PİRHA- Mor Dayanışma İzmir Temsilcisi Deniz Uslu, Türkiye’de kadın cinayetlerinin kronik bir sorun haline geldiğini belirterek, kadınları korumaya yönelik mekanizmaların yeterince işletilmediğini söyledi. Nafaka hakkının sınırlandırılmasının kadınların boşanmasını zorlaştıracağını vurgulayan Uslu, “Kadınların hakkı olan, alabilecekleri nafakaya bile göz dikilmiş durumda” dedi. Uslu, Mor Dayanışma’nın “Başka Bir Yaşam Mümkün” kampanyasıyla kadın yoksulluğu, enternasyonal feminizm ve erkek şiddetine karşı mücadeleyi büyütmeyi hedeflediğini belirtti.
Kadınların kazanılmış haklarına yönelik tartışmaların son başlıklarından biri nafaka hakkı oldu. Anayasa Mahkemesi’nin (AYM), Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 175’inci maddesinde yer alan “süresiz” ibaresinin iptaline ilişkin 4 Haziran 2026 tarihli kararı Resmi Gazete’de yayımlandı. Antalya 12. Aile Mahkemesi’nin başvurusu üzerine verilen kararda AYM, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek tarafın diğer eşten mali gücü oranında süresiz nafaka isteyebilmesine olanak sağlayan ibareyi oy çokluğuyla Anayasa’ya aykırı buldu.
Mor Dayanışma İzmir Temsilcisi Deniz Uslu, nafaka hakkına yönelik düzenleme tartışmalarını, artan kadın cinayetlerini ve kadınların karşı karşıya kaldığı ekonomik ve toplumsal sorunları PİRHA’ya değerlendirdi.
“UZAKLAŞTIRMA KARARLARI KAĞIT ÜZERİNDE KALIYOR”
Türkiye’de kadın cinayetlerinin kronik bir sorun olarak varlığını sürdürdüğünü belirten Uslu, bir yılda 300’den fazla kadının öldürüldüğünü, şiddet, taciz ve istismar vakalarının ise giderek arttığını söyledi.
Kadın cinayetlerini ve erkek şiddetini önlemeye yönelik yeterli adımların atılmadığını savunan Uslu, ilgili bakanlığın kamu spotları hazırlamanın ötesinde etkili politikalar geliştirmediğini ifade etti.
Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesini hatırlatan Uslu, uzaklaştırma kararlarının uygulanmaması ve denetlenmemesinin kadınların yaşamını tehlikeye attığını belirtti.
“Uzaklaştırma kararı talep eden kadınlar bu kararı aldırabilmiş olsalar dahi denetlenmediği için haklarında uzaklaştırma kararı olan erkekler kadınları öldürüyor bu ülkede. Elektronik kelepçe takılmıyor, kadına bildirim gitmesini sağlayabilecek herhangi bir materyal sağlanmıyor, koruma kararı uygulanmıyor. Uzaklaştırma kararları kağıt üzerinde kalıyor ve erkekler kadınların peşinden dolaşmaya, karşılarına çıkmaya devam ediyor. Bunlar ne yazık ki cinayetlerle sonuçlanıyor. Şu an uzaklaştırma kararlarının da yetmediği bir dönemdeyiz. Kadınlar defalarca şikayetçi olmalarına rağmen şikayetçi oldukları erkekler tarafından öldürülüyor.”
“KADINLARIN TOPLUMSAL NORMUN DIŞINA ÇIKMASI İSTENMİYOR”
Kadınların çoğu zaman boşanmak istedikleri veya kendi yaşamlarını kurmaya çalıştıkları erkekler tarafından öldürüldüğüne dikkat çeken Uslu, iktidarın aile politikalarını eleştirdi.
“Bu cinayetler tam olarak iktidarın kutsadığı, ‘Ailem Güvende’ operasyonları düzenlediği, ‘Aile Yılı’ ilan ettiği ailelerin içerisinde oluyor. O kadar güzelledikleri ve kutsadıkları aileler, aslında şiddetin yaşandığı yerler.”
“Ailem Güvende” adı altında gerçekleştirilen operasyonların LGBTİ+ bireyleri hedef aldığını savunan Uslu, devletin belirlediği aile modelinin dışına çıkılmasının istenmediğini söyledi.
Uslu, “Kadın erkek ilişkileri bozulmasın, evlensinler, çocuk yapsınlar isteniyor. Neden? Çünkü bu toplumun, bu ülkenin, sermaye sınıfının ucuz iş gücüne ihtiyacı var” ifadelerini kullandı.
Bu yaklaşımın nafaka hakkına yönelik tartışmalarla doğrudan bağlantılı olduğunu belirten Uslu, nafakanın boşanma sonrasında yoksulluğa düşen taraf için düzenlenmiş bir hak olduğunu hatırlattı.
“Kadınların boşanma sonrası yoksulluğa düştüklerinde aldıkları bir haktır aslında nafaka. Bizim ülkemizde boşanma sonrasında genellikle kadınlar yoksulluğa düştüğü için daha fazla kadınlar tarafından talep ediliyor.”
“NAFAKANIN SINIRLANDIRILMASI KADINLARI ŞİDDET DOLU EVLİLİKLERE MAHKUM EDECEK”
Kadınların boşanma sonrasında neden yoksulluğa düştüğü sorgulanmadan nafaka hakkının hedef alındığını belirten Uslu, nafaka tartışmalarının kadınları şiddet içeren evliliklerde tutmaya yönelik bir anlayışın parçası olduğunu söyledi.
Kadınların aldığı nafaka miktarlarının oldukça düşük olduğunu ifade eden Uslu, erkeklerin nafaka ödememek için çeşitli yöntemlere başvurduğunu belirtti.
“Bugün kadınların aldığı nafakalar ayda 2 bin, 3 bin lira civarında. Erkekler ise sigortalarını yaptırmayarak, mal varlıklarını başkalarının üzerine geçirerek nafaka ödememeye çalışıyor. Çocuk nafakasını bile ödememek için uğraşan bir güruhla karşı karşıyayız. Kadınların hakkı olan, alabilecekleri nafakaya bile göz dikilmiş durumda.”
Nafaka hakkının sınırlandırılmasının kadınların boşanmasını zorlaştıracağını vurgulayan Uslu, şunları söyledi:
“Neden? Boşanmalar iyice zorlaşsın, kadınlar aile birliğinin içerisinden çıkmasın, o şiddet dolu yuvaların içerisinde kalsın. Evdeki erkeğe, kocaya, babaya, ülkede de devlete karşılık gelen o güce itaat etsin ve o itaat sınırları içerisinde yaşamak zorunda kalsın istiyorlar. Bu anlayışın dışına çıkan kadın, onların makbul kadın anlayışına uymuyor.”
Nafaka karşıtlarının kadınların yaşayacağı ekonomik sorunları bilerek hareket ettiğini savunan Uslu, “Bir yıl evli kalan otuz yıl nafaka ödüyor, milyonlarca lira nafaka ödeniyor gibi söylemlerle karşımıza çıkıyorlar. Kadınların ne yaşayacağını hesaplayamıyorlar mı? Elbette hesaplıyorlar. Tam da bu nedenle kadınların nafaka hakkına saldırıyorlar” dedi.
“NAFAKA HAKKININ SINIRLANDIRILMASI BOŞANMALARI ZORLAŞTIRACAK”
Nafaka hakkına yönelik olası düzenlemelerin kadınların ekonomik bağımsızlığını daha da zayıflatacağını belirten Uslu, özellikle uzun yıllar ev içi emek veren kadınların boşanma sonrasında çalışma yaşamına katılmakta güçlük çektiğine dikkat çekti.
Kadınların bir yandan şiddet ve ölüm tehdidiyle karşı karşıya kaldığını, diğer yandan ekonomik güvenceden yoksun bırakıldığını ifade eden Uslu, şöyle konuştu:
“Kadın boşanmaya çalıştığında zaten öldürülme riskiyle karşı karşıya. Boşandıktan sonra yıllarca evde çalıştığı için, ev içindeki emeği görünmediği için dışarıda iş bulması zor. Nafakaya ihtiyacı varken, nafaka hakkı da yasayla ortadan kaldırıldığında boşanmaktan vazgeçmek zorunda kalacak.”
“KADINLARIN KORUNABİLECEĞİ BİR HUKUKİ YAPIYA İHTİYACIMIZ VAR”
Kadınların şiddet içeren evlilikleri güvenli biçimde sonlandırabilmeleri için etkili hukuki mekanizmalara ihtiyaç olduğunu belirten Uslu, boşanma davalarının uzun sürmesine ve kadınların hukuki desteğe erişimde yaşadığı güçlüklere dikkat çekti.
“Kadınların istediklerinde evliliklerini sonlandırabilecekleri, rahatlıkla hukuki yardıma ulaşabilecekleri, çekişmeli boşanmaların yıllar sürmeyeceği, şiddet ve tehdit ihtimalinin olduğu yerlerde korunabilecekleri bir düzene, bir hukuki yapıya ihtiyacımız var.”
Uslu, bu hakların kazanılması için kadın örgütlerinin mücadelesinin yaygınlaştırılması gerektiğini vurguladı.
MOR DAYANIŞMA’DAN “BAŞKA BİR YAŞAM MÜMKÜN” KAMPANYASI
Gündeme gelen yargı paketleriyle kadınların kazanılmış haklarının yeniden tartışmaya açıldığını belirten Uslu, nafaka hakkına yönelik sınırlamaların 13. Yargı Paketi kapsamında yasalaşmasının beklendiğini ifade etti.
Mor Dayanışma’nın yeni dönemde “Başka Bir Yaşam Mümkün” kampanyası başlattığını duyuran Uslu, kampanyanın kadın yoksulluğu, enternasyonal feminizm ve erkek şiddetiyle mücadele olmak üzere üç başlıkta yürütüleceğini söyledi.
“KADIN YOKSULLUĞU GİDEREK ARTIYOR”
Kampanyanın ilk ayağının kadın yoksulluğu ve nafaka hakkı olduğunu belirten Uslu, kadınların hem iş bulmakta hem de çalışma yaşamında kalmakta zorlandığını ifade etti.
Kadınların düşük ücretlerle çalışmaya mecbur bırakıldığını belirten Uslu, nafaka hakkına yönelik düzenlemelerin de kadınların ekonomik güvencesini tehdit ettiğini söyledi.
“Kadın işsizlik oranları çok yüksek. Kadın yoksulluğu da çok yüksek ve neredeyse artık cinsiyetle özdeşleşmiş durumda. Kadının hem kamusal alana çıkması çok zor hem de çıktığı takdirde orada kalabilmesi çok zor. Çünkü erkek egemen kapitalizmde kadınları düşük maaşlara razı etmeye çalışıyorlar. Nafaka meselesiyle de kadınların erişebilme ihtimali olan haklarına yönelik bir saldırı söz konusu.”
Kampanya kapsamında kadınların nafaka deneyimlerini görünür kılmayı amaçladıklarını belirten Uslu, “Kadın yoksulluğunu ve nafakayı ele alıyoruz. Kadınlardan nafaka hikayelerini anlatmalarını istiyoruz” dedi.
“ORTADOĞU COĞRAFYASINA YAYILMIŞ BİR KADIN SORUNU VAR”
Kampanyanın ikinci ayağının enternasyonal feminizm olduğunu belirten Uslu, 31 Ekim’de Adana’da uluslararası katılımlı bir sempozyum düzenleyeceklerini söyledi.
“31 Ekim’de Adana’da ‘Emperyalist Savaşa Karşı Enternasyonal Feminist Mücadele Arayışları’ sempozyumu düzenliyoruz. Beş ülkeden kadınların katılacağı, daha çok Ortadoğu odaklı bir sempozyum olacak. Bu sorunları sadece Türkiye’de yaşamıyoruz. Ortadoğu coğrafyasına yayılmış bir kadın sorunu var ve aynı zamanda bir savaş sorunu var.”
Kampanyanın üçüncü ayağının ise erkek şiddetiyle mücadele olduğunu belirten Uslu, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne kadar çeşitli çalışmalar yürüteceklerini ifade etti.
“25 Kasım’a gittiğimiz süreçte erkek şiddetiyle ve kadın cinayetleriyle mücadele yöntemlerine ve arayışlarına dair çeşitli pratiklerimiz olacak.”
“KADIN DAYANIŞMA AĞINI BÜYÜTELİM”
Kadınların şiddete, yoksulluğa ve hak kayıplarına karşı örgütlenmesi gerektiğini belirten Uslu, dayanışmanın önemine dikkat çekerek şu çağrıyı yaptı:
“Gelin yan yana olalım. Bu kadın dayanışma ağını büyütelim. Feminist mücadele alanını büyütelim. Çünkü şu anda artık Türkiye’de biz kadınlar olarak örgütlenmekten başka bir seçeneğimiz yok. Yan yana gelebilme ihtimallerimiz çok fazla, nefes alabilecek alanları yaratma ihtimallerimiz çok fazla. Bunu da ancak birlikte yapabiliriz.”
Semra ACAR/İZMİR
Yoruma kapalı.