PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Xızır akılının, barış aklı olduğunu vurgulayarak, “Meclis’te yakında bir rapor yayınlanacak. Bu rapordan ortak akıl çıkmalıdır. Halkların, ikrarlı ve rızalı bir şekilde yaşaması, Türkiye’deki bütün farklı kesiminin ihtiyacıdır. Barış sözle olmaz. Barışın toplumsallaşması lazım. Bu yüzden rapor, toplumun hakikatini esas almalı ve somut adımlar atmalıdır” dedi.
Demokratik Alevi Dernekleri(DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Xızır ayından Alevi nefes ve deyişlerinin mafya dizilerinde kullanılmasına, cemevlerinin imar planlarında ‘ibadethane’ olarak tanınmamasından, ‘Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair gündemde olan konuları PİRHA için değerlendirdi.
“XIZIR, BİR ÖZGÜRLÜK BİLİNCİ VE ARAYIŞIDIR”
PİRHA: Xızır ayındayız, oruçlar tutuluyor ve Xızır Cemleri bağlanmaya devam ediyor. Bu dönemde Xızır’ın anlam ve önemi nedir?
Zeynel Kete: Xızır ayında olmamızdan kaynaklı, oruç tutan canların oruçları Hakk katında kabul olsun. Genelinde Alevi süreklerinin hepsi için kutsal sayılan Xızır ayı, özelinde de Reya Haq Alevi inancında Xızır en önemli kutsal sembollerden birisidir. Aslında bir nevi Reya Haq Alevi inancının toplumsal hafızasıdır, aklıdır. Xızır inancının bir boyutu iklimle, coğrafyayla ilişkiliyken, diğer bir boyutu da Reya Haq Ocak örgütlemesinin ahlaki, politik, ikrar, dar û didar olma ile bağlantılı, bir bütün olarak toplumun kendisini yeniden inşa etmesinin aklıdır.
Bütün Alevi sürekleri ve ağırlıklı olarak Reya Haq Aleviler, Xızır ayı içerisinde dar û didar olur. Pirler, taliplerinin hanesine giderek niyaz olurlardı. Pirler, talipleriyle niyaz olurken, bireyin bireyle, talibin taliple, bireyin doğayla ve toplumla varsa bir müşkülatı, bu sorunları çözerdi. Bu açıdan Reya Haq inancında birey, toplum ve doğa ilişkisi çok önemlidir. Yani burada bir barış kültüründen bahsediyoruz. Bu haliyle zorda ve darda olana elini uzatmak sadece ve sadece biyolojik varlığını devam ettirme anlamına gelmez, bu yönüyle Xızır sadece zorda ve darda olana yetişen değildir. İnsanın ruhunda, bilincinde, ruhsal, zihinsel ve bedensel olarak bir özgürlük bilincidir.
Biz bütün hikayelerden Xızır’ın sürekli bir arayış içerisinde olduğunu anlıyoruz. Bir ölümsüzlük arayışı var. Ama buradaki ölümsüzlük sadece biyolojik bir ölümsüzlük arayışı değildir. Bir özgürlük arayışıdır. Öncelikle bize gaflet uykusundan uyanın diyor. İkincisi, toplumsal barış inşa edildiği zaman bir anlam ifade edeceğini belirtiyor. Bu anlamıyla kendi özünü Hakk’ta görmektir. El ele verip, el Hakk’a diyerek kendi özünü Hakk’ta görmektir. Bu Xızır’ın en önemli akıllarından birisidir ve asla başkasına karşı zulüm etmemektir. Ama diğer yandan zalime karşı da direnmektir.
BİZİM İNANCIMIZ VE FELSEFEMİZ XIZIR GİBİ DİRENMEKTİR
Dardan geçmeden, adalet olmadan, toplumsal ahlak olmadan, didare erilmez. Bu bakımdan bugün Rojava’da, Kobanê’de veyahut başka bir coğrafyada zulüm altında olanlara hak aşkı ve Xızır gayretiyle el uzatmak, zalimin zulmüne karşı Xızır gibi direnmek bizim inancımızın felsefesidir. Aslında Xızır, Aryenik toplumların ve Ortadoğu’daki diğer toplumların en zor anlarında dahi umutsuzluğu kabul etmemektir. Bu inançla biri uçurumun kenarına geldiğinde, en zor anında dahi ‘Ya Xızır’ deyip, elini gönlüne götürdüğünde ruhsal olarak ikrarlaşır ve potansiyel bir enerjiye sahip olur. Bir bilinç sıçraması meydana gelir, bir enerji oluşur ve kendisini var eder. Bu yönüyle Xızır, Ortadoğu’da yaşanan zulüm deryasına karşı sürekli direniştir; Umutsuzluğu kabul etmemektir; Toplumsal varoluştur; Kendi özü ile birleşmektir.
Rojava’da bugün masum çocuklar ölüyor. Bugün yine bir çocuk hakka yürüdü. Colani ve HTŞ benzeri Emevi-İslam anlayışının yaptığı icraatların İslamiyet ile alakası yok. Bunlar cinsiyetçi, dinci, ırkçı, paramiliterist güçlerdir. Bunlara karşı diyoruz ki, zaman sahipsiz, mekan rızasız, mazlum çaresiz değildir. O zaman sadece Aleviler değil, darda kalan bütün canların, bütün mazlumların ‘Ya Hak Ya Xızır’ deyip, bu yönüyle kuşatılmışlığa karşı dayanışma ruhu içinde olması ibadetimizin en önemli ölçüsüdür. Çünkü dar û didar olmak aynı zamanda bir dayanışmadır. Bundan dolayı Xızır Cemlerini bağlarken, herkesin çerağlarını Kobanê’deki canların özgürlüğü için uyandırması lazım. Hak kelamını Kobanê’deki canlar ve dünyanın başka yerinde zulüm gören mazlum halklar için söylemesi lazım. Buradan oraya bir nefes göndermek lazım. Sadece sözle değil. Eğer bir yardımlaşma ortamı olur ve koridorlar açılırsa bir Xızır’ın lokmasını oraya ulaştırmamız lazım. Bu yönüyle de krize karşı güçlü bir bilinç, zulme karşı dirayetli bir direniş diyorum. Öldürülecek bir şey varsa o da nefsimizdir demek istiyorum.
“SÖZLERİMİZ VE KELAMLARIMIZ TOPLUMSAL HAFIZAMIZDIR”
-Kapitalist Modernite, toplumu yozlaştırarak, kısa yoldan para kazanan, emekten yoksun bir birey yaratmak istiyor. Bunu da özellikle ana akım medyadaki diziler üzerinden yapmaya çalışıyorlar. Devlet bir taraftan ‘biz çetelerle mücadele ediyoruz’ derken, diğer taraftan da bütün kanallarda mafya dizilerini yayınlayor. Son bir aydır da bu dizilerin neredeyse tamamında, Pir Sultan, Nesimi gibi Alevi ulularının, nefes ve deyişleri kullanılıyor. Bu konu hakkında neler söylemek istersiniz?
Zeynel Kete: Ulus-devletler toplumların fiziki soykırımla üstesinden gelemeyince, bu defa kültürel soykırım devreye giriyor. Kültürel soykırım daha da inceltilerek ortaya konan bir politikadır. Toplum fiziki soykırımda başına gelenlerin farkındayken, kültürel soykırım pek farkında olmuyor. Bu dizi ve filmler de bu çerçevede ortaya konuyor. Özellikle ‘Barış ve Demokratik Toplum’ sürecinin başladığı günden itibaren televizyondaki diziler, aşiret kültünü öne çıkarıyor. Dikkat ederseniz, bu aşiret içerisinde kadın barışı istemiyor. Sürekli çocuklarını, karşı aşiretten birini öldürmeye yönlendiriyor. Böyle bir hakikat yok. İster Reya Haq Alevi süreklerinde olsun, isterse devletleşmemiş ahlaki-politik toplumlarda olsun; kadın bu toplumsallıklarda barışın temsilidir. Daha dün Kobani’de saçlarını ören kadınlar ‘Jın, jiyan, azadi’ diyerek dünyayı titretmiştir. Şimdi bu hakikati ters yüz etmek için toplumun algısıyla oynuyorlar. Ayrıca bir plan dahilinde, dizilerin hepsinde gayri ahlaki ilişkileri öne çıkararak masa başında kültüre soykırım yaratmaya çalışıyorlar.
Alevi toplumsallığında nefes ikrardır. Bir can ana rahmine düştüğünde, ilk vücut bulduğunda, bu verdiği birinci ikrardır. İkinci ikrarda da anneden doğduğunda ses vermek zorundadır. Bakın her çocuk ağlamak zorundadır. Eğer ağlamazsa muhtemelen ölürdür. Mutlaka bir şekilde ağlaması lazım ve bu nefestir. Yani kainata bir nefes vermesi lazım. Nefes varoluştur, deyişlerimiz varoluştur; yaşam bulmadır, ikrarlaşmadır. Alevi nefesleri ve deyişleri, binlerce yıldır, binlerce yıldır yaşanan bu pratiğin içerisinde Ebu Vefa’dan, Nesimi’den, Mansur’dan, Alişer’den, Ana Sakine’den, Ana Zarife’den, Baba İshak’tan, Hacı Bektaş’tan ve günümüze kadar süzülerek gelmiştir. Sözlerimiz ve kelamlarımız bizim toplumsal hafızamızdır. Bütün Alevi nefeslerini bir araya getirdiğinizde, bu bütünsellikte çok rahatlıkla bir toplumu inşa edebilirsiniz.
Şimdi bu yönden baktığımızda, kavramlar bir toplumu özgürleştirebileceği gibi bir toplumu köle de yapabilir. Bundan dolayıdır ki ‘nehaq’ anlayış kendisine muhalif olan toplumsal kesimlerinin nefesleriyle, türküleriyle, deyişleriyle uğraşıyor. Pir nefesi, sözü hak kelamıdır. Nefes yol aldırtır, ayağa kaldırır, diriltir. Zulme karşı mücadele edilirken nefesle gidilmiş. Sazlarımız özgürlük arayışının en büyük aletleridir. Biz nefeslerimizi, deyişlerimizi oturduğumuz yerden, sırça köşklerden iki kelamı bir araya getirmek için yazmadık. Zalimin zulmüne karşı düşündük ve nefesler yazdık.
Alevi deyiş ve nefeslerinin çarpıtılmasına karşı bir araya gelip direniş hattı oluşturulması gerekiyor. Bunların barışın konuşulduğu bir zamanda başlatılması tesadüf değil. Bir merkezden bilinçli ve programlı şekilde oluşturulmuş. Buna karşı bağlamalarımızı alıp hak nefeslerimizi söylememiz gerekiyor. Bu çerçevede hakkı var eden nefes ve deyişlerimizin, sinema-dizi endüstrisine alet edenlere karşı bir bütünen ‘Ya Haq Ya Xızır’ deyip, bu zulme karşı duracağız.
“CEMEVLERİ ALEVİ TOPLUMSAL HAKİKATİNİN İNŞA EDİLDİĞİ MEKANLARDIR”
-Çevre ve Şehircilik, İklim Değişikliği Bakanlığı geçtiğimiz günlerde resmi gazetede bir yönetmelik yayınladı. Bu yönetmeliğe göre cemevlerinin imar planlarındaki statüsü, yaşlı bakım evi, futbol, basketbol gibi sahalarla eş değer kılındı. Buna karşı nasıl bir tutum ortaya koymak lazım?
Zeynel Kete: Kentleşme ile beraber bir sosyolojik değişim de geldi. Bu sadece Alevi toplumunda yaşanmadı. Kentleşmenin artmasıyla beraber birçok toplum bu değişimi yaşadı. Aleviliğin köy mekanında en büyük ev, Cemevi olarak kabul edilirdi. Köylerdeki Cemevleri toplum için hakikatin inşa edildiği yerlerdir. Hem eğitim yerleriydi hem de varoluş yerleriydi. Bu sistem, Ocak sistemini esas alıyordu. Bu toplum sistemi, 60’lı ve 70’li yıllarla başlayan, 80’li ve 90’lı yıllarla devam eden süreçte büyük ölçüde yıkıldı. Asla ve asla rıza göstermediğimiz, kabul etmediğimiz bir şekilde 30-40 yıl devam eden savaş gerçekliği ile köy yakmaları toplumsal dokuları bozdu. Aleviler, inanç mekanlarından, kültürel ortamlarından, mezar taşlarından ayrılmak zorunda bırakılarak kentlere göçertildi. Kentlerde de herkesin kendi kültürel, inançsal olarak aynı dokudan insanlarla bir araya gelmesi bir realitedir. Fakat şu vardır ki sistem Aleviliği tanımıyor. Bir sistem sizi tanımadığı zaman sizin üzerinde tasarrufta bulunma hakkını görür. Yani bir kadavra gibi üzerinde deney yapma hakkını görür. Tabi burada en büyük sorumluluk yine Alevi toplumuna ait oluyor. Eğer Alevi toplumu, devletin bu yaklaşımına karşı duruş sergilemezse altında ezilir. Aleviler, devletten beklenti ve taleplerinin çıtasını çok düşürdü. Bugüne kadar Cemevlerinin elektrik ve su parasını talep ediyorlardı. Şimdi bu talepler bir şekilde karşılanıyor. Sistemin kabul ve ret ölçüleri içerisinde bir talepte bulunduğunuzda, doğal olarak sistem de size böyle bir yaptırım yapar. Bakanlığın böyle bir cümle kurması, böyle bir genelge yayınlaması ya da bir metin yayınlaması aslında başka bir ifadeyle ben Aleviliği kabul etmiyorum demektir.
Cemevleri kendi hakikatiyle ikrarlaştığı zaman orada her talip kendi ocağıyla birleşebilir. Bu şekilde birer akademi haline gelebilirler. Devlet, Cemevi üzerinden toplumun varlığını, birliğini, dirliğini devam ettirdiği cem erkanını kabul etmiyor. Aslında mesele budur. Çünkü cem olmak, Alevi inancında toplumun kendisini yönetmesidir. Toplumun kendi kendisini yönetmesidir. Doğrudan demokrasi kültürüdür. Kendisiyle ilgili bütün kavramları, bütün istemleri o meydanda el ele, el Hakk’a diyerek yürütmesidir. Börtü böceğin, hayvanın, doğanın rızkını ve hakkını da gözeterek, ‘erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde, Hakk’ın var ettiği her şey yerli yerinde’ diyerek cinsiyetçi olmayan bir yönetim modelidir. Toplumun öz savunma modelidir.
Bakanlığın bu türden bir söylemi biz, sizin hafızanızı da, toplumsal direniş modelinizi de kabul etmiyoruz demektir. Devlet, evrensel hukuk normlarını esas alarak Aleviliği tanımalıdır. Alevi toplumunun da yapması gereken şudur: Cumhuriyetin demokratik bir çerçeveye kavuşmasıyla beraber, pozitif entegrasyon ve kapsayıcı hukuk normlarını esas alması gerekiyor. Eğer cumhuriyet mevcut tekçilik haliyle devam ederse, demokratikleşmezse, entegrasyon negatif entegrasyon olursa, hukuk tekçilik üzerinde olursa bütün bakanlar Alevilerle ilgili bir tasarrufta bulunabilirler. Çünkü Aleviliği kabul etmeyen bir zihniyetle karşı karşıyayız. Alevi toplumunun kendi sorunlarını çözmesi sadece ve sadece dernek hattıyla yeterli olmuyor. Türkiye’de emek, barış, demokrasi müdahalesi veren ve özellikle pozitif hukuku, kapsayıcı hukuku esas alan bir mücadele anlayışıyla hareket edilmelidir. İnancımızla ilgili tasarruf da Alevilere ait olmalıdır. Alevilerin yol uluları vardır, anaları vardır, pirleri vardır. Yıllardır bu inancı bugüne kadar getiren yol uluları vardır. Bizim mekanlarımızla ilgili söz, karar ve yetki yol ulularımızın olmalıdır.
“ALEVİLERİN SORUNLARI DEMOKRATİK TOPLUM PERSPEKTİFİYLE ÇÖZÜLECEKTİR”
-Yakın zamanda Meclis Komisyonu son toplantısını yaparak, sürece dair raporunu yayınlayacak. ‘Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde şu anda yapılması gerekenler nelerdir?
Zeynel Kete: ‘Barış ve Demokratik Toplum’ perspektifi bir taktik değil, bir stratejiydi. Bugüne kadar deniliyordu ki, Kürtler meclise gelsin ve mecliste sorunlarını anlatsınlar. Bundan hareketle silahlar da bırakıldı. Şimdi sıra çözümde. ‘Barış ve Demokratik Toplum’ perspektifi, Türkiye’nin genelinde halklar nezdinde, emekçiler nezdinde, Aleviler nezdinde ciddi bir kabul gördü. Çünkü son birkaç aylık süreç hariç, hiçbir toplumun bu süreçte çıkıp, Barış ve Demokratik Toplum karşıtı cümle kurduğunu görmedik. Bir kesim yürüyüp de “Biz barış istemiyoruz” demedi. Mecliste partisi ve grubu bulunan, bulunmayanlar da sürece karşı çıkmadı. Ama gelin görün ki Rojava’da bir savaş meydana geldi. Rojava’da bir rıza şehiri perspektifi vardı. Orada 72 millet, ikrarlı ve rızalı olarak beraber yaşıyordu. Kadın özgürlükçü bir yapı söz konusuydu. Bu toplumsallığa karşı Paris’te yapılan bir anlaşma devreye sokuldu. Hegemonik güçler Rojava’ya müdahale ederek buradaki devrimi boğmak istedi. Fakat direnişle bu saldırılar boşa çıkarıldı.
Barış ve Demokratik Toplum perspektifi, Rojava içinde geçerlidir. Mecliste yakında bir rapor yayınlanacak. Bu rapordan ortak akıl çıkmalıdır. Halkların, ikrarlı ve rızalı bir şekilde yaşaması, Türkiye’deki bütün farklı kesiminin ihtiyacıdır. Barış ve Demokratik Toplum perspektifi, sadece Kürtlerin kendilerine yönelik önerdiği bir perspektifi değildir. Aleviler özellikle ‘cümle can’ kavramını kullanırlar. Kainata bir derya gözüyle bakarlar ve cümle canın hakkını kendi dar ve didarlarında gözetirler. Bu yönüyle Alevilerin özellikle binlerce yıldır çektikleri zulüm ve katliamlara karşı, barış sürecine sahip çıkması gerekiyor. Barış sözle olmaz. Barışın toplumsallaşması lazım. Bu yüzden raporun, toplumun hakikatini esas alarak, bir yol haritasının çıkarılması gerekiyor. Toplumun da beklentilerini göz önüne alarak, netleşmelerin sağlanması, somut adımların atılması, yasaların çıkarılması lazım. Türkiye’de Barış ve Demokratik Toplum inşa edildiğinde, Alevilerin de sorunları çözülecektir.
Fatoş SARIKAYA-Diren KESER/MERSİN
Yoruma kapalı.