PİRHA- Sanat yönetmeni, şair ve yazar Necati Şahin, Suriye’de Alevilere yönelik soykırım saldırılarının 6 Mart 2025’ten bu yana devam ettiğini belirterek, uluslararası sessizliği “suça ortaklık” olarak tanımladı. Şahin, yayımladığı “Suriye Alevi Soykırımı” kitabıyla yüzleşme ve dayanışma çağrısı yaptı.
Suriye’de Alevilere yönelik soykırım saldırıları, Esad sonrası geçiş sürecinde özellikle 6 Mart 2025’ten itibaren Lazkiye-Tartus hattında başlayarak açık biçimde görünür hale geldi. Bu tarihten sonra sahil hattında, Hama ve Humus çevresinde Alevi siviller mezhep kimliği üzerinden hedefe konuldu; ‘Alevi misin?’ sorusuyla yürütülen infazlar, toplu öldürmeler, kaçırmalar, yağmalar ve zorla yerinden etmeler, doğrudan toplumsal varlığı hedef alan sistematik bir yok etme pratiği olarak yaşandı.
Mart 2025’teki ilk dalgada yüzlerce insan yargısız biçimde katledildi. Daha sonra yayımlanan kimi raporlar ve tanıklıklar, bu saldırıların kısa süreli bir çatışma değil, Alevi toplumunu kolektif biçimde cezalandırmaya dayalı bir mezhepçi şiddet rejimi olduğunu ortaya koydu.
Suriye’nin yıkıntıları arasında yalnız şehirler değil, hafıza da kuşatma altında.
Sanat yönetmeni, şair ve yazar Necati Şahin, Suriye’de yaşanan Alevi soykırımını kitaplaştırdı. Kitabın kapağındaki şu ibareler ise dikkat çekici: Bazı acılar vardır; ölmez, yalnızca susar. Suriye’de Alevilerin yaşadığı tam da budur. Bu metinler öfkeyle değil, hafızayla yazıldı.“
Necati Şahin ile Suriye’de Alevilere dönük saldırıları ve Suriye Alevi Soykırımı kitabın yazılma hikayesini konuştuk.
Şahin PİRHA’ya yaptığı değerlendirmede, Suriye’de Alevilere dönük saldırıları, uluslararası suskunluğu ve Alevi toplumunun öz savunma tartışmalarını gündeme getirdi. Şahin Esad döneminde Alevilerin durumuna dikkat çekti., “Esad ailesi baştayken Aleviler orada yönetiyordu” şeklindeki yaygın algının gerçeği yansıtmadığını belirten Şahin şu ifadeleri kullandı:
“ Herkes şöyle düşünüyor. Esad Esad ailesi baştayken Aleviler orada yönetiyordu. Aleviler orada işte bir eli yağda bir eli balda diye düşünüyordu. Ve devletin politikasını Alevilerin belirlediğini zannediyorlardı ve Esad’ların da Aleviliği benimsediğini, biz Aleviyiz dediklerini düşünüyorlardı, ki böyle bir şey yok. Yani oradan başlamak lazım. Esad’lar döneminde kendi adıyla örgüt, dernek kurulması yasaklanan tek toplum Alevilerdi. Düşünebiliyor musunuz? Yani herkes kendi diliyle, kendi kültürüyle derneğini, kurumunu vesaire kuruyor. Bunu yasak olan tek toplum Alevilerdi. ”
“KAN KÜLTÜRÜYLE BESLENEN BİR ZİHNİYET… HEDEF ALEVİLER OLDU”
Şahin, Esad sonrası dönemde “IŞİD’in devamı” olarak tarif ettiği yapıların, “kan kültürü” ve “ganimet kültürü” ile hareket ettiğini; ilk hedeflerden birinin Aleviler olduğunu söyledi. Şahin sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ve onları o kanı vermek için işte SDG’nin üzerine gönderemezlerdi. Çünkü bir ordu var. Başka illere gönderme şansları yoktu. Neydi? Esad atıkları bahanesiyle Alevilere yönelik önce küçük küçük, katliamlar yapmaya başladılar. Ve baktılar ki dünyada ses gelmiyor. Baktılar ki Alevilerden de ses gelmiyor. Bakıyorlar ki Türkiye Alevilerinde de bir ses yok. Nasıl olsa onlar onlar Arap, Müslüman, bize ne? Sonra baktılar ki Esad ordusunun kaçan generalleri, orada da bir ses yok. Türkiye zaten bunları destekliyor. Sonra çok bilinçli bir şekilde katliam yaptılar ve soykırım yaptılar.”
Şahin, yaşanan sürecin başında bir grup kişiyle birlikte “Suriye’de baskı ve tehdit altındaki topluluklar için” bir insan hakları inisiyatifi kurduklarını belirtti.
“Hatta inisiyatifimiz adı Suriye’de baskı ve tehdit altında olan topluluklar için insan hakları inisiyatifi. Yalnız Alevilere yönelik de değil. Alevilere yöneldiler. Ve sonra Dürzilere yöneldiler. En son biraz daha güçlenince, biraz daha palazlanınca, Türkiye’yi arkalarına alınca, uluslararası dengeleri gözetince işte bir sürü görüşmeler yapıldıktan sonra esas hedeflerinden biri Kürtlere yöneltiler.”
“SAVUNMA GÜCÜ YALNIZ SİLAH DEĞİLDİR: BİLİMDİR, SANATTIR”
Şahin, Alevilerin tarih boyunca katliam ve soykırımlara maruz kaldığını, bunun nedenlerinin toplumun örgütlülüğü ve “savunma gücü” tartışmalarıyla birlikte ele alınması gerektiğini söyledi. Şahin Alevilerin bir savunma gücü oluşturmadıklarına dikkat çekti. “Savunma gücü yalnız silahlı değildir. Savunma gücü çok yönlüdür. Bu bilimdir, bu efendime söyleyeyim edebiyattır, sanattır, sınırları olmayan bir durumdur. Bu savunma güçlerini oluşturamadılar Aleviler.” ifadelerini kullandı.
Şahin, Alevi toplumunun “vizyon üretecek entelektüel” birikimi büyütmesi gerektiğini ifade ederken, kalabalık mitinglerin zaman zaman “yanıltıcı” olabileceğini de söyledi:
“Her katliamdan sonra sokaklara 10.000’lerin, 20.000’lerin dökülmesi toplumun psikolojisi için iyidir ama bazen de yanlış. Orada ‘ya biz yalnız değilmişiz’ yanılgısını veriyor. Aslında Alevi toplumu yalnızdır. Kendi öz savunma gücünü yapacak altyapın yok. Toplumun ne olacağına dair bir düşüncen yok. Bu Alevi toplumunu daha uzun yıllar, hedefe koyacaktır.”
Şahin, “Aleviyim” diyen geniş kesimlerin inanç öğretisini yeterince bilmemesini sert sözlerle eleştirdi:
“Şöyle çok basite indirgeyim isterseniz. Yani kendi bir defa öğretisini bilmeyen bir toplum. Kendi inancını, Aleviyim diyor ama inancının ne olduğunu bilmeyen bir toplum. Sıradan bir Alevi’ye sorulduğu zaman “Ya Alevilik nedir?” diye sorulduğu zaman ne diyor? “Biz namaz kılmayız. Biz oruç tutmayız. Biz hacca gitmeyiz.” Düşünebiliyor musun? Bir inanç sahibi, o inançta olduğunu bir inanç sahibi kendi inancını bilmediği için, ne olduğunu bilmediği için Başka bir inanç üzerinden üzerinden kendisini ifade etmeye çalışıyor. Bu korkunç bir şey. Bu örneği sık sık veriyorum. Bu örnek dahi ne kadar vahim bir durumda olduğumuzu gösteriyor.”
“BU KATLİAMLAR YALNIZ SURİYE’DE KALMAYACAK”
Şahin, bölgede yeni risk alanlarına işaret ederek, Alevilerin yalnız kendisi için değil “tehdit altındaki mazlum halklarla” işbirliği içinde olması gerektiğini vurguladı:
“Ne Türkiye’de tırnak içinde söylediğimiz Arap Alevi arkadaşlarımız, ne Anadolu Aleviler dediğimiz Aleviler, ne de Balkanlarda Bektaşi dediğimiz Aleviler hiçbiri eski Alevi olmamalı. Eğer bunu başaramazsa bu katliamlar daha çok olacak. Yalnız Suriye’de kalmayacak. İşte yarın öbür gün bakın İran çatırdıyor. İran’da da çok ciddi bir Alevi toplumu var. Onların başına ne geleceğini henüz bilmiyoruz. Türkiye’de Alevilerin başına ne geleceğini bilmiyoruz.”
Şahin, “Suriye’de baskı ve tehdit altındaki topluluklar için insan hakları inisiyatifi”nin büyüme sürecini ve eylemlerini anlattı:
“Alevi toplumunun ya da Suriye’de başta Aleviler olmak üzere mazlumların üzerine zalim bir çığ düştü. Altında kaldık. Cihadist bir deprem oldu. Enkazda kaldık. Bir kara bulut çöktü üstümüze. Karanlıkta kaldık. Ve bu insanlar bu dediğim güzel yürekli insanlarla biz enkazda, karanlıkta, el yordamıyla önce kendi vicdanımızı aramaya başladık. Önce bir çığlık at, çığlık atıp duyurmamız lazım.”
“DÜNYAYI AYAĞA KALDIRAMADIĞIMIZ İÇİN COLANİ BERLİN’E GELEBİLİYOR”
Şahin, uluslararası sessizliğin ve örgütlü politik tepkinin yetersizliğinin sonuçlarına işaret ederek şöyle konuştu:
“Şimdi biz dünyayı ayağa kaldıramadığımız için, elinde Suriye’deki çocukların, Kürt çocuklarının, Alevi çocuklarının, Ezidi çocuklarının, Dürzi çocuklarının, Hristiyan çocuklarının kanı kurumadan elini kolunu sallayarak Cani Colani Berlin’e gelebiliyor. Almanya’nın başkenti gelebiliyor. Almanya’nın başkentinde bu ülkenin başbakanıyla rahatlıkla görüşmeye gelebiliyor.(Söyleşi yapıldığı sırada Colani’nin Berlin’e gelmesi bekleniyordu)”
“SURİYE ALEVİ SOYKIRIMINDA BİNLERCE ÇOCUK YETİM KALDI… KORUYUCU AİLE PROJESİ”
Şahin,kurdukları inisiyatifin dernekleştiğini, önümüzdeki günlerde resmi çağrı yapacaklarını ve yetim çocuklara dönük “koruyucu aile” projesi hazırladıklarını söyleyerek projeleri hakkında şöyle bilgi verdi:
“Biz şöyle bir şey düşündük. Bu inisiyatifimiz bir derneğe de dönüştü. Suriye Alevi Soykırımında binlerce çocuk yetim kaldı. Yani hem anasını yitirdi hem babasını yitirdi. Bunların listeleri yavaş yavaş bize gelmeye başlıyor. Suriyeli Alevi dostlarımızın elinde 2.000’e yakın böyle isim var. Biz de dedik ki, biz bu çocuklara koruyucu bir aile bulmamız lazım. Ve böyle bir proje çalıştık. 18 yaşına gelene kadar onun koruyucu ailesi olacak. Biz o aileyle o çocuk arasında ilişki kuracağız. O çocuğun kim olduğunu bir tek o aile bilecek. Bir de çocuk bilecek. Organizesini Suriye’ye İnsan Hakları Topluluğu derneği olarak biz yapacağız.”
“KİTABIN ADI: SURİYE ALEVİ SOYKIRIMI ”
Şahin, gelirini Suriye’deki yetimlere aktarmayı planladıkları kitabı ve içeriğini de anlattı:
“Kitabın adı Suriye Alevi Soykırımı. Alt başlığı da derdi can derdi olanların çığlığı. Arka kapağın başlığı da ‘Duyurmakta Direniştir’. Zaten bu üç deyim içinde kitabın içeriği anlatılıyor. Yayınevi yönetmeni Aydın Şimşek bizi yönlendirdi. ‘Necati hocam hiçbir kelimeyi dışarıda bırakma. Bu bir hafızadır. Bu bir belgeseldir aynı zamanda’ dedi. Yüzün üzerinde işte o andaki duygumla olaylar karşısında yazdığım yazılar, makaleler, ağıtlar, haykırışlar var. Yaptığımız eylemlerde yapılan konuşmalar var. Bu konuşma İngilizce ise İngilizcesi var içinde. Görsel fotoğraflar var. Yani katliama, soykırıma uğrayan çocukların, kadınların fotoğraflarını ön plana koyduk ama orada vahşet fotoğraflarını olabildiğince koymamaya çalıştık.”
Şahin, kitaba katkı sunan isimleri ve içerik türlerini de anlattı:
“Ve 41 arkadaşımızın bu kitapta bu konuya hakim olan bu süreci bizimle birlikte yaşayan dostların çok değerli yazıları var. Bazı yazılar oldukça uzun tarihsel süreci anlatan yazılar. Günümüzü anlatan yazılar var. Hukuk yönünü anlatan yazılar var. Ve bu süreçte yaptığımız bütün duyurular, afişler, bunlar da kitapta yer alıyor.”
Elif SONZAMANCI- PİRHA/KÖLN



Yoruma kapalı.