaşın hikayesini de paylaşan Karadağ, felaket dönemlerinde yan yana durmanın hayati önem taşıdığını ifade etti.
Karadağ, sözlerini “Acıları paylaşmak, dayanışmayı büyütmek zorundayız. Umarım bir daha böyle felaketler yaşanmaz” diyerek tamamladı.
Ardından belgesel filmin gösterimi yapıldı.
Gösterim ardından izleyiciler düşüncelerini paylaştı.
YAZAR NECATİ ŞAHİN: ALEVİLERİN ACISI BİLE YALNIZ
Yazar Necati Şahin, yaşananlara dair derin öfke ve üzüntüsünü dile getirdi. Şahin, geçmiş depremlerde yürütülen dayanışma çalışmalarını anımsatarak, bugün yaşanan eksikliklere dikkat çekti.
Muradiye Depremi döneminde öğretmen olarak görev yaptığını belirten Şahin, o yıllarda okulların öncülüğünde geniş çaplı bir yardım seferberliği başlatıldığını söyledi. Marmara Depremi’nde ise “Umutkent” adıyla bir çadır kent kurduklarını ifade eden Şahin, bin çadırla depremzedelere barınma, aş ve sağlık desteği sağladıklarını aktardı.
Son depremde hastanede olduğunu belirten Şahin, ilk günlerde arama-kurtarma ve koordinasyon eksikliklerinin toplumda büyük bir hayal kırıklığı yarattığını vurguladı. Konuşmasında 1939 Erzincan Depremi’ne de değinen Şahin, Cumhuriyet Savcısı İzzet Aksel’in cezaevi mahkumlarını kurtarma çalışmalarına dahil etmesini “devlet refleksi” olarak nitelendirdi.
Şahin, “Devlet, felaket anında halkıyla birlikte harekete geçme iradesidir” diyerek, Maraş merkezli depremlerde geç gelen yardımları eleştirdi, “Devlet ya da bu devletin başında bulunanları kimse affetmeyecek, hatta affetse o çocuk affetmeyecek. Affetmeyecek” dedi.
Alevi toplumunun yaşadığı acılara da değinen Şahin, “Alevilerin acısı bile yalnız. Bu acının üstesinden ancak el ele, gönül gönüle gelerek gelebiliriz” ifadelerini kullandı.
Konuşmaların ardından depremde yaşamını yitiren canların ailelerine sembol olarak birer gül verildi.
PİRHA-LEVERKUSEN
Yoruma kapalı.