Alevi Haber Ajansi

“Barışı arayan ülke” konferansının ikinci bölümünde eşitlik, Aleviler ve Ortadoğu tartışıldı!-VİDEO

PİRHA-Avrupa Özgürlük ve Barış Forumu’nun Almanya’nın Köln kentinde gerçekleştirdiği “Barışı arayan ülke: Engeller ve imkanlar” konferansının ikinci bölümünde barış süreçleri, kadınların özneliği, Alevilerin eşit yurttaşlık talepleri ve Ortadoğu’daki bölgesel güç dengeleri ele alındı. 

Konferansın öğleden sonraki oturumunda “Sürece Yaklaşımlar- Zeminler, Adımlar, Bariyerler” başlığıyla panel düzenlendi. Moderatörlüğünü Gazeteci Can Dündar’ın yaptığı oturumda, Türkiye’de ve bölgede barışa dair farklı perspektifler masaya yatırıldı.

SELİN TOP: KADINLAR BARIŞ SÜRECİNDE ÖZNE OLMALI

“Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi” adına konuşan Selin Top, barış talebinin kadınlar açısından bir temsil meselesi değil, doğrudan özne olma mücadelesi olduğunu vurguladı. Top, kadınların sadece “renkli figürler” veya “kadın komisyonları” üzerinden sürece dahil edilmesine itiraz ederek, kadınların masada, ittifaklarda ve anlaşmalarda aktif olarak bulunmasının önemine dikkat çekti.

Top, kadınların savaş süreçlerinde yalnızca annelik üzerinden değil, aynı zamanda savaşçı ve hedef alınan bireyler olarak şiddeti deneyimlediğini belirtti. Halep’te yaşanan örnekleri hatırlatan Top, kadınlara yönelik özel şiddetin patriyarkal öfke ve korkudan beslendiğini ifade etti.

Ayrıca kadınların savaş ve çatışma ortamını günlük yaşamın zorluklarıyla bir arada yaşadığını aktaran Top, ev içi emek, göç, yoksulluk, dil engeli ve geçimlik ekonominin yok edilmesi gibi faktörlerin kadınların gündelik hayatını şekillendirdiğini söyledi. Top, barışın görünürlüğünün yalnızca “sıcak savaş yok” gerekçesiyle sağlanamayacağını, Suriye ve Rojava örnekleri üzerinden barışın tüm boyutlarıyla ele alınması gerektiğini vurguladı.

DR. ESMA ÇAKIR CEYLAN: BARIŞ EŞİT YURTTAŞLIK VE ALEVİLER

Ceza Hukuku Uzmanı Dr. Esma Çakır Ceylan, “Barış, Eşit Yurttaşlık ve Aleviler” başlıklı konuşmasında, Türkiye’de barış tartışmalarının yalnızca siyasal bir süreç olarak ele alınamayacağını vurguladı. Çakır Ceylan, kendisini bir kurum temsilcisi olarak değil, bir insan hakları savunucusu ve araştırmacı olarak konumlandırdığını belirterek sözlerine başladı.
Türkiye’de Kürt meselesi bağlamında atılan barış adımlarının, devletin farklılıklarla birlikte yaşama iradesini gösterip gösteremeyeceğinin tekrar eden bir sınavı olduğunu ifade eden Çakır Ceylan, barışın yalnızca bir kesimin sorununun çözülmesiyle sınırlı kalması halinde toplumsal barışa dönüşemeyeceğini söyledi. Barışın Türkiye’nin bütün halklarını ve inançlarını kapsaması gerektiğini vurguladı.
Eşit yurttaşlık kavramının sıklıkla yanlış anlaşıldığını belirten Çakır Ceylan, eşit yurttaşlığın herkesi aynı kalıba sokmak olmadığını, tam tersine farklılıkların tanınması ve korunması anlamına geldiğini ifade etti. Kürtler açısından eşit yurttaşlığın kimlik ve ana dil hakkının tanınması anlamına geldiğini belirten Çakır Ceylan, Aleviler açısından ise bunun inanç temelinde hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması olduğunu söyledi.
Bu çerçevede Aleviler açısından kritik bir başlığa değinen Çakır Ceylan, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı olarak kurulmasını değerlendirdi. Bu yapının kamuoyuna Alevilere yönelik bir açılım olarak sunulduğunu hatırlatan Çakır Ceylan, Alevilerin bu kuruma haklı nedenlerle temkinli yaklaştığını ve güven duymadığını ifade etti.
Çakır Ceylan, bunun temel nedeninin Aleviliğin bir inanç olarak değil, kültür başlığı altında ele alınması olduğunu söyledi. Aleviliğin yaşayan bir inanç olduğunu vurgulayan Çakır Ceylan, inancın folklorik ya da kültürel miras kategorisine indirgenemeyeceğini belirtti. İnancı kültür alanına sıkıştırarak eşit yurttaşlık sağlanamayacağını, aksine bu yaklaşımın inancın kamusal görünürlüğünü daralttığını ifade etti.
Bu düzenlemeyle devletin Aleviliği tanımlayan bir konuma yerleştiğini belirten Çakır Ceylan, cem evlerinin statüsü, dedelik kurumu ve inanç çerçevesinin dolaylı biçimde devletin müdahale alanına girdiğini söyledi. Oysa Alevilikte merkezi bir otorite ve tek tip bir inanç anlayışı olmadığını vurguladı. Devletin inancı tanımladığı bir yerde eşitlikten değil, vesayetten söz edilebileceğini dile getirdi.
Bir diğer önemli meselenin Alevi örgütlerinin bu sürece gerçek anlamda dahil edilmemesi olduğunu belirten Çakır Ceylan, yıllardır eşit yurttaşlık mücadelesi yürüten Alevi federasyonları ve derneklerinin karar verici özne haline getirilmediğini ifade etti. Görüşmelerin eşit müzakere ve ortak irade temelinde gerçekleşmemesinin güvensizliği derinleştirdiğini söyledi.
Çakır Ceylan, Alevilerin temel eşit yurttaşlık taleplerinin hâlâ karşılanmadığını vurguladı. Cem evlerinin ibadethane olarak tanınmadığını, zorunlu din derslerinin sürdüğünü, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tek inanç merkezi yapısıyla varlığını koruduğunu hatırlattı. Bu talepler yerinde dururken yeni bir bürokratik yapı kurulmasının, Alevi kamuoyunda “sorun çözülmüyor, sadece yönetiliyor” algısını güçlendirdiğini söyledi. Çakır Ceylan, konuşmasının sonunda toplumun tarihsel deneyimlerinin barış ve eşit yurttaşlık tartışmalarının dışında bırakılıyormuş gibi ele alındığını, özellikle kurumlar düzeyinde bunun böyle hissedildiğini ifade etti. Türkiye açısından bakıldığında Alevilerin mevcut iktidarın siyasal çizgisini desteklemediğini ve bu siyasal hattın altında yer almadığını düşündüğünü belirten Çakır Ceylan, bu tutumun barış ve demokrasi mücadelesinden geri durmak anlamına gelmediğinin altını çizdi.
Aksine Alevilerin, barışı, demokrasiyi ve eşit yurttaşlığı sağlamak için toplumsal düzeyde atılan her adımın içinde yer aldığını vurgulayan Çakır Ceylan, bu mücadelenin siyasal iktidarlardan bağımsız, tarihsel hafızaya ve eşitlik talebine dayalı bir mücadele olduğunu ifade etti.

Eşit yurttaşlığın ayrı bir alan açmak değil, kamusal alanı herkes için tarafsız, eşit ve erişilebilir hale getirmek olduğunu belirten Çakır Ceylan, Alevilerin bu kuruma yönelik itirazının bir reddiye değil, eşitlik temelinde bir uyarı olduğunu ifade etti. Alevilerin tarihsel hafızasının devlete karşı temkinli olmayı öğrettiğini vurgulayan Çakır Ceylan, taleplerinin net olduğunu söyledi: Devlet Aleviler adına konuşmamalı, Alevileri muhatap almalı, Aleviler için değil, onlarla birlikte eşitliği tesis etmelidir.
Konuşmasında Almanya’daki Alevilerin durumuna da değinen Çakır Ceylan, burada Türkiye’den farklı bir tablo olduğunu ifade etti. Almanya’da Alevilerin hukuki ve kurumsal açıdan önemli kazanımlar elde ettiğini, devlet tarafından resmi muhatap olarak kabul edildiklerini söyledi.
Çakır Ceylan, Almanya örneğinin, devletin inancı tanımlamak yerine inancın kendini ifade etmesine alan açmasının ve güçlü sivil örgütlenmenin eşit yurttaşlık mücadelesinde ne kadar belirleyici olduğunu gösterdiğini söyledi.

SEZGİN TANRIKULU: KÜRT SORUNU DEVAM EDİYOR

CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, “Muhalefetin Sınavı” başlıklı sunumunda, Türkiye’de Kürt meselesinin hâlâ çözülmediğini vurguladı. Tanrıkulu, AKP ve MHP’nin yaklaşımının sorunu yalnızca “terör” çerçevesinde ele aldığını, CHP ve diğer partilerin ise Kürt meselesinin varlığını savunduğunu belirtti.

Tanrıkulu, iktidarın süreci gönülsüz ve siyasal geleceğini önceleyen bir yaklaşımla yürüttüğünü ifade ederek, bu durumun Rojava’daki gelişmelerle de bağlantılı olduğunu kaydetti.

FAİK ÖZGÜR EROL: ORTADOĞU’DA 150 YILLIK TUZAK YENİLENİYOR

İmralı Heyeti üyesi Faik Özgür Erol, Rojava süreci ve Ortadoğu’daki bölgesel gelişmeleri değerlendirdi. Erol, krizli dönemlerde duygusal tepkiler yerine rasyonel ve stratejik düşünmenin önemine dikkat çekti.

Öcalan’ın güvenlik ve siyaset anlayışına değinen Erol, Ortadoğu’daki sistemin Kürtleri “öldürmez ama yaşatmaz” yaklaşımıyla hedeflediğini söyledi. 150 yıllık tuzağın bugün yeniden üretildiğini belirten Erol, sorunun yalnızca ulusal sınırlar içinde ele alınamayacağını vurguladı ve Şii-Sünni dengelerinin dahi bu tuzak siyaseti üzerinden şekillendiğini aktardı.

Konferans, kadınların barış süreçlerindeki özneliği, Alevi topluluklarının eşit yurttaşlık taleplerini ve Ortadoğu’daki bölgesel güç mücadelelerini bir araya getirerek, kapsamlı bir tartışma zemini oluşturdu. Katılımcılar, barışın yalnızca çatışmanın sona ermesiyle değil, toplumsal eşitlik, hakların güvence altına alınması ve tarihsel hafızaya saygı gösterilmesiyle mümkün olabileceğini vurguladı.

Elif SONZAMANCI/ALMANYA

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.