Alevi Haber Ajansi

‘Aleviler bugün kendilerini yok etmek isteyenlere değişmediğini göstermesi gerekiyor’-VİDEO

PİRHA – Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Derneği’nde düzenlenen “Devletin Asimilasyon çalışmaları ve Alevilik” panelinde, Alevilerin tarih boyunca kıyıma uğradığı vurgulanarak, “Aleviler bugün kendilerini yok etmek isteyenlere değişmediğini göstermesi gerekiyor” denildi.

 

Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Derneği tarafından, “Devletin Asimilasyon çalışmaları ve Alevilik” başlıklı panel gerçekleştirildi.

Panel öncesinde Araştırmacı Yazar Haydar Selçuk ve Zafer Yurseven nefes ve deyişler seslendirdi.

Moderatörlüğünü Eğitimci Zeki Akpınar’ın yaptığı panelde konuşmacı olarak, Araştırmacı Yazar Haydar Selçuk, Dr. Yüksel Özdemir, Yazar Metin Mat, Sosyal Antropolog Hasan Harmancı yer aldı.

Zeki Akpınar, asimilasyonun tanımını paylaşarak, şunları ifade etti:

“Bizim karşı karşıya olduğumuz en tehlikeli asimilasyondur. Burada devlet ve birey karşı karşıyadır. Devletin örgütlü, sistemli, güçlü yapısı karşısında bir topluluğun ya da vatandaşın devletin o baskıcı ağır yükü karşısında kendi varlığını koruması mümkün değildir. Dolayısıyla bizim asimilasyonumuz yüzyıllar Süren, yavuzdan bu yana süregelen çeşitli dönemlerde çeşitli olaylarla kırılmaların meydana geldiği, baskılar arttığı, zulümler arttığı, ölümlerle katliamlarla geçen dönemleridir.”

“EN BÜYÜK SORUNUMUZ ASİMİLASYON”

Alevilerin gelinen süreçte geçmişten bugüne katliamların tarihsel boyutunun bıraktığı izlerini yaşadıklarını belirten Araştırmacı Yazar Haydar Selçuk, asimilasyonun bir günlük, bir yıllık, 5 yıllık, 10 yıllık bir olay olmadığını ifade etti.

Cumhuriyetin Osmanlının devamı olduğunu vurgulayan Selçuk, “Sadece isim değişti fakat kurumlar anlayış değişmedi” diye belirtti.

Haydar Selçuk, Alevilerin geçmişten günümüze katliamlara maruz kaldığını hatırlatarak, şunları dile getirdi:

“Devlet politikası ilk başta kendisi gibi düşünmeyen, kendisi gibi inanmayan toplulukları katlederek, yok ederek, onları yok sayarak bir şey inşa etmeye çalışıyor. Devlet bu işi böyle çözemeyeceğinin farkına varınca kendi içlerinden devşirmelerle bu işi çözmenin yollarına giriyor. Ondan sonra başarılı oluyor. Sonra da geri çekiliyor. Bizi birbirimize vurdurarak aslında kendi kendimize kırdırarak bu işte başarılı oluyor.”

Alevilerin ilk kırılma noktasının Yavuz ve Şah İsmail dönemi sürecinde yaşandığını belirten Selçuk, “Aleviler Osmanlı’nın zulmünden, katliamından kurtulmak için, üç kıtaya hükmeden bir devlet geleneği olan bir Osmanlı devletine karşı çaresiz olarak yanı başında Osmanlı’ya başkaldıran Şah İsmail’e umut bağlıyor. Nasıl Cumhuriyet döneminde Atatürk’e umut bağladıysa o dönemde de Şah İsmail’e umut bağlanıyor. Belki kurtulurum umuduyla. İlk olarak orada Şiilikle tanışıyorlar. Şah İsmail sonrasında birçok uygulamalar pratiklerde görünebiliyor ki Şii motiflerinin 12 İmam’la Ehli Beyt’in giriş süreci Şah İsmail süreciyle başlıyor” dedi.

Şah İsmail’den sonra ikinci kırılmanın II. Mahmut döneminde yaşandığına dikkat çeken Selçuk, “O devlet Alevileri katlediyor, yok ediyor. Devlet Alevileri tekrar kendilerine çekmek umuduyla Alevi dergahlarına kapatarak veyahut birçoğuna Nakşibendi şerhlerini atayarak Alevileri Müslümanlaştırmaya başlıyorlar. Bu tabii ters tepkilere neden oluyor. Üçüncü kırılma noktasının Abdülhamit döneminde yaşandı. Sistematik olarak en büyük tahribat o zaman başlıyor. 1800’ün sonlarında Abdülhamit iktidardayken Dersim coğrafyasında yaşanıyor ondan dolayı Aleviler olarak en büyük sorunumuz asimilasyon.”

“HAKK ANLAYIŞI EVRENİN BİZZAT KENDİSİDİR”

Dr. Yüksel Özdemir, Hakk’a Uğurlama Erkanına dikkat çekerek, “Toprağa sırlamadan sonra toprakta biyolojik çürme safalarından sonra bedenimizdeki bütün atomlar tek tek ayrışarak toprağa, suya, yeraltına, böceklere, havaya dönüşüyor. Yani geldiğimiz kaynağa. O yüzden dediler Hakk ile Hakk oldu. Hakk ile birleşmek Hakk ile cisimleştik derler. Dolayısıyla Hakk anlayışı evrenin gizli zatının kendisidir” dedi.

“OKUNACAK EN BÜYÜK KİTAP İNSANDIR”

Hakk’ın bir parçasının da tabiat olduğu bilgisini aktaran Özdemir, “Dolayısıyla da onun bir parçası olan insandır. Bu sebeple de doğa inancı olan Aleviliği bu şekilde görmek gerekiyor. Alevilikte bir tür kitabı vardır. Sevgili Pir’imiz, Pir Mükerrer Bektaş-ı Veli’miz  “Okunacak en büyük kitap insandır” diyor. Neden? Evrenin bütünü sonsuz ve kusursuz olan ezel olan evrenin bütünü tek tek parçalardan oluşuyor. Bu parçalardan biri de benim, sizsiniz. Dolayısıyla parça bütüne aittir. Ama bütünün bütün sırı aynı zamanda bendedir. O yüzden okuyacaklar bu kitabı insanlar” şeklinde ifade etti.

İnsanlar olarak kesinlikle bilimin eksen alınması gerektiğini vurgulayan Özdemir, “Alfabeyi ilerletebildiğimiz ölçüde Hakk ve hakikat dediğimiz tabiat ve kâinat yani Hakk dediğimiz varlığın sırlarına ulaşabiliriz. Ki biz bunlara sırrı hakikatler dedik. Hakikate ulaştıkçaHakk’a ulaşabiliriz ve belki de kendimizi yorumlamayı ve anlamaya çalışabiliriz” dedi.

“BİRİLERİNE BENZEMEYE ÇALIŞMAK DOĞRU DEĞİL!”

Yazar Metin Mat, Aleviler, şifrelerle konuşarak kendilerini saklayarak, birilerine benzemeye çalışmasın doğru olmadığını belirterek, “Bizi dışımızdakilerine bakıp o benzediklerimizin içerisinde kendimize yer açacağımızı düşünerek hareket etmekten vazgeçmek zorundayız. Amerika Vietnam’ı bombalarken bir Amerikan vatandaşı her gün Beyaz Saray’a gider bir mum yakar. Ve bir gün muhabir ‘bir şeyin değişeceğine inanıyor musunuz?’ diye sorar. Hayır der. Ben onlara kendimin değişmediğimi göstermek istiyorum. Alevilerin bugün kendilerini yok edenlere değişmediğini göstermeleri gerekiyor” ifadelerine yer verdi.

“SAVAŞI ÖLDÜĞÜNÜZDE DEĞİL BAŞKASINA BENZEDİĞİNİZDE KAYBEDERSİNİZ

Ali İzzettin Begoviç’in çok önemli bir sözünü hatırlatan Mat, “Begoviç der ki siz savaşı öldüğünüzde kaybetmezsiniz. Onlara benzediğiniz zaman kaybedersiniz. Aleviler onlara benzediği an kaybederler. Dolayısıyla bizim farklılıklarımız var. Bu sadece bize ait değil” şeklinde ifade etti.

“ALEVİ BEKTAŞİ KÜLTÜR VE CEMEVİ BAŞKANLIĞI ALEVİLERİ BÖLMEK VE PARÇALAMAK İÇİN UĞRAŞIYOR

Endüstriyel gelişimin, iletişimin insan üzerinde yarattığı değişimler düşünüldüğünde Alevilerin değişmemesinin mümkün olmadığını ifade eden Mat, şunları belirtti:

“Bunu normal görüp birbirimizi ötekileştirme yerine bizim eğer gerçekten Aleviliğe bağlılığımız varsa bu inancı, bu kültürü, bu felsefeyi seviyor ve bunun yaşamasını istiyorsak, bizim Alevilik konusunda hakikat arayışında samimi ve dürüst olmamız lazım. Ama aynı zamanda da cesur olmamız lazım. Oturup konuşacağız, tartışacağız. Biz düşman değiliz, düşman olmamalıyız. Bu anlamda meseleye öncelikle yaklaşmamız gerekiyor”.

Aleviliğin içinin boşaltıldığını savunan Mat, “Alevilik çok karanlık bir noktaya doğru götürülmeye çalışılıyor. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığının kurulması boşuna değil. Öyle bir ucübe Alevilik yaratıldı ki, devletin bu planına uyan bu tarzda girişim faaliyetinde bulunan insanlar eliyle maalesef gittikçe ayrışan, gittikçe birbirini anlamayan bir toplum haline dönüştük bunu kırmamız gerekiyor” diye belirtti.

“ALEVİLERİN HORASANDAN GELDİĞİ İLE İLGİLİ  HİÇ BİR BİLİMSEL VERİ MEVCUT DEĞİL”

Alevilerin ya da Türklerin Horasan’dan gelmediğini belirten, Sosyal Antropolog Hasan Harmancı, “Bununla ilgili bu konuyu kapsamlı araştırıyorum. Türkler yani tarihe baktıklarında gerçekte öyle bir tarih yok. Türkler Orta Asya’dan dediği yerden Moğolistan’ın iç bölgelerine bir kıtlık olmuş gelmişler. Döneme bakıyorsunuz bir kıtlık yok” diye belirtti.

Kürt Alevilerine sorduğunda da aynı cevapları aldığını ifade eden Harmancı, “7 bin yıldan fazladır nerede yaşıyorsun? Burada Aleviler bilmeyebilir ama buradan gelmedi. Arap kaynaklarını baktım. Onlar da diyor biz oradan geldik. Ya siz Arap değil misiniz? Siz de 6-7 bin yıldır buradasınız. O taraftan gelmemiş. Tahtacılar oradan geldik diyorlar. Tahtacılar son dönemde çıktılar göçler var ama Tahtacılar oradan var mı? Hiç de yok. Horasan neresi?  Horasanın Türkiye’nin üç katı büyüklükte bir bölge” dedi.

Gençlerin ve birçok topluluğun yapay zekâ ile ilgilendiğini belirten Harmancı, “Dedelerin marifetlerle toplumsal düşünme biçimini yönetemez. Sizin hiçbir söylediğinize zaten inanmıyorlar. Kendimiz zaten Aleviyiz. Neden Aleviyiz? Çünkü Alevi olanın ölçüsü zorunlu şartı bir Alevi’nin bir anne babadan Alevice yetişip ikrarını verip sonra müsahip olmak var. Delil olabilmek için önce ikrarımızı almamız lazım. Önce cem ritüellerimizi değiştirmemiz lazım” ifadelerini kullandı.

Cebrail ARSLAN/ANTALYA

 

 

 

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.