Alevi Haber Ajansi

Devletin tarif ettiği yerde Alevilik yok!

PİRHA- Kasım 2022’de kurulan ve Aleviler tarafından “Alevi Diyaneti” olarak tanımlanan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, devletin Alevilerin taleplerine verdiği “kurumsal yanıt” olarak sunuldu. Aradan geçen yaklaşık üç yılın ardından tablo netleşti: Cemevleri hâlâ ibadethane değil, Alevilik hâlâ tanınmıyor. Devlet hizmetten söz ederken, Alevi toplumu bu süreci tanınmadan yönetilmenin yeni bir biçimi olarak görüyor.

Kasım 2022’de kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, devletin Alevilerin yıllardır dile getirdiği taleplere verdiği “kurumsal yanıt” olarak sunuldu. Resmî söylemde bu adım “tarihi bir eşik” olarak tanımlandı; Alevilere yönelik ilk kez doğrudan bir kamu mekanizması oluşturulduğu vurgulandı.

Aradan geçen yaklaşık üç yıl, bu iddianın neden Alevi toplumunda karşılık bulmadığını açık biçimde ortaya koydu. Çünkü Alevilerin temel talepleri başından beri netti:

Eşit yurttaşlık, inanç özgürlüğü ve cemevlerinin ibadethane statüsünün tanınması.

İktidarların hak arayan toplumsal kesimler için uyguladığı “böl-parçala-yönet” politikası Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı üzerinden uygulamaya kondu. Kurulduğu ilk günden itibaren Türk-İslam vurgusu üzerinden yol çıkan başkanlık, Alevilerin kutsallarına ve etkinliklerine yöneldi. Hacı Bektaş Veli portresini tahrif eden başkanlık, Alevi toplumunun on yıllardır kendi öz kaynaklarıyla ortaya çıkardığı etkinliklere “alternatif” üretme derdine düştü. Toplum tarafından karşılık bulmayan bu girişimler tepkiyle karşılandı.

TANIMADAN DÜZENLEME ÇELİŞKİSİ

Başından itibaren temel bir çelişki vardı:

Devlet, Aleviliği tanımadan Alevilik adına düzenleme yapmayı tercih etti.

Bu çelişki yalnızca hukuki tanıma meselesiyle sınırlı kalmadı. Başkanlığın kuruluş mantığı, Aleviliği devletin çizdiği sınırlar içinde tanımlama ve yeniden çerçeveleme eğilimini de beraberinde getirdi. Devlet, Aleviliği bağımsız bir inanç olarak değil; İslam içi bir mezhep ve kültürel unsur olarak konumlandırmayı tercih etti. Başkanlığın söylem ve faaliyetlerinde, Aleviliğin özgün inanç referansları yerine İslam’la ilişkilendirilen bir anlatının öne çıkması bu yaklaşımın somut göstergesi oldu.

“HİZMET” VAR, HAK YOK

Başkanlığın üç yıllık faaliyetleri devlet tarafından “somut icraatlar” başlığı altında sıralanıyor:

  • Cemevlerinin elektrik ve su giderlerine destek
  • Bakım, onarım ve altyapı çalışmaları
  • Cemevlerinde görev yapanlara yönelik sosyal güvence tartışmaları
  • Alevi-Bektaşi kültürüne ilişkin yayınlar ve etkinlikler

Kültür ve Turizm Bakanlığı bu süreci şu sözlerle savunuyor:

“Cemevlerinin ihtiyaçlarının karşılanması, vatandaşlarımızın kamusal hizmetlere eşit erişimi açısından önemlidir.”

Devlet gücünü kullanarak, cemevlerinin sandalye, masa, çimento ihtiyacını karşılamayı “somut icraat” olarak lanse eden başkanlık, Alevi toplumuna yönelik, katliam ve nefret söylemlerine karşı üç maymunu oynadı.

Alevi kurumlarına göre bu tablo, sorunun özüne dokunmayan idari bir düzenlemeden ibaret. Üstelik bu yaklaşımın ortak bir paydası var: Alevilik, tüm referanslarıyla birlikte İslamî çerçeveye eklemlenen bir yapı olarak ele alınıyor.

Üç yılın sonunda değişmeyen gerçekler ise şöyle sıralanıyor:

  • Alevilik resmî bir inanç statüsüne kavuşmadı
  • Cemevleri ibadethane olarak tanınmadı
  • Zorunlu din dersleri kaldırılmadı
  • Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tekçi yapısı tartışmaya açılmadı

KENDİNE BAĞLI DEDE GİRİŞİMİ: SOSYAL GÜVENCE Mİ, BAĞIMLILIK MI?

Aleviliğin bugüne gelmesinin ana halkası olan Pir-Talip kurumu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın temel yönelim alanı oldu. Rızalık üzerine kurulu olan inancın temeli “gri pasaportlu dedeler” ve “maaşlı dedeler” girişimiyle ortadan kaldırılmak istendi.

Resmî makamlar bu adımları “sosyal güvence” olarak tanımlıyor. Başkanlık cephesinden yapılan değerlendirme şu yönde:

“İnanç önderlerinin yaşam koşullarını iyileştirmek devletin sorumluluğudur.”

Ancak Alevi inanç önderleri ve kurumları bu yaklaşımın Aleviliğin tarihsel ve toplumsal yapısıyla bağdaşmadığını savunuyor. Bir dede durumu şu sözlerle özetliyor:

“Bizim rızalığımız devletten değil, talipten gelir. Devlete bağlı dede, yol süremez.”

ÜÇ YILIN ARDINDAN ASIL SORULAR

Aradan geçen üç yıla rağmen şu temel sorular hâlâ yanıtsız:

  • Alevilik neden hâlâ tanınmıyor?
  • Cemevleri neden ibadethane sayılmıyor?
  • Zorunlu din dersleri neden devam ediyor?
  • Devlet, Alevilerle yüzleşmek yerine neden onları “idare etmeyi” seçiyor?

ÜÇ YILIN BİLANÇOSU

Devlet açısından:

– Hizmet sunuldu, idari bir mekanizma kuruldu.

Aleviler açısından:

– Tanıma yok, eşitlik yok, hak yok.

Aleviliği tanımadan yapılan her düzenleme, çözüm değil; inancı devlet aklıyla yeniden tanımlama girişimidir.

(HABER MERKEZİ)

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.