Alevi Haber Ajansi

Birsen Orhan: Gülistan Doku’nun katledilmesi devletin Dersim’deki özetidir!-VİDEO

PİRHA- Görevden alınarak yerine kayyım atanan Dersim Belediyesi Eş Başkanı Birsen Orhan, Gülistan Doku’nun katledilmesini, Dersim’de devlet kurumları ile yürütülen kadın politikalarının özeti olarak yorumlayarak, kayyım uygulamasının kadın politikalarını görünmez kıldığını belirtti.

Türkiye’nin son yıllardaki en karanlık dosyalarından biri olan Gülistan Doku davası sil baştan yürütülüyor. 6 yıldır “Munzur’un karanlık sularında” aranan adaletin aslında devletin arşivlerinde, silinen hastane kayıtlarında ve yönü değiştirilen kameralarda gizlendiği ortaya çıktı.

2026’nın şafak operasyonuyla aralanan perde; bir üniversite öğrencisinin kaybının değil, bir valinin oğlunu ve bir polisin yakınını korumak için seferber edilen devasa bir “suç bürokrasisinin” anatomisini gözler önüne seriyor.

Dosya kapsamında dönemin valisi ve kayyımı Tuncay Sonel’in yanı sıra 12 kişi tutuklanırken, dosya kapsamının kimlere uzanacağı tartışılıyor.

Görevden alınarak yerine kayyım atanan Dersim Belediyesi Eş Başkanı Birsen Orhan, Gülistan Doku soruşturmasındaki gelişemelere ve dönemin valisi Tuncay Sonel’in görev yaptığı dönemdeki uygulamalarına dair sorularımızı cevaplandırdı.

“KADININ ÖZELLİKLE VAROLUŞUNU HEDEF ALAN BİR YAKLAŞIM SÖZKONUSU”

PİRHA: Dersim özelinde kadınlara yönelik özel bir politika mı uygulanıyor?

Birsen Orhan: Dersim’de asimilasyon politikalarının aslında en büyük ayaklarından biri de kadın bedeni ve kadın emeği üzerinden yürütülen çalışmaların olması. Bu sistematik ve süreklilik arz eden bir uygulama şeklinde dünden bugüne çekilen bir hat aslında. Bugüne geldiğimizde tek bir gerçeklik var. Kadının özellikle varoluşunu hedef alan, kadın fikriyatını hedef alan bir yaklaşım olduğu gerçekliği.

Şimdi 1938’de özellikle Dersim Tertelesi sonrasında ‘Dersim’in Kayıp Kızları’ adını verdiğimiz ve sonrasında özellikle kadının dilini, inancını, kimliğini hedefleyen ve o dönemde Dersimli kızların farklı bölgelere, yatılı okullara gönderilmesi ile başlayan bir asimilasyon politikası bugün farklı bir formatıyla karşımıza çıkıyor.

Farklı format nedir? Aslında bugün gündemimizde olan , 6 yıl 3 ay önce, 5 Ocak 2020’deki bir kadın cinayeti, Gülüstan Doku gerçekliği. Peki neydi bu Gülüstan Doku gerçekliği? Aslında Dersim’de kadın kimliğine, kadın fikriyatına yönelik saldırıların tam da sistemin, iktidarın, devletin bir karnesi olarak tanımlayabiliriz. Bu karnede neler var? Bu karnenin içerisinde uyuşturucu var. Bu karnenin içerisinde çeteleşme var ve suç örgütleri var.

Bugün açığa çıkan tabloya baktığınızda devletin birçok mekanizmasının, devlet kurumlarının bu çetenin içerisinde yer almasını tesadüf olarak değerlendirmek yetersiz olur ve eksik bir değerlendirme olacağı kanısındayım. Çünkü emniyetinden, valiliğine, İş-Kur’a, hastanesine baktığınızda kentin aslında tüm devlet mekanizmalarının bu işin parçası olması aslında Dersim’de yürütülen kadın politikalarının özetidir diyebiliriz.

Şunu da belirtmekte fayda var. Biliyorsunuz ki dönemin valisi yani bu cinayetin şu an tutuklu bulunan kişisi dönemin kayyumu ve valisi Tuncay Sonel. Şimdi bu süreci elbette ki kayyum politikalarından da bağımsız değerlendirmemek gerekiyor.

“DERSİM’DE KAYBOLUNMAZ, KAYBETTİRİLİR”

-Gülistan Doku soruşturmasındaki gelişmeleri nasıl yorumluyorusunuz?

Birsen Orhan: Şöyle ki Gülustan Doku dosyasının soruşturmasını aslında Dersim’de 6 yıl önce de sorsaydınız Dersim halkına aynı cevabı alacaktınız. Bugün de geldiğimiz noktada açığa çıkan sonuç aslında Dersim halkının yanılmadığını da gösteren bir sonuç. Peki Dersim halkı bunu nereden biliyordu? Dersim halkı tecrübelerinden biliyordu. Kendi yaşanmışlığından biliyordu. Bu kentte uygulanan kadın kırımlarının, kadın politikalarının, asimilasyon politikalarının, özel savaş politikalarının tekrardan burada yaşam bulmasından kaynaklı bu sonucu ve aslında bu mekanizmalarda yer alan kişilerin kimler olduğunu işaret eden bir yerdeydi.

Açığa çıkan sonuç üzülerek söylüyorum; Sevindirici. Neden bunu üzülerek söylüyorum? Çünkü hala bir kadın bu kentte kaybettirildi. Yani biz biliyoruz ki Dersim’de kaybolunmaz, kaybettirilir. Ki Gülüstan Dokusu’da kaybedilenler arasında.

Ancak bugün iktidar içerisindeki o çözülmelerden kaynaklı kendi iç çatışmalarından kaynaklı bu dosyanın çözülmesine yönelik hamlelerin gerçekleştiğini hepimiz biliyoruz. Dersim halkı da Dersim’deki dinamikler de, biz kadınlar da bu şekilde yorumluyoruz.

“SÜLEYMAN SOYLU DOSYAYA DAHİL EDİLECEK Mİ?”

-Adil bir sonucun çıkması için ne yapılalı?

Birsen Orhan: Gelinen aşamayı tabii ki değerli buluyoruz. Soruşturmanın başlatılması faillerin şu an şüpheli sıfatıyla yer alanların sorgulanması önemli ama önemli olan bundan sonraki aşama neye evrilecek? Gerçekten suçlu olarak bu suç örgütleri cezalandırılacak mı? Ve en önemlisi de şu ki gerçekten Gülistan Dokun’un kaybettirilen bedeni bulunacak mı?

Bu kent 7/24 izlenen bir kent. Kameralarla, dronlarla hatta biz şu an bu çekimi yaparken bile şu an bir gözetim altında olduğumuzu ifade edebiliriz. Bu kadar izlenen, gözlenen, kişi başına neredeyse düşen bir kamera gerçekliği varken Gülistan Doku nasıl oldu da dronları aşarak bir yerde kaybettirildi.

Bir defininden söz ediliyor. Vali kayyım bunu açıklarken kendince yine o güvenlikçi politikalarının bir parçası olarak ‘Vatan Millet Sakarya’ edebiyatı üzerinden bir kamuoyu oluşturmaya çalıştı. Bu da aslında kendi ellerine almak istedikleri bir kalkan. Ki bu dosyada ismi geçen birçok isim var. Birçok bürokrat yine devlet kurumlarına geçen kişiler var. Bunlar soruşturulacak mı? Yine Süleyman Soylu’nun adı geçiyor bu süreçte dönemin İçişleri Bakanı’nın bir müdahalesinin olduğu söyleniyor. Kendisinin ifadesi alınacak mı? Bu süreç içerisinde gerçekten hakkaniyetli bir soruşturma yürütülecek mi? sorusu hala açıkçası bizler açısından cevabı bilenen bir soru değil. Dersim halkı nezdinde de bu böyle. Dolayısıyla izliyoruz, dosyanın takipçisiyiz.

6 yıl 3 ay gibi bir zamanda bir aile günlerce bir köprüde bekletildi. O aileyle empati kurmaya çalışsanız, kuramıyorsunuz. Çünkü gerçekten duygusal, zihinsel, fiziksel olarak gerçekten insanı yoran ve yıpratan bir süreçti.

Biliyorsunuz ki mekanlar her zaman hafızalar üzerinde derin izler oluşturuyor. Dolayısıyla hala o köprüden geçtiğimizde, ‘Gülistan Doku nerede?’ sorusunu sormak ve bu kentte de Gülistan Doku’yu gözlerimiz hala arıyor.

“KENT KAYYIM ELİYLE RANTA AÇILDI”

-Kayyım uygulamısının en yakıcı sonucunu Dersim’de gördük. Hala süren bir kayyım uygulaması var. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Birsen Orhan: Şimdi kayyım politikalarını sadece bir yönetimsel değişiklik olarak değerlendirmemek gerekiyor. Yani kadın özgürlüğünden ekolojiye, demokrasiye kadar toplumun bütün varoluş gerekçelerini elinden alan bir sürece dönüşüyor. Yani bu alanlar da gasp ediliyor.

Bunu neden ifade ediyoruz? Bakın daha dün 4 Mayıs’ın 89. yıldönümünde bizler bir anma gerçekleştirdik. Ama tam da o esnada Dersim’de ne oluyordu? Dönemin şu anki mevcut kayyımı Alevi dedelerini toplayarak burada bir toplantı yaptı. Toplantının içeriğini bizler tabii ki basından kendi söylemlerinden öğrendiğimiz kadarıyla tamamen bir asimilasyon içeren, para odaklı, Diyanet’e entegre edilmiş bir Alevilik konuşulmuş. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nca aslında burada da bir asimilasyon politikasının içerisinde kayyumun söz kurması, kendini meşrulaştırması anlamına geliyor. Yani bizim hafıza alanlarımızda da söz kurmak isteyen bir yaklaşım söz konusu.

Bakın ekolojik bir yapıdan bahsediyoruz. Bizim siyasetimizin demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü yapısına saldırı var. Çünkü kayyım geldiğinde kadın kazanımlarımız olan kadın danışma merkezleri, kadın yaşam merkezleri, bunları kapatarak, işlevsizleştirdi.

Yine beraberinde kentte bulunan birçok alanı ranta açılarak, ekolojik yıkıma da bir davetiye çıkarılıyor. Bunun parçası yine gördüğümüz üzere bugün bu sonuçlarının yaratılmasında özellikle Gülistan Doku gerçekliği üzerinde dönemin kayyımının hem yerel halkla kurmuş olduğu kafa-kol ilişkileri, hem de o alanın vermiş olduğu bir rehavetten kaynaklı ne kadar bir tahribata sebep olduğunu da gözlemleyebiliriz.

“KADIN ÇALIŞMALARINI GÜÇLENDİRMELİYİZ”

-Yerel yönetimler kadın politiklarından ne yapmalı?

Birsen Orhan: Şimdi elbette ki yerel yönetimler ne yapmalı sorusunun cevabı çok katmanlı. Yerel yönetimler kadınların böyle sosyal destekle geçiştiren bir anlayışın olmaması gerçekliği bizim önümüzde duruyor. Bunu neden söylüyoruz? Bir kere ekonomik bağımsızlık olmalı. Bugün kadın bedeni üzerinde özellikle bir ekonomik bağımlılık yaratma durumu söz konusu. Bunu fuhuş ve çeteleşmede görebiliyoruz. Aslında özünü buradan alan sorun. Dolayısıyla kadın üretim alanları, kooperatiflerin geliştirilmesi bu anlamda çok önemli bir yerde duruyor.

Yine şiddet olgusu özellikle kadının söz kurma noktasında, kadın iradesinin kırılması noktasında Alo şiddet hatlarının kurulması, sığınma evlerinin kurulması, kadınlara baro desteğinin sağlanması, özellikle yerel yönetimler boyutuyla önemli.

Sadece ekonomi, şiddet odaklı değil de kadının kültürel anlamda dilidir, inancındır, yaşayabileceği alanlar tahsis edilmesi gerekiyor. Özellikle çok dilli belediyecilik mekanizmasını harekete geçirmek, ana dillerde kreşler açmak bu açığa çıkan asimilasyon politikalarının bir panzehiri olarak da değerlendirebiliriz.

Yerel yönetimlerde kadınların karar mekanizmalarında söz alması. Nedir bunlar? Kadın meclisleridir, kadın koordinasyonlarıdır, eş başkanlık sistemidir. Yine meclislerde fermuar sistemidir. Kadınların kamusal alanda o tekçi, ulus devlet çizgisinin bize dayatmış olduğu anlayışın ötesinde özellikle mahalle komünlerinin oluşturması, kolektif bir alanın oluşturulması gerçekten de bu yaşatılan asimilasyon politikalarının önüne bir set çekeceğini düşünüyoruz.

Nuray ATMACA/DERSİM

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.