Alevi Haber Ajansi

Erdal Sevim: Gerçek adalet yalnızca bir mahkeme kararı değildir!

PİRHA – Urfa’nın Siverek ilçesinde iki yıl önce yaşamdan koparılan 28 yaşındaki Pınar Sevim davasında karar aşamasına gelindi. 730 gündür süren hukuk mücadelesinde, ailenin ve kadın örgütlerinin gözü 6 Mart’ta görülecek karar duruşmasında. Pınar Sevim’in ailesi adaletin tecelli etmesini bekliyor. 

Kadın cinayetlerinde sıklıkla karşımıza çıkan “iyi hal” ve “haksız tahrik” indirimlerinin gölgesinde, Pınar Sevim’in ailesi adaletin tecelli etmesini bekliyor. Dosyadaki delillerin karartılma şüphesi, olay yeri incelemelerindeki eksiklikler ve sanık tarafının “kurgulanmış senaryoları” karşısında geri adım atmayan aile, bu davanın sadece Pınar için değil, tüm kadınlar için bir emsal teşkil etmesini istiyor.

Pınar Sevim’in abisi Erdal Sevim, karar duruşması öncesi PİRHA’nın sorularını yanıtladı. Sevim, kardeşinin yarım kalan hayallerini, mahkeme sürecinde karşılaştıkları engelleri ve 6 Mart günü adliye koridorlarında yankılanacak olan dayanışmanın önemini anlattı.

“EMSAL TEŞKİL EDECEK CEZANIN VERİLMESİ”

PİRHA: Pınar’ın katledilmesinin üzerinden geçen zaman ve verilen hukuk mücadelesinde sona gelindi. 6 Mart’taki karar duruşmasından aileniz adına beklentiniz nedir? “Gerçek adalet” sizin için ne anlama geliyor?

Erdal Sevim: Öncelikle sesimize, mücadelemize yer verdiğiniz için, destek olduğunuz için teşekkür ederiz. Pınar’ın katledilmesinin üzerinden bugün itibariyle tam iki yıl 730 gün geçti. Geçen her gün bizim için her an hissedilen tarifsiz bir acı, amansız bir özlem ve çok ağır bir süreç oldu. Biz 22 Şubat 2024 tarihinden bugüne kadar sadece bir evladımızı, bir kardeşimizi değil; hayalleri, umutları, geleceği çalınmış bir hayatın adaletini savunduk ve bunun için mücadele ettik. 6 Mart’taki karar duruşmasında beklentimiz nettir; hiçbir indirime, hiçbir gerekçeye sığınılmadan, kadına karşı kasten öldürme suçuyla yargılanan sanığın en ağır ve emsal teşkil edecek cezanın verilmesi. Bizim için “gerçek adalet”, yalnızca bir mahkeme kararı değildir. Gerçek adalet, Pınar’ın yaşam hakkının hiçe sayılmadığının, bir kadının hayatının pazarlık konusu yapılamayacağının, bu ülkede kadınların korunması gerektiğinin açıkça ilan edilmesidir. Gerçek adalet, bir daha hiçbir kadının aynı kaderi yaşamaması için caydırıcı bir kararın çıkmasıdır.

“VİCDANİ VE HUKUKİ BİR KARAR VERECEĞİNİ UMUT EDİYORUZ”

-Türkiye’de kadın cinayeti davalarında sıkça karşımıza çıkan “iyi hal” veya “haksız tahrik” gibi haksız indirimlerin bu dosyada da uygulanmasından endişe ediyor musunuz? Sanık tarafının mahkemeyi yanıltmaya yönelik tutumları hakkında neler söylersiniz?

Ne yazık ki Türkiye’de kadın cinayeti davalarında “iyi hal” ve “haksız tahrik” adı altında uygulanan indirimler toplum vicdanında derin yaralar açmaktadır. Her ne kadar yaşadığımız süreçte benzeri indirim gerektiren davranışlar, söylemler görmemiş olsak da böyle bir ihtimalin olabileceğinden endişe duyuyoruz. Bir kadının yaşam hakkını elinden alan birinin takım elbise giymesi ya da duruşmada susması, “ben yapmadım”, “eşimi seviyordum” gibi söylemleri bir canı, bir hayatı, hayalleri, umutları elinden almışken, hiçbir durum  “iyi hal” olarak değerlendirilmemelidir. Kadına yönelik şiddetin, cinayetin hiçbir bahanesi, hiçbir tahriki olamaz. Sanık tarafının süreci uzatmaya, sorumluluğu azaltmaya ya da farklı bir algı oluşturmaya yönelik tutumlarını yakından izledik. Savunma etiğine yakışmayacak savunma yöntemlerini aklımıza, vicdanımıza sığmayacak şekilde maruz bırakıldık. Ancak biz gerçeğin er ya da geç ortaya çıkacağına inandık, inanıyoruz ve o gerçekler artık net bir şekilde ortada! Mahkemenin de gördüğü gerçekleri dikkate alarak vicdani ve hukuki bir karar vereceğini umut ediyor, buna inanmak istiyoruz.

“DAVA SADECE BİR AİLEYİ DEĞİL, TOPLUMUN ADALET DUYGUSUNU İLGİLENDİRİYOR”

-Karar aşamasına gelene kadar dosyada eksik kaldığını düşündüğünüz, yeterince üzerine gidilmeyen bir nokta oldu mu? Mahkeme heyetinin tarafsızlığı ve adaleti tesis etme noktasındaki tavrını nasıl gözlemlediniz?

Bu süreç bizim için hem hukuki hem de duygusal olarak çok yıpratıcı oldu. Elbette her dosyada olduğu gibi daha titiz incelenmesini arzu ettiğimiz noktalar oldu. Olayın gerçekleştiği akşam yapılan incelemeler içerisinde olayın gerçek konumuyla ilgili bir tahkikat, inceleme yapılmamış olması ilk anda yaşadığımız önemli eksiklerden biriydi. Bu konuda baz istasyonu incelemeleri istediğimiz halde -ilk süreçlerde dikkate alınmayan birçok talebimiz gibi- mahkeme bu talebimizi de dikkate almadı. Olay yeri inceleme tutanaklarındaki kayıtların başka bir ilde değişmesiyle ilgili (mermi sayısındaki değişim) herhangi bi çalışmanın olmaması sürece müdahale edildiğinin önemli bir göstergesi iken bu durum da ciddiyetle irdelenip incelenmedi. Yine olay gecesi yapılan ilk muayene raporlarına müdahale edildiği, tutanak altına alınması gereken özellikle darp ve cebir izlerinin, vücuttaki ekimozların yazılmaması da yine dosyadaki müdahale ve yaşadığımız sıkıntılardan biriydi. Mahkeme heyetinin değişmesiyle birlikte verilen ilk talimat keşfin ayrıntılı ve canlandırmalı bir şekilde yapılmasıyla gizlenmeye çalışılan, ifadelerdeki çelişkiler, tanık beyanlarının çelişkileri de net bir şekilde ortaya konmuş, ve eksikler mümkün olduğunca ikinci heyet tarafından tamamlanmaya çalışılmış, kurgulanan senaryonun gerçeği yansıtmadığı netleşmiştir. Biz başından beri şunu söyledik: Dosyanın tüm yönleriyle, hiçbir şüpheye yer bırakmadan değerlendirilmesini istiyoruz. Mahkeme heyetinden beklentimiz; olaydaki heyet tarafından da görünen gerçekleri dikkate alarak yalnızca hukuka değil, acımasızca işlenen cinayetin, hayattan koparılan 28 yaşındaki kardeşimin yaşamına son verildiğini dikkate alarak vicdana da uygun bir karar vermesidir. Çünkü bu dava sadece bir aileyi değil, toplumun adalet duygusunu ilgilendiriyor.

“PINAR’IN ADI KADINLARIN YAŞAM HAKKININ KUTSALLIĞINI HATIRLATAN BİR SİMGE OLSUN”

-Karar ne olursa olsun, Pınar Sevim isminin bu topraklarda nasıl anılmasını istersiniz? Onun mücadelesi diğer kadın cinayeti davaları için nasıl bir emsal oluşturmalı?

Pınar’ın adı bir “cinayet haberi” olarak değil; hayalleri yarım bırakılmış ama sesi susmamış bir kadın olarak anılsın istiyoruz. Onun ismi, kadınların yaşam hakkının kutsallığını hatırlatan bir simge olsun. Bu dava; “cezasızlık” anlayışının son bulduğu, kadın cinayetlerinde indirimlerin değil adaletin konuşulduğu bir dönüm noktası olsun. Pınar’ın mücadelesi, başka kadınların yaşamasına vesile olursa, işte o zaman gerçek anlamda bir emsal oluşmuş olur.

“6 MART’TA ADLİYE KORİDORLARINDA BİZİMLE OLUN”

-Buradan demokratik kitle örgütlerine, kadın kurumlarına ve vicdan sahibi canlara bir çağrınız var mı? 6 Mart günü o adliye koridorlarında yalnız kalmamak neden bu kadar önemli?

Buradan, başta kadın örgütleri olmak üzere tüm demokratik kitle örgütlerine ve vicdan sahibi herkese çağrımızdır; 6 Mart’ta adliye koridorlarında bizimle olun. Çünkü kadın cinayetleri yalnızca bir ailenin meselesi değildir. Bu, toplumsal bir yaradır. O koridorlarda kalabalık olmak, yalnız olmadığımızı, Pınar’ın unutulmadığını ve adalet talebinin güçlü olduğunu göstermektir. Dayanışma, adalet mücadelesinin en büyük gücüdür. Biz kızımız için, kardeşimiz için, bu ülkedeki tüm kadınlar için adalet istiyoruz. Ve biliyoruz ki yan yana durduğumuzda sesimiz daha gür çıkacak.

Cevahir FINDIK/ADIYAMAN

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.