Alevi Haber Ajansi

Adıyaman’da yaşamını yitirenler anıldı: Unutmadık, unutturmayacağız!-VİDEO

PİRHA- 6 Şubat Maraş ve Hatay depremlerinin yıldönümünde Adıyaman’da anma yapıldı. Anmada konuşan DEM Parti Eş Genel BaşkanıTülay Hatimoğulları, “Kayıplarımızı unutmadık, unutturmayacağız. Unutturmayacağız ki İstabul’daki muhtemel depremin önüne geçelim” derken, DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar da “Bir arada oldukça acılarımızın hafiflediğine tanıklık ettik. Birliğimizi güçlendirelim” dedi.

Adıyaman Emek ve Demokrasi Platformu öncülüğünde, 6 Şubat depreminin yıl dönümü dolayısıyla halk buluşması düzenleniyor. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Semsûr Şubesinde düzenlenen halk buluşmasına Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar katıldı.

“BİZ BİRBİRİMİZE SAHİP ÇIKTIK”

Anmada DEM Parti Eş Genel BaşkanıTülay Hatimoğulları konuştu. Depremin üzerinden 3 yıl geçmesine karşın kentlerde sorunların sürdüğünü belirterek, şunları dile getirdi:

“Biz sıradan bir doğal afet yaşamadık. 6 Şubat tamamen bir sorumsuzluğun ve ihmalkârlığın sonucudur. Yüreğimizi yakan en önemli şey budur. Deprem öldürmez bina öldürür. Bunların önlemi alınmadı. Bizler, o yıkıntıların altında ‘sesimi duyan var mı?’ diyerek can çekişenlere şunu diyebildik; ‘evet sesinizi duyuyoruz ama elimizden gelen budur.’ Ben depremin yaşandığı ilk günden itibaren Hatay’daydım. Ben de Hatay Samandağlıyım. Sizler gibi akrabalarımı, komşularımı kaybettim. Bir Cenaze torbası bulamadık. Evimizin karşısındaki komşularımızı evimizden çıkardığımız çarşaflarla kurtarabildiğimiz battaniyelere sarıp defnetmek zorunda kaldık. Kepçe bulamadık mezar kazmak için. Dışarıdan gelen gençlerin elleri yaralandı. Mezar kazarken kepçe bulamadık.

Ama birkaç hafta sonra o beşli çetenin şirketlerine ihale verilince yıkıntıları ortadan kaldırıp yerine yeni imarlar açılacağı zaman gözünüzün alamayacağı kadar kepçe gördük. Neden o kepçeler ilk gün yoktu? Neden o beşli çetenin kepçeleri seferber edilmedi? Neden askerler seferber edilmediği ilk saniyesinde depremin neden arama kurtarma çalış İşte biz bunu her yerde sorgulamaya devam edeceğiz. Çok insanı kurtarabilirdik. Hepiniz bu depremin tanığısınız. Elimizde hilti olsaydı daha fazla, elimizde daha fazla kazma kürek olsaydı, kepçeler yardıma gelseydi çok daha fazla insanı kurtarabilirdik. AFAD’ın içi boşaltılmamış olsaydı, Kızılay’ın çadırları Konserveleri, arama kurtarmada kullanacağı araç gereçler satılmamış olsaydı, peşkeş çekilmemiş olsaydı, kurumlar liyakatli bir şekilde donanmış ve çalışabilir olsaydı, biz çok insanı kurtarabilirdik. Hiç unutmuyorum. Depremin ilk gecesi sabaha karşı saat 4’te Samandağ’da arama kurtarma çalışmalarına gelen gönüllülerle beraber çalışıyorduk. Günlerce çalıştık. Bir grup vardı ve karşıdan bizim komşumuzun sesi geliyor. ‘Kurtarın beni’ diye. Dışarıda oğlu Feryat Figan bizi görünce adeta ilk yardımı bulmuşçasına bize sarıldı ve “Benim ailemi kurtarın.” dedi. 15 kişilik AFAD ekibinin üstünde sadece AFAD önlüğü vardı. Ellerinde bir tane kürek dahi yoktu. İşte bu iktidarın kurumların içini nasıl boşalttı. Biz bu depremde ne yazık ki acı acı deneyimledik.

Depremin acıları hala tazeliğini koruyor. Bazı bölgelere biraz daha belki destek gelmiş olabilir ama inanın en fazla desteği alan bölge bile daha toparlanabilmiş değil. Zaten Alevi bölgelerine üvey evlat muamelesi yaptılar. Yardımları, destekleri de mezhebe ve inanca göre onların siyasi akrabalıklarına ideolojik yakınlıklarına göre gönderdiler. Bunun canlı tanıkları bizleriz. Mesela Hatay Hala yıkıntılar içinde. Doğru düzgün teslim edilmiş bir ev dahi yok. 200 bine yakın insan hala konteynerlarda yaşıyor. Burada Adıyaman’da 40 bini aşkın insan hala konteynerde yaşıyor. Ve insanlar 21 metrekareye sığdırmak zorunda kaldı hayatlarını. Okullar doğru düzgün çalışmadı. Hastaneler hala birçok deprem bölgesinde yok. Ve onlar çıkıp diyor ki: ‘Biz deprem yaralarını sardık’ Külliyen, külliyen yalan. Hiçbir yarayı sarmadılar” şeklinde konuştu.

Biten komutların anahtarını teslim ettiklerinde boş kağıda imza attırıyorlar. Burada konut alanınız varsa, o imzayı atan varsa bilir. Önümüzdeki günlerde devlet ona ne kadar borç çıkaracak depremzede vatandaş bilmiyor. Yüzlerce kez söyledik. Depremzede müşteri değildir. Bizler yıllar yılıdır deprem vergisi ödüyoruz. Ama deprem vergisini havaalanı için kullanmışlar. Garantili yandaş şirketlere peşkeş çektikleri yollar için kullandılar. Oysa yaptığımız hesaplamada toplam bugüne kadar toplanmış deprem vergilerinden 100 metrekarelik 1 milyon hane yapılabilir. O 1 milyon konutu yurttaşın vergisinden yapıp deprem zedeye ücretsiz olarak vermek devletin boynunun borcudur. Ama devlet şimdi 2 milyona mal ettiği evi deprem zedeye 5 milyona  satıyor. 3 milyon kar elde etmeyi planlıyor. Ticaret kafasıyla çalışıyor. Oysa biz vergimizi niye ödüyoruz?

İktidar, devlet bize sahip çıkmadı. Ama biz birbirimize sahip çıktık. İlk bisküviyi, ilk suyu Alevi kurumları gönderdi deprem bölgelerine. Avrupa’daki Alevi canlarımız, Türkiye’deki Alevi canlarımızın yaptığı örgütlenme, Pir Sultan Abdal Derneği’nin ev sahipliği, birçok kurumun ev sahipliği ve ben sizlerin huzurunda Alevi kurumlarımıza hem Türkiye’deki hem Avrupa’daki, gösterdikleri bu büyük dayanışma ve gerçekten yanımızda olma duygusundan dolayı kendilerine sonsuz teşekkür ediyorum. Birbirimize el uzattık. Türkiye’nin hiç tanımadığımız yerlerinden, kentlerinden dil, din, ırk ayrımı yapmaksızın birbirimizle dayanıştık. İşte toplumsal dayanışma bizleri yaşattı. Toplumsal dayanışma bize moral verdi. toplumsal dayanışma bizi bugüne getirdi. Ve değerli canlar, bizler dayanışmanın toplumda ne kadar faydalı olduğunu bu depremde bir kere daha gördük. Tutunacak bir dal bulduk bu sayede. Ve şu bilinmeli ki değerli canlar, bizler asla bu depremi ve kayıplarımızı unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız. Yeni acılar yaşanmasın diye unutturmayacağız. Yeni yıkımlar olmasın diye unutturmayacağız”

Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere de, depremin yaralarının sarılması için daha fazla çalışma yapılması gerektiğini ifade etti.

“ACILARIMIZ HÂLÂ TAZE”

Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar da, depremin ilk gününden itibaren yurtseverlerin, devrimcilerin, sosyalistlerin, Alevilerin büyük bir dayanışma gösterdiğini vurgulayarak, “Bir arada oldukça acılarımızın hafiflediğine tanıklık ettik” dedi.

DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Yaşadığımız ülke bir deprem ülkesidir. Bütün iktidarlar bunu deneyimledi. Ancak bugüne kadar depremi gerçek anlamda gündemine alan, depreme uygun politikalarla bu ülkede yaşayan toplumun, halkın, insanların yaşam hakkını koruyabilen bir siyaset ortaya çıkmadı.

İktidar depremde sorumluluk almadı; ama daha kötü bir şey yaptı. İnsanların yaşam hakkının ve barınma hakkının sağlanmasını, kendisine oy verme gerekçesine bağladı. “Merkezi hükümet benim, ben yaparsam ben yaparım” dedi. İnsanları oyla oyaladı.

Üzerinden üç yıl geçti. İnsanlar ne acılarını unutabildi ne de sağlıklı bir barınma hakkına kavuşabildi. Hâlâ barınacak konutu olmayan, eğitim görebileceği sağlıklı bir okulu bulunmayan, sağlık ve tedavi hizmeti alabileceği korunaklı sağlık merkezleri olmayan bir deprem bölgesiyle karşı karşıyayız.

Bugün Adıyaman’dayız ama 11 il bunu yaşadı. Ve ne yazık ki Türkiye’de daha birçok il hâlâ bu büyük deprem riskiyle karşı karşıya.

Depremde bir şeye daha tanıklık ettik. Deprem vergisi uzun yıllardır toplanıyor. “Deprem vergisi nereye gitti?” diye sorulduğunda, iktidar “duble yol yaptık” dedi. Ama o duble yollar ne yardımların deprem bölgesine ulaşmasını sağladı ne de insanların bölgeye erişimini kolaylaştırdı. İnsanların yaşamının yerine duble yolları koyduğunu itiraf eden bir iktidarla hâlâ karşı karşıyayız.

Buna karşın, başta partimiz olmak üzere bütün muhalefet partileri, sivil toplum örgütleri, devrimci ve sosyalist yapılar deprem bölgesine akın akın gitti. Dayanışmayı her gün, kendi ellerimizle yarattık. Ve gördük ki; esasen bir arada olduğumuzda acılarımız hafifliyor, bir arada olduğumuzda bu acıların önüne geçecek yol ve yöntemleri de birlikte üretebiliyoruz.

Eğer ilk günden itibaren kayyumlar atanmasaydı, bölgedeki bütün belediyeler tüm imkânlarını deprem bölgesine sunacaktı. Sınırlı belediyelerimizle, sınırlı imkânlarımızla ilk günden itibaren orada olmaya çalıştık. Mesele sadece yemeğin verilmesi değildi; esas mesele orada el ele tutuşabilmek, yarayı görebilmek ve o yaraya dokunabilmekti.

Nevzat Hakkı’nın tanımıyla, yakalanan Kürtler akın akın deprem bölgesine gitti. Çok derin bir yarayı sarmak için herkes var gücüyle elinden geleni yaptı, hâlâ yapmaya devam ediyor.

Depremin yaşanmasını belki engelleyemeyiz; ama cinayet gibi karşımızda duran, katliam gibi karşımızda duran can kayıplarını engelleyebiliriz. İktidar yapmıyorsa, devlet yapmıyorsa; sivil toplum örgütleri, bizler, bütün imkânlarımızla bunun peşinden gitmeliyiz. Yol ve yöntemleri tartışmalıyız.

Bu ülkede ilkokuldan itibaren, deprem ülkesi olduğumuz çocuklara öğretilmeli. Çocukluktan başlayarak depreme karşı nasıl önlem alınacağı anlatılmalı, somut önlemler hayata geçirilmelidir.

Ama iktidar, depreme çok kısa bir süre kala “müjde” diye imar barışı, yani imar affı çıkardı. Bu sözde müjde, 11 ilde bizim canımıza mal oldu. Yani yaşam hakkımız sermaye çevrelerine peşkeş çekildi.

Bunun sorumlusu elbette ki sorumsuz bir siyasettir. Depremde devletin ve iktidarın kendi halkıyla, kendi toplumuyla ne kadar uzak olduğunu; bu ülkede yaşayan insanların yaşam hakkını nasıl korumadığını hep birlikte gördük.

Acılarımız hâlâ taze. Sadece binalar yıkılmadı; yaşamlarımız, hatıralarımız, hafızalarımız da yıkıldı. Bunun sosyolojik boyutu var, ekonomik boyutu var, psikolojik boyutu var.

Ama hep birlikte saracağız. Elimizden ne geliyorsa yapacağız. Tam da Hızır ayına girdiğimiz bu süreçte birbirimizin huzuru olacağız. İyi günde de, kötü günde de, dar günde de bunu başardık; yine başaracağız.”

“ACILARI HİÇBİR ZAMAN UNUTMAYACAĞIZ”

AKD Genel Başkanı Seher Şengüllü Yılmaz ise, şunları dile getirdi:

“Herkesin içeceği bir tas çorbası vardı. Özellikle Adıyaman Yenimahalle Cemevi Başkanı olarak, o süreçte Adıyaman Cemevi’nde örülen dayanışmayla onur duydum, şeref duydum. Üstelik bu dayanışma; tüm emek ve demokrasi güçleri, tüm siyasi partiler tarafından, hiçbir ayrım gözetilmeksizin kolektif bir çalışmayla örüldü. Burada gerçekten muazzam bir dayanışma vardı.

Evet, 11 ilin 11’ine bir şekilde yetişilmeye çalışıldı. Ama buradaki yaralar sarılırken, bir yandan da Türkiye’nin farklı bölgelerine giden canlarımıza cemevlerimiz sonuna kadar kapılarını açtı.

Hızır ayındayız. Birbirimizin Hızır’ı olmayı belki de en çok felaketlerde öğrendiğimizi düşünüyorum. Çünkü canlarımızı kaybettik; örgütümüzü kaybettik, Alevi Kültür Dernekleri’nin değerli başkanını kaybettik, yollarımızı kaybettik.

Adıyaman ayağa kalkacak, Urfa ayağa kalkacak, Hatay ayağa kalkacak. Evet, bir şekilde ayağa kalkacağız. Ama bu acıları hiçbir zaman unutmayacağız. Dayanışmanın ne kadar hayati olduğunu hiçbir zaman unutmayacağız.

Dostlar, birbirimizin Hızır’ı olmaya, birbirimizle dayanışmaya, birbirimize destek olmaya; birbirimizin bir yudum suyu, bir tas çorbası olmaya devam edeceğiz. Yetmiş iki millete bir nazarla bakmaya devam edeceğiz. Çünkü biz ırkların değil, inançların yanındayız.”

PİRHA/ADIYAMAN

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.