Alevi Haber Ajansi

Eş Başkan Berivan Gülşen Sincar: 8 Mart’ta sesimizi barış için yükselteceğiz- VİDEO

PİRHA-  Toplumdaki temel değişim dinamiğinin kadınlar olduğunu vurgulayan Kayapınar Belediyesi Eş Başkanı Berivan Gülşen Sincar, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne çağrı yaparak, “Eşitsizliklerin giderilebilmesi, demokratik ortamın yaratılabilmesi ve barış sürecinin çok daha güçlü olabilmesi adına kilit bir rolü olan kadınlar olarak bizler 8 Mart’ta sesimizi barış, eşitlik ve özgürlük için yükselteceğiz” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) yönetimindeki Diyarbakır Kayapınar Belediyesi Eş Başkanı Berivan Gülşen Sincar; belediyenin kadın çalışmalarını, eş başkanlık sistemini, kadın odaklı belediyecilik anlayışını ve 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne ilişkin PİRHA‘ya konuştu.

“SÜRDÜRÜLEBİLİR BİR YAŞAM OLANAĞININ YARATILMA MÜCADELESİNİ SÜRDÜRÜYORUZ”

PİRHA: 8 Mart’a giderken kadınların Türkiye’deki durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

BERİVAN GÜLŞEN SİNCAR: 8 Mart dünyada 150 yılı aşkın bir süredir gündemde olan ve bu süreçte de önemli bir mücadele tarihi günü olarak kutlana gelmektedir. Tüm kadın hareketlerinin perspektifi olarak önüne almış olduğu önemli bir mücadele günü ve deneyimi olarak da kutlana gelmektedir. Türkiye’de de yüz yıla yakın bir süreçtir aslında kadın kazanımlar noktasında önemli bazı atılımlar yapılmakla birlikte son mevcut iktidarla birlikte kadın kazanımlarının riske atılmasına dönük bazı hamlelerin yapılmasının akabinde İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıldı. Pandemi sürecinde özellikle kadını ev içi şiddet oranlarındaki artış, işsizlik durumunda her zaman gözden çıkarılan kesim olarak görünen kadınların kazanımlarının gasp edilmesiyle süren süreçler boyutuna baktığımızda kadın mücadelesi ve hakları bakımından tekrar kendi kazanımlarını daha da güçlendirmeye yönelik önemli adımlar atıldı. Yine kadınların temsiliyeti bakımından da baktığımızda kamusal alandaki temsil oranlarında ne yazık ki dünya standartlarında olması gereken noktada değiliz.

Kadın hakları bakımından mevcut iktidarların kadınlara çok ciddi bir alan açtığı fikrini ne yazık ki net olarak göremiyoruz. Bu noktada da kadınlar elde edilen her kazanımda saha mücadelesi ve ortak platformlardaki tutumuyla bir basınç oluşturarak elde ettiğini de görmekteyiz. Geçtiğimiz yılın gündemine baktığımızda belki tüm dünyada da kadınlar hakları için alanlarda mücadele yöntemlerini zenginleştiren pratikler içerisinde de yer almıştık. Bugün Türkiye’de ve dünyada toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda çok geride olduğumuzu görüyoruz. Özellikle dünyadaki şiar da bu sene ‘Eylemi hızlandır’ olarak ortaya konulmuş. Buna da baktığımızda bugünkü koşullarda cinsiyet eşitliğinin geliştirilip, güçlendirilebilmesi istenen seviyeye varabilmesi ne yazık ki 130 yılı aşkın bir zaman ve emek gerektiriyor. Mevcut duruma baktığımızda bu 130 yıllık süreç oldukça kaygı verici bir durumu da ortaya koyuyor. Yani mevcut Türkiye’deki duruma da baktığımızda mevcut haliyle tam eşitlik sürecinin yaratılabilmesi 100 yıllık ya da 100 yıldan daha fazla bir süreci göz önüne aldığımızda hem eylemi hızlandırma hem kadın hareketleri ve mücadelesinin kadına dair kazanımları daha da arttırabilmesi, toplumsal cinsiyet rollerindeki eşitlik sürecin yaratılabilmesi konusunda da önemli bazı süreçleri ortaya koyabilmek gerekiyor.

Bunu da belki İstanbul Sözleşmesi’nin gündeme gelmesiyle birlikte 6284’ün ne yazık ki istenen etkin bir şekilde kullanılmaması gerçekliği ortada. Kadın cinayetleri ne yazık ki yaşanıyor, her gün bir kadın sessizce aramızda ayrılıyor. Yine çocuklara dönük gelişen şiddet olaylarının sonuçları toplumda çok ciddi bir kırılma yaratıyor. Mesele aslında şu: Kadın bedeni üzerinde geliştirilen politikaların toplumun tamamında bir ötekileştirme ve ötekileştirmeyle birlikte dezavantajlı kesimlerin haklarının gasp edilmesine kadar da yol açan bir sürece karşı, kadın hareketleri bu konuda tüm bu ötekileştirilen dezavantajlı kesimlerin de yaşam hakkını savunma, eşit ve demokratik ölçülerde istikrarlı, sürdürülebilir bir yaşam olanağının yaratılma mücadelesini sürdürme gayreti içerisindeyiz.

“YEREL YÖNETİMLERİN DAHA CİDDİ BİR DEĞİŞİM VE DÖNÜŞÜMÜ YAŞAYABİLMESİ GEREKMEKTEDİR”

Kent ve kadın ilişkisi bağlamında yerel yönetimler bu sürecin neresinde duruyor, misyonunu yerine getirme konusunda ne tür zorluklar veya mevzuat sorunları var?

Merkezi yönetimlerin toplumun tamamına erişebilme, sorunlarını yerinde ve zamanda çözebilme konusundaki hantallığı ve bürokratik işleyişine alternatif olarak yerel yönetimler toplumun tamamının kent sorunlarını çözebilmek ve bu sorunların öncelik sıralamasını belirleyebilme adına önemli bir aşamayı da ortaya koymakta. Bizler de özellikle DEM Parti belediyeleri olarak yerel yönetimlerde kent uzlaşısı yöntemini esas alan bir noktada ‘Kentimizi ve kendimizi birlikte yönetiriz’ şiarıyla toplumsal tüm dinamiklerin kent yaşamı üzerinde, kent hattı üzerinde söz kurabilmesi ve önceliklerini belirleyebilmesi konusunda da birlikte ortak hareket etmeye çalışıyoruz.

Kadın temsilinin hem dünyada hem ülkemizde sınırlı bir düzeyde olmasının yaratmış olduğu erkek bakış açısı, argümanını aşma konusunda karşılaştığımız sorunlar ve problemler olabilmekte. Bizler de yerel yönetimlerde eş başkanlık sistemiyle de baktığımızda kadının temel sorunlarının tespit edilip bu sorunların nasıl giderilebileceği noktasında sadece katılımcı değil aynı zamanda yönetim ve karar alma mekanizmalarında etkin olmasının koşullarını beraberinde getirmesiyle birlikte kadın alanlarının daha da çoğaltılabilmesi, kadınların yönetimde de söz ve karar mekanizmalarında görev, sorumluluk almasının yol ve imkanlarının da açıldığını ifade etmek gerekiyor.

Yerel yönetimlerde görevin sorumluluğunu yerine getirmede karşılaşılan mevzuat ve eksikliklere dair de aslında şöyle belirtmek gerekiyor. Biraz siyasal yapılanmaların kadın bakış açısının yerel politikalara yansıtması da aynı eş değerde ilerliyor. Toplumsal cinsiyet eşitliğini savunan, eş başkanlık sistemini uygulamaya koyan partimiz tabii ki kadın katılımını, eşit temsiliyeti ön planda tutarken diğer siyasi partilere baktığımızda onlardaki kadın temsiliyeti ne yazık ki biçimsel olmakla sınırlı kalabiliyor.

Yerel yönetimlerin, Avrupa Yerel Yönetimler Şartnamesi‘ndeki çekinceli duruma da baktığımızda yerelde inisiyatif alma, toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı bütçe oluşturmadan tutalım sosyal politikaları geliştirmede atılacak adımlar ve hamleler konusunda kısıtlayıcı tedbirler; yine Mayıs ayı içerisinde geliştirilen tasarruf tedbirleri genelgesi de eklenince aslında çözülmesi gereken birçok sorun ve problemin önünde bir engel olarak duruyor. Ne yazık ki burada da fazla çifte standartlara maruz kalma durumu söz konusu. Kentle ilgili, kent yaşamıyla ilgili, toplum yaşamıyla ilgili alınan kararlar merkezi politikaların belirlediği sınırların ötesine çıkarılmaması aslında daha doğrudan demokrasinin geliştirilebileceği, toplumsal sorunların zamanında çözüme kavuşabileceği yerel yönetimlerin hem bu özerklik şartnamesi içerisinde biraz daha özgün alanların gözetilmesi gerekiyor. Bizler mevcut belediyecilik olarak baktığımızda biraz halk belediyeciliğinin esas alan belediyeler olarak her türlü kısıtlayıcı imkan doğrultusunda da öncelik sıralamasını belirleyerek daha çok sosyal ve kültürel politikaların yaşam bulabilmesi, toplumun uzun yıllardır mahrum kalmış olduğu alanlarda biraz daha pekiştirebilecek ve güçlendirebilecek adımlarla bunu bir nebze de olsa giderebilmeyi gerektiriyor. Ama tamamına baktığımızda ne yazık ki çok daha yasal mevzuatlarla yerel yönetimlerin daha ciddi bir değişim ve dönüşümü yaşayabilmesi gerekmektedir.

“KENTTEKİ KADIN MESELELERİNE ÇÖZÜM SUNAN POLİTİKALARI HAYATA GEÇİRİYORUZ”

Eş Başkanlık sürecinin başlamasıyla belediyelerde neler değişti?

Eş Başkanlık sistemi içerisinde katı merkeziyetçi, hiyerarşik yapılanmaya alternatif olarak daha eşit ve demokratik bir bakış açısını yerel yönetimlerde kendini etkin kılmasının, yol ve yöntemlerin geliştirilmesi olarak ifade etmek gerekiyor. Bizler de eş başkanlık sisteminde DEM Parti ve geleneği olan belediyelerde kadına dair politikalar her zaman için bir adım önde olma özelliğini ortaya koymaktadır. 1990’lardan bu yana üçüncü dalga feminizmin gelişmiş olduğu bölgemizde kadın hareketleri ve mücadelelerini etkin bir şekilde toplumda toplumsal öncelik rolün üstlenmesinin yerel yönetimlerdeki yansıması da toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı mücadele yöntemlerinin nasıl bir daha eşit ve demokratik değerlerle dönüş noktasında kadının nesnel bir varlık olmaktan çıkıp öznel bir varlık olarak kendi ifadesini yaşamsal kılabileceği noktalar olarak da ifade ediyoruz.

Toplumda tekil, tekçi düşünceye karşı daha demokratik ve komünal yaşam değerlerinin buluşmasını beraberinde getirebiliyor. Bizler özellikle kadın eş başkanlar çerçevesinden baktığımızda belediyecilik biraz teknik ve biraz da hizmeti barındıran bir alan olmasına rağmen, özellikle toplumsal ve halkçı sosyal belediyecilik anlayışının geliştirilebilmesinde toplumun dezavantajlı diğer kesimlerinde söz ve karar mekanizmalarında katkı sunmaya çağırabilmek, daha demokratik, daha şeffaf, daha katılımcı anlayışını geliştirilebilmesi, kadın temsil oranının çok daha fazla artması, seçilmiş meclis üyeleri içerisinde de eşit temsiliyeti esas aldık. Belediyemizin temel prensiplerinden biridir eş başkanlık ve eş yaşam kültürü.

Avrupa’da kadın erkek eşitliği sözleşmesinin altında da imzacı olduğumuzu da burada belirtmek isterim. Bu sadece bir beyannamenin altına imza atmak değil bir taahhütte bulunmak. Önümüzdeki iki yıl süresi içerisinde kadın çalışan oranının arttırılmasından tutalım kadına dair farkındalık çalışmalarını geliştirmesinden, eşit iş ve ücret koşullarının düzeltilmesinden tutalım kentteki kadın meselelerine karşı güç getiren, çözüm sunan perspektif ve politikalarında hayata geçirilmesini esas alıyoruz. Biz DEM Parti’li belediyeler olarak seçim öncesi bir kadın beyannamesi geliştirerek buna benzer, uzun yıllardır mücadelesini sürdürdüğümüz, sözünü söylediğimiz, yerel yönetimlerde de eyleme ve pratiğe geçirme derdi içinde olduğumuzu söyleyebilirim.

“KENTTEKİ KADIN KURUMLARI VE MAHALLELERDEKİ KADINLARLA BİR ARAYA GELEREK GELEREK 5 YILI PLANLADIK”

Kayapınar Belediyesi olarak ne tür kadın çalışmaları yaptınız, neler planladınız?

Bizler belediyeye geldiğimiz günden bu yana özellikle sekiz yıllık sürecin açığa çıkarmış olduğu kadın kazanımlarının, birimlerinin ve merkezlerinin kapatılmıçtı. Göreve gelir gelmez ilk yaptığımız şey kadın politikaları müdürlüğünün aktif bir şekilde hayata geçirilebilmesi. Yine şiddete maruz kalan kadının başvurabileceği alanların kısıtlı olmasının yaratmış olduğu duruma bazı birimlerin kadın müdürlüğüne bağlanarak şiddete maruz kalan kadınların psikolojik destek, hukuki danışmanlık hizmeti alabilecekleri birimleri oluşturduk. Kadının tarihsel hafızasından yoksun bırakılmasına karşılık bir kadın eserleri kütüphanesi çalışmasını da hayata geçirerek, kadının toplumsal cinsiyet eşitliği ve farkındalık çalışmalarını geliştirilebilmesini amaçladık. Ekonomik boyutuyla kadınları güçlendirecek çeşitli kadın emeği buluşmalarını gerçekleştirmekle birlikte, aynı zamanda mesleki eğitim çalışmaları, çeşitli branşlarda eğitim faaliyetlerinin geliştirilmesi, kooperatif benzeri çalışmaların geliştirilmesine dönük önemli çalışmalar yapıyoruz. En önemlisi de bizler beş yıllık stratejik planımızı geliştirirken tüm kentteki kadın kurumlarıyla yine sahadaki, mahalledeki kadınlarla bir araya gelerek önümüzdeki beş yılda neler yapabiliriz ve yapacağımız bu pratik faaliyetlerin bütçesini oluştururken de toplumsal cinsiyete duyarlı bütçe faaliyetleri nasıl açığa çıkarılabilir noktası da bizim için oldukça önemli bir boyutu ortaya koyuyordu.

Yani bünyemizde hem kadının şiddete maruz kaldığı durumlara ilişkin tedbirlerin geliştirilmesi hem de kadının farkındalık çalışmalarının geliştirilebilmesinde birebir saha anket çalışmaları yapıyoruz. Kadınların bu kentteki beklentileri, talepleri nelerdir, en temelde yaşadıkları sorunlar nelerdir, bunlara ne gibi çözümler üretilebilir sorularına eğildik. Aynı zamanda belediyemizde çalışan ve seçilmiş arkadaşlarımızın dahiliyetinde geniş bir kadın meclisi oluşumunu da hayata geçirerek, sadece yönetimde olan kadınların değil çalışan, emek veren tüm kadınların dahiliyetinde kadın politikalarının, yerelde yaşanan kadın sorunlarının çözümüne dair biraz daha örgütlü ve deneyimli bir perspektifi açığa çıkarabilme konusunda da önemli çalışmalar yapmaktayız.

PİRHA- 8 Mart çağrınız nedir?

BERİVAN GÜLŞEN SİNCAR- 8 Mart bütün dünya kadınlarının mücadelesini taçlandırdığı bir dönem olarak da kendini yükselten bir noktada. Özellikle eşitsizlikleri giderebilme, doğru toplumsal zeminde demokratik ortamın yaratılabilmesi ve barış sürecinin çok daha güçlü olabilmesi adına toplumdaki değişimin temel dinamiği olan kadınlar olarak bizler 8 Mart’ı tüm kadınlarla kutlamak istiyoruz. Tüm kadınları 8 Mart’ın ruhuna denk olarak sokaklarda sesimizi ve sözümüzü barışa dair, eşitliğe dair, kadın özgürlüğüne dair haykırmaya da davet ediyorum.

Fatoş SARIKAYA-Ferhat GÜRGEN/ DİYARBAKIR

 

 

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.