PİRHA – DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, demokratik entegrasyon sürecinin başladığını açıkladı. Ancak kadın cinayetleri, yoksulluk ve siyasal dışlanmanın sürdüğüne dikkat çekerek, barış ve demokratik adımların toplumun tüm kesimlerine yansıması gerektiğini vurguladı.
“NEGATİF BARIŞ DÖNEMİNDEN POZİTİF BARIŞ DÖNEMİNE GEÇTİK”
Sayın Uçar, demokratik entegrasyon sürecine girildiği açıklandı. Bu açıklama ne anlama geliyor?
Çiğdem Kılıçgün Uçar: Şimdi Sayın Öcalan, heyetle yapmış olduğu son görüşmede toplantıyı ikinci aşama ve demokratik entegrasyon toplantısına giriş olarak ifade etti. Dolayısıyla devletten henüz böyle bir tanımlama olmadığı için tek taraflı bir tanımlama söz konusu. Hatta kendisi “negatif barış döneminden pozitif barış dönemine geçtik” diye önemli bir tabir de kullanıyor.
Demokratik entegrasyon meselesi hem geçiş yasalarını zorunlu kılıyor hem de çok daha önemli bir şeyi gerekli kılıyor, o da kabul. Kabulden kastımız şu: Bu ülkede yaşayan birçok farklı kimlik ve inanç, farklı toplumsal kesimler var. Bunların kabulü çok çok kıymetli. Demokratik entegrasyon meselesi, sanki devlet mevcudiyetini koruyacak,bu kadar antidemokratik yapının, adaletin ve hukukun çiğnendiği sistem korunacak ve bu haliyle diğer kesimler, başta da Kürtler olmak üzere, bu yapıya entegre olacak gibi anlaşılıyor. Öyle değil. Tam tersine, asimilasyonun ve inkârın karşısında duran herkesin kendi kimliğiyle var olabildiği bir sistemi ifade ediyor. Biz entegrasyon meselesini bir yere entegre olmaktan çok, karşılıklı kabul ve birbirini tamamlayan yeni bir şey oluşturmak olarak tarif ediyoruz. Bu da 100 yıllık devlet aklında demokrasiye ve adalete dönük bir değişimi ve dönüşümü, hem zihni hem pratik açıdan zorunlu kılıyor.
“KÜRT SORUNU RAPORDA KENDİ İSMİYLE BİLE TANIMLANMAMIŞ”
Meclis komisyonunun raporu beklentileri karşılıyor mu? Bundan sonra nasıl bir yol izlenecek?
Çiğdem Kılıçgün Uçar: Şimdi elbette ki Kürt sorununun çözümü başlığında Meclis’te bir komisyonun kurulması çok kıymetli. Komisyonun yapmış olduğu dinlemeler ve almış olduğu sorumluluk önemli ama komisyonun bütün çalışmaları sonucunda açığa çıkan rapora baktığımızda çok ciddi bir yetersizlik olduğunu söylemek lazım.
Şimdi Kürt sorunu raporda kendi ismiyle bile tanımlanmamış. Yine bir güvenlik zemininde ve güvenlikçi politikalar ışığında bir değerlendirme var. Ama her birimiz biliyoruz ki bu ülkede yaşayan herkesin tanıklık ettiği Kürt sorununu çözümsüz bırakan esas şeylerden biri, güvenlik zemini dışında bir tartışmanın olmamasıydı. Dolayısıyla komisyon raporu hem Kürt halkının taleplerini karşılamadı hem de bizim açımızdan devletin bugün ihtiyaç duyduğu demokratik çerçeve anlamında ihtiyacı karşılayan bir yerde değil. Ama bir başlangıç olarak almak durumundayız.
Dem Partiden şerhler var maddeler ile ilgili olarak ama ona rağmen bu sürecin ilerlemesi yönünde daha sorumlu davranmak açısından açığa çıkan böyle demokratikleşme zeminini güçlendiren başlıklara dönük bir itici güç olma ve onun takibini yapmak gibi bir sorumluluğumuz da var. Rapor maddelerinde başlıklar var ama meseleyi sadece PKK’nin silah bırakması üzerinden ve tırnak içinde söylüyorum, “terörün bitmesi” üzerinden tanımlamak, bu ülkenin ya da demokratik kamuoyunun beklemiş olduğu çözümü çözüme açılan bir kapı olarak görünmüyor.
Elbette ki Sayın Öcalan’ın 27 Şubat çağrısında en başta vurgu yaptığı şeylerden biri, demokratik siyasetin hayat bulması ve bundan sonraki mücadele hattının da demokratik siyaset üzerinden yürütülmesi. O zaman silah bırakan PKK’lilerin Türkiye’de yaşama katılım biçimlerinin nasıl olacağı konusunda en büyük sorumluluklardan biri de devlette. Bir müstakil yasa tartışması var. Önemli. Ama bu müstakil yasanın gerçekten kendi cümleleri olan işte onur ve gurur meselesini de kapsayan bir şekilde yapılmasının kıymetli olduğunu düşünüyoruz. Umut hakkı tabiri kullanılmıyor ama umut hakkı önemli aşamalardan biri. Diğer birisi, terörle mücadele kanununda ciddi bir değişikliğe ihtiyaç var. Yine Türk Ceza Kanunu’nda değişikliklere ihtiyaç var bir anlamda. Hasta tutsakların çok hızlı bir şekilde bırakılması gerekiyor.
“SAVAŞIN ORTADAN KALKMIŞ OLMASI AYNI ZAMANDA ŞİDDET POLİTİKALARININ ORTADAN KALKMASI GEREKLİDİR”
Barış ve demokratik entegrasyon söylemi var ancak kadın cinayetleri, yoksulluk ve siyasal dışlanma sürüyor. Bu süreç kadınların hayatında gerçekten neyi değiştirecek?
Çiğdem Kılıçgün Uçar: Şimdi ülkede savaş en önemli başlıklardan birisiydi ve barış gerçekleşirse savaş berhava olmuş olacak. Bu bir anlamda şiddet politikalarının azalması demek. Kürt’ün varlığı savaşa gerekçe yapıldı ve savaşı meşru kıldı. Savaşın varlığı yoksulluğu gerekli kıldı ve bu da yoksulluğu meşrulaştıran bir durum oldu.
Şimdi her ikisinin ortadan kalkmış olması başta kadınlar olmak üzere bütün toplumsal kesimlerde ciddi anlamda hak ettiği yaşamı yaşamasına vesile olacak ama kadınlar açısından şöyle bir başlık var. Biz olası barış ve demokratik çözüm sürecinde kadınları sadece izleyen değil tam tersine aktif rolde olmasını önemsiyoruz. Türkiye’deki kadın hareketi ve Kürt kadın hareketi ile birlikte belli başlı mekanizmalar kuruldu.
Kadın cinayetleri bağlamında şiddet çok meşrulaştırılmış durumda. Hem hukuk sisteminde, hem adalet sisteminde. Özellikle Muğla’da katledilen Pınar Gültekin. Pınar’ı katleden kişi yakalandığında mahkemeye verdiği ifade ibretliktir. Kendisinin Ak Tütün baskınında yer aldığını, o baskından sonra yaşamış olduğu psikolojik sorunlardan kaynaklı olarak bu cinayeti işlediğini söylemişti. Bakın savaş, erkek ve kadın cinayetleri.
Savaşın ortadan kalkmış olması aynı zamanda şiddet politikalarının ortadan kalkmasını gerekli kılar. Bu da kadınların mücadelesinin açmış olduğu özgürlük alanını genişletmiş olur. Savaşın beslediği iki şey daha var. Birisi milliyetçilik, diğeri de onun kardeş ideolojisi olan cinsiyetçilik. Barışın ve demokratik adımların atıldığı her yerde insanlar milliyetçiliğe sarılmaktan da, cinsiyetçiliğe sarılmaktan da vazgeçecekler. Dolayısıyla esas olan şey kadınları barışın kurucu mekanizmasında yerlerini verdirtmek, orada birlikte emek harcamak ve oluşacak olan barışın demokrasinin de kadının eliyle ve emeğiyle gerçekleşmesini sağlamak.
Nuray ATMACA / DERSİM
Yoruma kapalı.