PİRHA- Türkiye işçi sınıfı tarihinin en karanlık günlerinden biri olan 3 Mart 1992’nin üzerinden 34 yıl geçti. Zonguldak’ın Kozlu ilçesinde, Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) Kozlu Müessesesi’nde meydana gelen grizu patlamasında 263 madenci yaşamını yitirdi. O gün yalnızca yerin yüzlerce metre altı değil, bir kentin, bir sınıfın yüreği de çöktü.
FACİAYA GİDEN YOL: UYARILAR, İHMALLER, TAŞERONLAŞMA
1990’lı yıllar, kamu madenciliğinde üretim baskısının arttığı, maliyet düşürme politikalarının devreye sokulduğu bir dönemdi. İş güvenliği yatırımları yetersizdi, teknik denetimler tartışmalıydı, metan gazı riski biliniyordu. Madencilerin anlatımlarına göre ocakta gaz birikimine ilişkin uyarılar yapılmış, ancak üretim baskısı geri adım attırmamıştı.
3 Mart 1992 akşamı yerin yaklaşık 500 metre altında başlayan grizu patlaması, zincirleme infilaklara dönüştü. Patlamanın şiddeti galerileri yıktı, havalandırma sistemlerini devre dışı bıraktı. Zehirli gaz ve yangın nedeniyle birçok işçi kurtarma ekipleri ulaşamadan hayatını kaybetti. Resmî kayıtlara göre 263 madenci yaşamını yitirdi ancak ailelerin hafızasında sayıdan çok, karanlıkta kalan gerçekler yer etti.
Kurtarma çalışmaları günlerce sürdü. Bazı işçilerin cenazelerine aylar sonra ulaşılabildi. Kozlu’da siren sesleri susarken, Türkiye’de “iş kazası mı, iş cinayeti mi?” tartışması büyüdü.
YARGI SÜRECİ VE CEZASIZLIK TARTIŞMALARI
Facianın ardından açılan davalar kamuoyunda “gerçek sorumlular yargılanmadı” eleştirilerine neden oldu. Teknik raporlar havalandırma eksikliklerine, gaz izleme sistemlerindeki yetersizliklere ve organizasyonel ihmallere işaret etti. Ancak işçi aileleri, sistemsel sorumluluğun üstünün örtüldüğünü savundu.
Kozlu, Türkiye’de madenlerdeki yapısal sorunların sembolü haline geldi: Üretim baskısı, yetersiz denetim, sendikal baskılar ve kamu kaynaklarının kısıtlanması.
KOZLU’DAN SONRA NE DEĞİŞTİ?
Aradan geçen yıllar, “ders alındı mı?” sorusunu sürekli gündemde tuttu. Ancak tablo ağırlaştı.
2014’te Soma’da 301 madenci hayatını kaybetti. Türkiye tarihinin en büyük maden katliamı olarak kayda geçen bu facia, özelleştirme ve taşeronlaşma politikalarının sonuçlarını yeniden tartışmaya açtı. Aynı yıl Ermenek’te su baskını nedeniyle 18 işçi yaşamını yitirdi.
2022’de Amasra’da meydana gelen patlamada 43 madenci öldü. Resmî açıklamalar yine “metan gazı patlaması” dedi; aileler ve sendikalar ise ihmali işaret etti.
Kozlu’dan Soma’ya, Ermenek’ten Amasra’ya değişmeyen başlıklar dikkat çekti: Yetersiz denetim, riskli üretim baskısı, kâr odaklı işletmecilik ve cezasızlık algısı.
MADENCİLİKTE YAPISAL SORUNLAR
Türkiye’de yeraltı kömür madenciliği yüksek risk barındırıyor. Metan gazı, göçük, su baskını ve yangın başlıca tehlikeler arasında. Uzmanlara göre etkin havalandırma, sürekli gaz izleme, acil tahliye planları ve bağımsız denetim mekanizmaları hayati önemde. Ancak sendikalar, uygulamada bu standartların çoğu zaman kâğıt üzerinde kaldığını savunuyor.
Kozlu faciası sonrası çeşitli mevzuat düzenlemeleri yapıldı. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu yürürlüğe girdi. Ancak iş cinayetleri istatistikleri sorunun yalnızca yasal metinlerle çözülemediğini gösteriyor.
“KADER” DEĞİL POLİTİKA
Her facianın ardından benzer cümleler kuruldu: “Kader”, “fıtrat”, “kaçınılmaz risk.” Oysa madencilik literatürü, grizu patlamalarının teknik önlemlerle büyük ölçüde önlenebilir olduğunu ortaya koyuyor. Uluslararası örnekler, sıkı denetim ve sendikal güvencenin olduğu ülkelerde ölüm oranlarının dramatik biçimde düştüğünü gösteriyor.
Kozlu’da toprağa verilen 263 madencinin ardından geçen 34 yıl, Türkiye’ye ağır bir bilanço bıraktı. Resmî kayıtlara göre binlerce işçi iş kazalarında yaşamını yitirdi; önemli bir bölümü maden sektöründe.
KOZLU’NUN MİRASI
3 Mart, yalnızca bir anma günü değil; işçi sağlığı ve güvenliği mücadelesinin sembolü olarak görülüyor. Zonguldak’ta her yıl düzenlenen anmalarda madenciler ve aileler aynı cümleyi yineliyor: “Unutmadık, unutturmayacağız.”
Kozlu, Türkiye’de emek mücadelesinin hafızasında bir dönüm noktası olarak duruyor. Soru hâlâ geçerliliğini koruyor: Üretim mi önce gelir, insan hayatı mı?
Yeraltında 263 canın sustuğu o günün üzerinden 34 yıl geçti. Ancak madenciler için karanlık hâlâ tam olarak dağılmış değil.
HABER MERKEZİ
Yoruma kapalı.