Alevi Haber Ajansi

Cumartesi insanlarından Hanım Tosun: Barış olmadan Galatasaray’dan gitmeyiz!- VİDEO

PİRHA – Hanım Tosun’un hayatı, bir kaybın ardından durmadı; o kaybın peşine düşerek yeniden kuruldu. 19 Ekim 1995’te gözaltında kaybedilen eşi Fehmi Tosun’un akıbetini sormak için çıktığı yolda, 30 yıldır Galatasaray Meydanı’nda adalet arayan Cumartesi Anneleri’nden biri oldu. Tosun, hem gözaltında kaybedilenlerin hesabını soruyor hem de çatışmalı sürecin yükünü taşıyan bir anne olarak barış talebini yineliyor.

Kırk yılı aşkın süredir devam eden çatışmalı süreçte gözaltında kaybedilenlerin yakınları, 1995 yılından bu yana Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelerek kayıplarının akıbetini soruyor ve faillerin yargılanmasını talep ediyor.

19 Ekim 1995’te İstanbul Avcılar’daki evinin önünden kaçırılan Fehmi Tosun da, faili meçhul binlerce dosya gibi hâlâ aydınlatılmayı bekleyen kayıplar arasında yer alıyor.

YAKILAN KÖY, GÖÇ VE GÖZALTINDA KAYBEDİLME

Tosun ailesi, çatışmalı ortam nedeniyle hem yaşam alanlarını hem de yakınlarını kaybetti. 1993 yılında Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Lîcok Köyü’nde yaşayan aile, köylerinin yakılması üzerine İstanbul’a göç etmek zorunda kaldı.

Beş çocuk babası 35 yaşındaki Fehmi Tosun’un, yakın arkadaşı Hüseyin Aydemir ile birlikte kaçırılması, ailenin yaşamında yeni bir kırılma yarattı. Köy yakmalar, göç, tutuklamalar ve ardından gelen gözaltında kaybedilme, Tosun ailesini uzun soluklu bir hak mücadelesinin öznesi haline getirdi.

“GALATASARAY’DAN VAZGEÇMEDİK”

Hanım Tosun, eşinin kaybedilmesinin hemen ardından Cumartesi Anneleri’nin eylemlerine dahil oldu. Tüm baskı ve engellemelere rağmen 30 yıldır Galatasaray Meydanı’ndan vazgeçmediklerini söyleyen Tosun, özellikle son bir yılın ağır hak ihlalleriyle geçtiğini belirtti.

Barış sürecine dair değerlendirmelerde bulunan Hanım Tosun, son bir yılda yaşananların önceki dönemlerden daha ağır olduğunu dile getirdi:

“Barışı kim istemez ki? Eğer bu ülkede savaş ve çatışma olmasaydı, bu kadar insan neden gözaltına alınıp kaybedildi? 1995’te başladık, 1996 çok kötüydü; saldırıya uğradık, gözaltına alındık ama 2025, o yıllardan bile daha kötü geçti. O zamanlar gözaltına alındığımda çocuklarım beni televizyondan izliyordu. Şimdi ise çocuklarımla birlikte gözaltına alındım.”

Tosun, gözaltı sırasında yaşananlara da dikkat çekti:

“Kızımın ‘kollarım kırıldı’ diye bağırdığı o an kulaklarımdan hiç çıkmıyor. Yedi kelepçeyi üst üste takmaya çalıştılar. Kızımın ve oğlumun kemiklerini kırmaya çalıştılar. Buna birebir tanık oldum. Nasıl ‘iyi bir yıl geçirdik’ diyebilirim ki? Benim için en kötü yıldı.”

“ÇOCUKLARIM BABALARINA AİT BİR İZ ARIYOR”

Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair görüşlerini de paylaşan Hanım Tosun, çocuklarının hâlâ babalarına ait bir mezar taşı dahi olmadığını söyledi:

“Çocuklarım hâlâ babalarına ait bir şey arıyor. Bir mezarları bile yok. Yıllarca ben aradım, şimdi onlar arıyor. Ben bir Kürt kadınıyım. 1991’den bu yana bu mücadelenin içindeyim. Eşim, kardeşim ve köylülerimiz gözaltına alındı; 22 gün boyunca nerede olduklarını bilmiyorduk.”

1993 yılında köylerinin yakıldığını hatırlatan Tosun, tüm yaşananlara rağmen barış talebini sürdürdüğünü vurguladı:

“Her şeye rağmen barış diyoruz. Bundan sonra kimse gözaltında kaybedilmesin. Kimsenin çocuğu babasız, hiçbir ana evlatsız kalmasın. Dünyanın en güzel şeyi barıştır.”

“BARIŞ OLURSA GALATASARAY’DAN VAZGEÇERİZ”

Kürt kimliğine yönelik inkâr ve ayrımcı dile de dikkat çeken Tosun, kullanılan dilin terk edilmesi gerektiğini ifade etti:

“Kürtlere ve Kürt liderlerine hâlâ ‘terörist’ deniliyor. Bu kelimelerin artık kaldırılmasını istiyoruz. Kürtler de bu ülkenin sahibidir ama hâlâ ayrımcılığa uğruyoruz.”

Cumartesi Anneleri açısından barışın ne anlama geldiği sorusunu yanıtlayan Hanım Tosun, taleplerinin 30 yıldır değişmediğini söyledi:

“Galatasaray’dan ancak gerçek bir barış olursa vazgeçeriz. Devlet arşivlerini açmalı, kayıpların kimler tarafından ve neden kaybedildiğini açıklamalı. Mezar yerleri gösterilmeli, failler yargılanmalı ve devlet özür dilemeli.”

Tosun, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:

“Biz katilleri affedemeyiz. Beş çocuğum baba sevgisinden mahrum kaldı. Devletin çocuklarıma bir baba borcu var. O eksik yan geri gelmez ama barış olursa belki yaralarımız biraz iyileşir.”

Eren GÜVEN/İSTANBUL

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.