PİRHA – 8 Nisan Dünya Romanlar Günü’nde, Hatay’ın Kırıkhan ilçesinde yaşayan Abdal toplumu; derinleşen yoksulluk, deprem sonrası ağırlaşan yaşam koşulları ve bitmek bilmeyen ayrımcılıkla mücadele ediyor. Kendilerini Orta Asya’dan gelen “Abdal Türkmen Alevileri” olarak tanımlayan topluluk üyeleri, hem kimliklerinin doğru tanınmamasından hem de ekonomik imkansızlıklardan şikayetçi.
Hatay Roman, Abdal ve Domlar Birliği temsilcileriyle yaptığımız görüşmeler, deprem felaketinin ardından dezavantajlı grupların nasıl daha da görünmez kılındığını ve sosyal bir dışlanmışlığa itildiğini ortaya koyuyor.
“DEPREMDE BİLE AYRIMCILIĞA MARUZ KALDIK”
Hatay Roman, Abdal ve Domlar Birliği Başkanı Veysel Toplar, yaşadıkları kimlik mücadelesini ve maruz kaldıkları önyargıları şu sözlerle dile getiriyor:
“Abdal Türkmen Alevisi olarak tanınırım. Çünkü atalarımızdan böyle gördük, öyle yaşıyoruz. Başkası ne derse desin, bizim için hepsi aynıdır, saygımız vardır. Alevi, Roman veya Dom olmak… Önemli olan eşit ve kardeşçe yaşamak. Alevi veya Abdal olmak, benim için maalesef ayrımcılığa maruz kalmak, önyargılarla karşılaşmak ve insanların size farklı gözle bakması demektir.”
Toplar, 6 Şubat depremi sonrası yaşadıkları en acı tecrübenin, insani yardımlara erişimde karşılaştıkları engeller olduğunu vurguluyor:
“En son depremde ağır bir ayrımcılığa maruz kaldık. Evler yıkılmış, herkes soğukta kalmış… Bir çadır almak için gidenlere, ‘Nasıl olsa bunların evleri yıkılmadı, bunlara çadır vermeyin’ denilerek büyük bir dışlanma yaşatıldı. Marketlerde yağmalamalar oldu; her mahallede bu olaylar yaşanırken Abdallara, ‘Çingeneler gelip marketleri yağmaladı’ dediler. Böyle bir nefret söylemine maruz kaldık.”
“MESLEKLERİMİZ ELİMİZDEN ALINDI, GENÇLER MADDE BAĞIMLILIĞINA İTİLİYOR”
Ekonomik krizin ve değişen sistemin Abdalların geleneksel geçim kaynaklarını yok ettiğini belirten Toplar, geleceğe dair kaygılarını şöyle özetliyor:
“Erkeklerimiz davul zurna işinin haricinde hurdacılık yapıyorlardı. Kadınlar ise evlere temizliğe giderdi; artık bu meslekleri de yapamaz duruma geldiler. İnsanlar artık geçim derdi yüzünden kâğıt işçiliğine ve göçe zorlanıyor. Gençlerimizin iş bulması çok zor; sadece kaba güç gerektiren işleri yapabiliyorlardı, onlar da ellerinden alındı. Şu an işsiz gencimiz çok. Devlet kurumlarından bu gençlere iş gücü ve meslek sağlamasını bekliyoruz. Çocuklarımız, ailelerin geçim sıkıntısı ve göç zorunluluğu nedeniyle daha ilkokul 2. veya 3. sınıftayken okuldan kopuyor. İşsizlik ve yoksulluk; erken evliliklere, boşanmalara ve maalesef madde bağımlılığına sebep oluyor. Eğer bu insanlara iş imkanı sunulmazsa, korkarım ki eski göçebe döneme geri dönecekler.”
“BİZ ROMAN DEĞİL, ORTA ASYA’DAN GELEN ABDALLARIZ”
Hatay Roman, Abdal ve Domlar Birliği Üyesi Mehmet Gizlenir ise kimlik tartışmalarına açıklık getirerek, kökenlerinin Horasan ve Orta Asya erenlerine dayandığını ifade ediyor:
“Bize burada ‘Roman’ diyorlar ama biz Roman değiliz. Bizim kökenimiz Abdal’dır. Abdal demek; Pir Sultanlar, Hacı Bektaş-ı Veliler, Hoca Ahmet Yeseviler, Abdal Musalar demektir. Biz Orta Asya’dan sazıyla, sözüyle gelen Türk soyuyuz.”
Gizlenir, Kırıkhan’daki inanç ve kültür iklimindeki eksikliklere dikkat çekiyor:
“Kırıkhan’da bulunan topluluğun yüzde 99’u Abdal diyebilirim. Abdal; Pir Sultan, Bektaşi ve Alevi demektir. Ancak diğer büyükşehirlerdeki gibi burada Kültür Evi, Cemevi, semahlar olmuyor. Biz yine de kendi ışığımızı yaşatmaya çalışıyoruz.”
“KENDİ MEMLEKETİMDE EKMEK YİYEMİYORUM”
Hurdacılık faaliyetlerine getirilen yasakların Abdalları açlığa mahkum ettiğini söyleyen Gizlenir, yetkililere şu sözlerle sitem ediyor:
“Hurdacılık işi geri dönüşüm şirketlerine verildiği için bitti. İnanır mısınız, geçim hiç yok. Haftada bir davul-zurna işi çıkarsa şükrediyoruz. Her yer yasak olmuş. Hurdaya gidiyorsun ‘yasak’ diyorlar. Ben Hataylıyım, oyumu buradaki yöneticilere verdim ama kendi memleketimde ekmek yiyemiyorum. Başka şehre gitsem ‘Senin memleketin yok mu?’ diyorlar. Bize bir imkan sağlasınlar, belirli bir düzen çerçevesinde ekmeğimizi kazanmamıza izin versinler.”
“GENÇLERİMİZİ KAYBEDİYORUZ”
İşsizliğin yarattığı en büyük yıkımın uyuşturucu olduğunu belirten Gizlenir, mahalledeki acı tabloyu paylaşıyor:
“Kırıkhan depremden sonra daha kötü oldu. Gençlerin yüzde 80-90’ı madde bağımlılığına düşmüş durumda. Sadece Barbaros mahallesinde 20-25 yaş arası 15 gencimizi bu yüzden kaybettik. Bizim beklentimiz; hurdacılık yasağının kalkması veya bize yasal bir çalışma alanı gösterilmesi. Biz ‘eline, beline, diline sahip ol’ felsefesiyle büyüdük; kimseyi incitmeyiz ama artık sesimizin duyulmasını istiyoruz.”
Gizlenir, son olarak toplumdaki “Abdal” ve “Aptal” kelimeleri üzerinden kurulan yanlış algıya değinerek çağrıda bulunuyor:
“Düğüne gidiyoruz, ‘Çalın lan Abdallar’ diyorlar ama aslında ‘Aptallar’ demek istiyorlar. Biz o laflara alıştık çünkü Abdal’ın ne demek olduğunu, ne büyük bir mertebe olduğunu bilmiyorlar. Bu Dünya Romanlar Günü’nde çağrımız şudur: Gelin birlik olalım, bizi tanıyın, bizi dinleyin. Kapımız herkese açık.”
Cevahir FINDIK/HATAY
Yoruma kapalı.