Alevi Haber Ajansi

Bayrak’tan Rojava değerlendirmesi: Tek Tipçi Model Suriye’nin Dokusuna Aykırı(2)-VİDEO

PİRHA- Araştırmacı Yazar Mehmet Bayrak Rojava’daki gelişmelere dikkat çekerek, “ Rojava’da Kürtler ilk defa doğrudan kendileri için savaştılar Orada insanların kendi kimlikleriyle yaşayabilecekleri yeni bir model oluşturuluyordu. Bu özerklik olabilir, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi olabilir, federatif yapı olabilir. Bir yönetim tarzının cumhuriyet ya da krallık olması o kadar önemli değil. O kovanın içi balla dolmuyorsa anlamı yoktur. Esas demokrasi o petek içindeki baldır” dedi.

Suriye’de siyasi dengeleri etkileyebilecek iki kritik gelişme peş peşe yaşandı. 30 Ocak 2026’da Şam yönetimi ile Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi arasında varılan entegrasyon anlaşması, uzun süredir devam eden belirsizlikler ve gerilimler açısından önemli bir eşik olarak değerlendiriliyor.

Bu gelişmenin hemen ardından Rojava yönetimi, Münih Güvenlik Konferansı’na resmi bir heyetle katılarak uluslararası diplomasi sahnesinde dikkat çekti. Heyette, Suriye Demokratik Güçleri Genel Komutanı Mazlum Abdi ile Özerk Yönetim Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed yer aldı.

Şam ile Rojava arasındaki entegrasyon arayışı ve Rojava’nın küresel platformlardaki artan görünürlüğü, Suriye’de çatışma sonrası siyasal çözüm ve istikrar tartışmalarını doğrudan etkileyebilecek nitelikte.

Araştırmacı yazar Mehmet Bayrak, Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik son dönemdeki saldırıları değerlendirerek bölgenin çok kültürlü yapısına dikkat çekti.

Son dönemdeki çatışmalara değinen Bayrak, “Bu son süreç aslında son derece talihsiz bir süreç. Sonuçları önceden belli olan talihsiz bir süreç. Çünkü Amerika’nın daha onlarca yıl önce Afganistan’da gerçekleştirdiği Talibanlar öncülüğündeki bir yönetimi çağrıştırıyor bu süreç”dedi.

Bayrak, Afganistan örneği üzerinden Soğuk Savaş dönemine atıfta bulunarak şunları söyledi:

“Orada sözde Sovyet eğilimli güçlere karşı dindar unsurları, Taliban öncülüğündeki unsurları destekleyerek iktidar yaptılar. Afganistan’da nelerin yaşandığını gördük. Bunun devamı olarak Pakistan’da da çeşitli girişimler oldu. Bunlar Yeşil Kuşak dediğimiz operasyonun parçalarıydı.”

“BENZERİ TABLOLAR GÖRÜLMÜŞKEN SURİYE’DE YAŞANANLAR BÜYÜK TALİHSİZLİK”

Bayrak, Afganistan ve İran örneklerinin ardından Suriye’deki gelişmelere değindi:

“Bunlar fiyaskoyla sonuçlanmışken ve İran’da da benzeri gelişmeler yaşanmışken, bu sefer de Suriye’de IŞİD kökenli bir hareketin getirilip yönetime oturtulması gerçekten büyük bir talihsizliktir.”

Suriye’nin çok kimlikli yapısına dikkat çeken Bayrak, bu tabloyu şu sözlerle değerlendirdi:

“Suriye gibi çok halklı, çok etnisiteli, çok kültürlü bir yapının despotik hatta faşizan, İslamcı bir güce teslim edilmesi doğrudan doğruya diğer halklara ihanettir, diğer kültürlere ihanettir.”

Bayrak, yönetim değişikliği sonrasında yaşananlara da işaret ederek, „Nitekim iş başına geldikten hemen sonra nelerin yaşandığını gördük” dedi.

“HASAN REŞİT TANKUT BÖLGEYİ BİLEN BİR AKIL OLARAK GÖREVLENDİRİLDİ”

Bayrak, konuşmasının devamında Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte önemli bir isim olarak Hasan Reşit Tankut’un biyografisine değindi. Tankut’un ailesinin Abdülhamit döneminde Yemen’e sürgün edildiğini belirten Bayrak, şu bilgileri paylaştı:

“Babası Hassa Subayı iken Abdülhamit döneminde Yemen’e sürülüyor. Orada hayatını kaybediyor. Eşi dul kalıyor. Oğulları Hasan Reşit genç bir insan. Dürziler içerisinde yaşıyor. Dürzilerle ilgili ilk bilgileri raporlarında verenlerden biridir. Elbistanlı Sünni Türk bir aileden Hasan Reşit. Seydo ağa adında Alevi Kürt bir köy önderi  tanıdıklarının çocuğunun ortada kaldığını, öksüz kaldığını haber alınca alıp götürüyor ve 4 yıl himayesine alıyor. Böylece Alevi Kürtleri de içeriden tanıma imkanı bulan bir şahsiyet.“

Bayrak, Tankut’un eğitim sürecini ve kariyerini ise şöyle aktardı:

“Şam İdadisi’ni bitiriyor. Arapçayı, Farsçayı, Türkçeyi, Osmanlıcayı biliyor. İstanbul’da Mekteb-i Mülkiye’de Hukuk’ta okutuluyor, ardından Avrupa’ya gönderiliyor. Döndükten sonra Hafik’te maliye memurluğu, İstanbul’da Emniyet Müdür Yardımcılığı yapıyor.”

Cumhuriyet’in ilanı sonrasında Tankut’un kritik görevler üstlendiğini belirten Bayrak,“Mustafa Kemal, 1925’te Şark Islahat Planı’nın hazırlandığı dönemde Hasan Reşit Tankut’u tam yetkiyle ‘Şark İlleri Asayiş Müşaviri’, ‘etnopolitika uzmanı’ ve ‘Türk Ocakları Genel Enspektörü’ olarak görevlendiriyor” ifadelerini kullandı.

Bayrak, Hasan Reşit Tankut’un hazırladığı gizli raporlara ulaştığını ve bunları yayımladığını belirterek, “Benim ulaşabildiğim 1929’dan itibaren Diyarbakır Ahmet Türk Ocakları’ndaki konferansından başlayarak 1960 darbesi sonrası hazırlatılan Kürt raporuna kadar on dolayında gizli raporunu ilk kez ben yayımladım.Vefatından sonra kitaplarının bir bölümü ailesi tarafından alındı. Diğer bölümü bir arkadaş tarafından satın alındı. Kitaplığı taradım. İlk etapta aradığım belgeler yoktu. Uyarım üzerine konağın çatı arasında yapılan araştırmada şeker torbaları içinde gizli dokümanlara ulaşıldı“ diye kaydetti.

DÜRZİLERE YÖNELİK RAPOR

Bayrak, söz konusu raporların içeriğine dair dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu:

“Bu gizli raporlarda Dürzilerle ilgili ilk analizler var. Fransa’nın bölgeden çekilmesi sonrası Suriye için raporlar hazırlanıyor. Alevi Arapların Sünnilere karşı kışkırtılması öngörülüyor.Orayı da Türk resmi ideolojisine uyarlamaya çalışmışlar. Raporun birinde Nusayrilerin Horasan’dan geldikleri, aslen Türk oldukları iddia edilebilecek kadar.”

” TEK TİPÇİ MODEL SURİYE’NİN DOKUSUNA AYKIRI”

Bayrak, Suriye ve Rojava’nın çok kimlikli yapısına vurgu yaparak “Tek tip bir devlet kurma çabası gerek Suriye’nin gerek Rojava’nın dokusuna aykırıdır. Çok halklı, çok kültürlü bir coğrafyada tek din, tek millet esasına dayalı model yaşayamaz” ifadelerini kullandı.

“ÖNCE DÜRZİLER, SONRA ALEVİLER, ARDINDAN KÜRTLER ” 

Bayrak, Dürzilerin hedef alınmasına ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:

“Tek taraflı olarak getirilip yönetime oturtulan bu HTŞ yönetimi Dürzilerle işe başladı. Saldırılar ve katliamlar yaşandı. İsrail’e komşu Dürzilerin başvurusu ve İsrail’in himayesiyle büyük bir katliamdan kurtuldular.”

DÜRZİLİĞİN ALEVİLİK İLE BENZERLİKLERİ VAR

Dürziliğin inançsal özelliklerine de değinen Bayrak,“Dürzilik insan tanrıcı bir dindir. Alevilik ile büyük benzerlikleri vardır. Dürziler köken olarak eskiden Antep’e bağlı Kilis’ten geliyor. Çok sayıda bu türden aile var. Canpolatoğulları olarak nitelendirilen aile, Kilis’ten giderek güneye yerleşiyorlar. Suriye’nin güneyine ve orada Canpolatoğulları olarak tanınıyorlar.  Yani bu da iki yönüyle, gerek Kürt kimliği dolayısıyla, gerek inanç sistemi, Dürzilik dolayısıyla resmi görüşe, resmi ideolojiye, HTŞ’ye külliyen aykırı, tamamen ters bir topluluktur. Bunun böylece bilinmesi lazım.

Batı’da muhtelif çalışmalar yapılmışken biz maalesef yakın tarihe kadar Dürziler hakkında yeterince bilgi sahibi değildik.

Dürziler aynı zamanda  Alevilerin ana merkezi olan yine Akdeniz, Doğu Akdeniz sınırında Arap Alevilerinin merkezi konumunda olan Lazkiye’ye komşular. Onun devamı olan güney tarafında da Dürziler yaşıyor. Bu bakımdan bunların ikisi de bugünkü ideolojiye, resmi ideolojiye, HTŞ ideolojisine külliyen aykırıdır, terstir. Onun için öncelikle bunların üzerine gidildi . Sonradan Kürtlere yönelince kayaya çarptılar tabiri caizse.

“KÜRTLER ROJAVA EKSENİNDE İLK KEZ BU ÖLÇEKTE BİRLEŞTİ”

Bayrak, Kürtlerin birlikteliğine dikkat çekerek, “Kürtler belki tarihlerinde ilk defa Rojava ekseninde bu boyutta bir araya geldiler, bütünleştiler. Bu direnişi son derece önemsiyorum.” dedi.

 

“SÜNNİ ARAP KEMERİ POLİTİKASI”

Bayrak, geçmiş röportajlarına atıf yaparak demografik müdahale iddialarını gündeme getirdi:

“Rojava’nın kuzey hattına mayınlı sınıra paralel biçimde bir Sünni Arap kemeri oluşturulmaya çalışıldı. Kürtler ve diğer azınlık unsurlar güneye kaydırıldı.”

Bu yaklaşımın Türkiye’de de benzer biçimde görüldüğünü kaydeden Bayrak şunları söyledi:

“Bir dönem Beşar Esad’la gidip Emevi Camii’nde namaz kılmayı hedefleyen ilişkilerinin iyi olduğu dönemde şimdiki yönetimin başındaki kişinin öncülük ettiği,  Ne yazık ki bu sefer de iç hatta yani Maraş’tan başlayarak Antep, Urfa, Hatay istikametinde ikinci bir Sünni Arap kemeri oluşturulmaya çalışıldı.İç Toroslardan. İkinci bir Sünni Arap kemeri. Yani daha önce oraya yerleşmiş olan dediğim gibi Kürtleri güneye sürerek oraya bir Sünni Arap kemeri yerleştirilmeye çalışıldı.“

LAZKİYE VURGUSU: ALEVİLİĞİN BÖLGEDEKİ BAŞKENTİ

Bayrak, Lazkiye’nin Alevi kimliğine de dikkat çekerek, “Lazkiye, Alevilerin adeta başkentidir. Nasıl Dersim bölgesi  İç Toroslar hattından Dersim’e kadar olan kesimde önemli Alevi Kızılbaş Yaresan ocakları dergahları var  ise , ki bunların hepsi Hasan Reşit Tankut’un hazırladığı gizli belgelerde var,  Bunların bir uzantısının da Lazkiye’de olduğu, yani Aleviliğin temel merkezlerinden birinin de Lazkiye‘de olduğunu gizli belgelerde söylüyor” dedi.

Bayrak, bölgedeki siyasal arayışlara dair   ise şu değerlendirmede bulundu:

“ Rojava’da Kürtler ilk defa doğrudan kendileri için savaştılar Orada insanların kendi kimlikleriyle yaşayabilecekleri yeni bir model oluşturuluyordu. Bu özerklik olabilir, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi olabilir, federatif yapı olabilir.Bir yönetim tarzının cumhuriyet ya da krallık olması o kadar önemli değil. O kovanın içi balla dolmuyorsa anlamı yoktur. Esas demokrasi o petek içindeki baldır.”

Bayrak, son olarak imzalanan protokollere rağmen sahadaki kırılganlığa dikkat çekti:

“Tepki büyük olunca anlaşma yönüne gidildi. Protokoller imzalandı. Ancak çok bileşenli despotik yapı nedeniyle bazı unsurlar depreşiyor, yağmalar, saldırılar yaşanıyor. Bu sürecin bundan sonra barış içinde, karşılıklı görüşmelerle, kansız yürütülmesi gerekir. Kürt halkının artık geri adım atması söz konusu değil.”

Elif SONZAMANCI PİRHA-BONN

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.