Alevi Haber Ajansi

Şair Öztürk: İçeri atmakla, sürmekle bitiremedikleri Kürt’ün kimyasını bozmak istiyorlar

PİRHA-HDP’nin kendi cumhurbaşkanı adayını çıkarmamasının bir hata olduğunu vurgulayan Şair- Yazar Fadıl Öztürk, HDP ile ittifak halinde olan partilerin toplamda başarısız performans sergilediklerini söyledi. HDP ve onunla beraber hareket eden tüm muhalif güçler kendini yenilemelidir” dedi. 

Cumhurbaşkanı ve 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi’nin ardından çıkan sonuçlara ilişkin tartışmalar sürüyor.

Şair- Yazar Fadıl Öztürk, parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerine ve sonrasında yaşananlara ilişkin PİRHA’nın sorularını yanıtladı.

Öztürk, HDP’nin kendi cumhurbaşkanı adayını çıkarmamasının başlı başına bir hata olduğunu belirterek, “HDP ve onunla beraber hareket eden tüm muhalif güçler kendini yenilemelidir. HDP Kürt kentlerinde kendi adaylarını çıkarmalı ki, zaten öyle de yapacaktır; batıdaki büyük kentlerde de Kürt seçmene ‘bağrınıza taş basın’ benzeri çağrılardan uzak durulmalıdır. Kürt’ün oyunu almak isteyenler yerelde Kürt’ü birebir muhatap almalıdır” dedi.

“HÜDA PAR, DEVLETİN BUGÜNE KADAR YAPMADIĞI HANGİ BOŞLUĞU DOLDURACAK?”

PİRHA: Cumhur İttifakı, kadın kazanımlarını hedef aldığı politikalarında hemfikir olduğu Yeniden Refah Partisi’ni ve Hüda Par’ı Cumhur İttifakı’na alarak Meclis’e girmesini sağladı. AKP’nin seçim öncesi açıkladığı beyannamesinde aile 228, kadın 160, çocuk 209, boşanma üç, kadına yönelik şiddet 18, istismar 13, yoksulluk 5 kez geçiyor. Cumhuriyet tarihinin en sağcı ve milliyetçi olarak nitelendirilen böyle bir ittifakı nasıl yorumluyorsunuz?

FADIL ÖZTÜRK: Hüda Par ve Yeniden Refah Partisi ile ilgili belirlediğiniz konuların hepsi doğrudur ama eksiktir. Özellikle Hüda Par’ın seçim süresince geçmişte kullanılmış bir devlet aparatının devamı olarak domuz bağı cinayetleriyle gündeme gelmesi, bir nevi meselenin özünü gizlemeye yaramıştır. Bu ‘suçlamalara’ Cumhur ittifakı ve onun içinde yer alanlar cevap verme gereği bile duymadıkları gibi, cezaevindeki eski örgüt üyelerini de dışarı salmışlardı. Amaç Kürt’ü daha çok öldürmekse bugüne kadar Kürt bölgelerinde zaten ölüm hiç eksik olmadı. Peki Hüda Par’ı tekrar devlet himayesine almanın sebepleri nedir? Mesele tam da bu noktada. Devlet Kürt bölgesinde ordu, vali, kaymakam gibi mülki idareciler ve devlet tarafından atanan kayyumlarla zaten var ve hayat onların iki dudağı arasından çıkacak sözle idare ediliyor. Hüda Par devletin bugüne kadar yapmadığı neyi, bundan sonra hangi boşluğu dolduracak?

“KÜRT’ÜN KİMYASINI BOZMAK İSTİYORLAR”

Devlet orada hiçbir zaman yerli, yaşlanarak dünyasını değiştiren olmadı. Çıkar ilişkileri üzerinden taraftar buldu ama tek kelimeyle halk olamadı, olamaz da. Devletin örgütlediği Kürt korucular bir toplumsal önerme olarak değil, bir savaş unsuru olarak örgütlendiler. Vurulmakla, içeri atılmakla, sürmekle bitiremediği Kürt’ün kimyasını bozmak istiyorlar.

Kürt halkıyla aynı ulustan gelen, onunla birlikte yaşayan, ama Kürt’ün yıllardır mücadeleyle kazandığı demokratik hak ve kazanımlarını devletin desteğiyle yok etmeyi amaçlıyorlar. Özetle Hüda Par’ın ‘hoş gelişi’ Türk içinde bir türlü eritemedikleri Kürt’ü İslamiyet içine çekerek devletin ‘asıl unsuru’ haline getirmeye çalışacaklar.

Bu anlamda Hüda Par bir seçimle gelen ve diğer seçimle gidecek olan bir parti değil. Devlet adına Kürtlerin karşısında devletin yeniden uzun erimli mevzilenmesi olarak görmek ve ona göre mücadele etmek gerekir. ‘Em ji Kurdın, birayı hewin’ demek, deyim yerindeyse tam bir saf dillik olur.

“HDP’LİLER KILIÇDAROĞLU’NA OY İSTEYE İSTEYE HELAK OLDULAR”

-Kemal Kılıçdaroğlu’nun 14 Mayıs seçimlerine yaklaşırken dili çözüm odaklı ve kutuplaştırmayı reddeden noktadaydı ve büyük ilgi görmüştü. 14 Mayıs seçimleri sonrası belirginleştirdiği milliyetçi söylemlerle (mültecilerin gönderilmesi, sınır namustur, terör) Erdoğan-Bahçeli ile yarışa girmesi durumunu ve kendisine oy veren muhalif kitleler üzerindeki etkisini nasıl yorumluyorsunuz? Kılıçdaroğlu’nun ilk ve ikinci turdaki söylemlerindeki bu değişkenliği nasıl açıklamalı?

Bu konuda projeksiyonu sadece Kılıçdaroğlu’a çevirmek doğru olmaz. Kılıçdaroğlu’nun ikinci turda dilini tümüyle sağ, militarist, faşist bir dile dönüştürmesinde HDP’nin de payı var. HDP Kılıçdaroğlu ile mecliste yapılan görüşmeden sonra o görüşme ve talepleri adeta unutturmak, toplumun gündemine taşımamak, Kürtler ve Türkiye ilerici kamuoyu üzerinden tartışarak meşrulaştırmayı istemiyor gibi davrandı. Belki Altılı Masa’nın milliyetçi, ırkçı ‘hassasiyetlerine’ helal gelsin istemediler. HDP ve bileşenleri bundan özenle kaçındılar. Kapalı kapılar arkasında yapılmış görüşmelerle yetindikleri için olsa gerek kimi HDP’liler Kılıçdaroğlu’na oy isteye isteye helak oldular. Oysa Millet İttifakı’ndan taleplerini her yerde dillendirselerdi belki de Kürt seçmenin tamamının sandığa gitmesini sağlayabilirlerdi.

Görünen o ki Emek ve Özgürlük İttifakı, cumhurbaşkanı seçimini yıllardır yaratılan Kürt düşmanlığına kurban etmek istemedi. Bu kaygı, miting alanında ve kapalı toplantılarda derdini seçmenine bangır bangır açıklamasının da önüne geçti. Böyle yapılınca pozitif bir sonuç mu alındı, hayır. Cumhur İttifakı’nın Kürtleri hedefine koymasının önüne de geçilemedi.

“KILIÇDAROĞLU, KÜRTLERİ ÇANTADA KEKLİK SAYIP İKİNCİ TURDA FABRİKA AYARLARINA GERİ DÖNDÜ”

Kürtler, onun adına bütün bileşenleriyle HDP’liler kendi taleplerinin arkasında bir ayıbı örter gibi geri durup dilsiz kalınca, Kılıçdaroğlu da Kürtleri çantada keklik sayıp ikinci turda fabrika ayarlarına geri döndü. CHP’nin sağcı, ırkçı olmasının üstünde fazla durmaya gerek yok. Biz onları ittifak yapılır olarak görünce onların karakterinde fazla bir değişiklik olmaz, bu seçim sonuçları gibi iyi niyetlimizden vurur bizi. Yok eğer bütün muhalifler adına HDP açık ve aleni bir kampanya yürütseydi Kürtlerin kararsız, sandığa gitmeyen kesimlerinden belki de hiç bahsedilmezdi.

“ÖNÜMÜZDEKİ SÜREÇTE SÖMÜRÜ VE BASKI DAHA DA AZGINLAŞARAK SÜRECEK”

-Göçmen düşmanlığının sıradan yoksul kitleler içinde yaygınlığı milliyetçiliğin kitlesel tabanını yükseltebilecek tehlikeli etkenlerden. Kürt düşmanlığından göçmen düşmanlığına; oradan eşit yurttaşlık talebine ve işçi sınıfı ve yoksul kitlelerin sınıfsal taleplerine karşı duran Cumhur ittifakı’nın seçim sürecindeki nefret dilinin ülke siyasetine yansımasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Göçmenler sadece seçim sürecinde değil, her dönemde ucuz iş gücü olmaları dışında ırkçı kesimleri bir arada ve diri tutan unsur olarak görülür. İşgal/yayılmacılık adına tezkerelere her sefer ‘evet’ deyip mecliste el kaldıran muhalefet bu işin en büyük suçlularındandır.

Tüm bunları bir kenara bırakın, göçük altında kalmış Suriyeli bir göçmenin, göçmen olduğu anlaşılmasın diye kendi dilinde imdat çağrısı yapmaması bize insanlığın öldüğü topraklarda yaşadığımızı hatırlatmıyor mu? İnsanım diyen birinin üstünde bundan daha büyük baskı olabilir mi?

Sınıf talebini bütün bir sol geleneklerinden devraldıkları mücadelede meşruluğun yerine yasallığı, yasaların içinde kalmakla var olmayı kabul ederek bu duruma gelindi. Elbette önümüzdeki süreçte sömürü ve baskı daha da azgınlaşarak sürecek ve elbette her birimiz daha çok dibe itileceğiz. Her birimizin hayatında ölümler yaşamdan daha çok yer alacak ve herkes kendi derdine düşecek. İnsana musallat olmuş sermaye ve onların iktidarlarının istediği tam da bu örgütsüz insan halidir. Hiç kimse bir elemde, bir kederde, bir sevinçte bir araya gelmesin, her birimiz örgütsüz ve bir başına kalalım istiyorlar. Bunca yoksulluk ve adaletsizliği ancak böyle yönetebilirler.

“MUHALEFET CEPHESİ, KENDİ İÇ ÇATIŞMA VE TARTIŞMALARININ İÇİNE DÜŞTÜ”

-Türkiye siyasi tarihinin en kritik seçiminde ülkenin yaklaşık yarısı Cumhur İttifakı’nın politikalarını kabul etmediğini ve razı olmadığını gösterdi. Cumhur İttifakı, seçimi kazandığı ilk andan itibaren nefret dilini yeniden kullanarak muhalefeti tehdit etti. Yine Bahçeli ‘hiçbir şey eskisi gibi olmayacak’ diyerek ağır bir sürecin gelişeceğinin mesajını verdi. Halkları politik, ekonomik olarak nasıl bir durum bekliyor olacak?

Halkları ve onların ağır aksak yürüyen örgütlenmelerini iç çatışmalara sürükleyerek bütünlüklerini bozarak başlayacaklar elbet. Faşizm örgütlü gücü her zaman kendine tehlike sayar ve onun üstüne giderek işlevsiz kılmaya çalışır. Bu anlamda Kürtler, ezilenler, azınlıklar sadece dağda değil sokakta, kapısının önünde, tarlasında daha çok şiddete maruz kalacak. Yaşamak toplumun en dibinde kalsa da bir günü sevdikleriyle geçirmekten başka talebi olmayan, yaşadıkça adlarını bilmediğimiz nice insanımız öldürülecek.

Sorgu ve cezaevi tatmayanımız kalmayacak. Daha çok ev yıkılacak, daha çok cezaevi yapılacak. Verilen cezayı çekmek yetmeyecek içeride yatan için. Daha çok infaz yakılacak. Devletler sınırlarına ‘güvene almak’ için durmadan takviye birlikler yollayacak. Kimse bizi almayacak hayattan içeriye.

Seçimlerde toplumun neredeyse yarısı Cumhur İttifakı’na muhalefet etse de, Cumhur ittifakı iktidar olmanın avantajıyla yola çıktı. Muhalefet cephesi ise seçim yenilgisiyle beraber kendi iç çatışması ve tartışmasının içine düştü. Bu durumun çok kısa sürede aşılacağı da görünmüyor. Her cephede alt-üst yaşanacağı bir gerçek. Değişimin hakkını verenler yeni süreçlere kendilerini hazırlayacaklar. Kendilerinden başkasını haklı görmeyenler çürümenin sonuçlarını beraber taşıyacaklar.

“HDP’NİN KENDİ CUMHURBAŞKANI ADAYINI ÇIKARMAMASI BAŞLI BAŞINA BİR HATAYDI”

-Emek ve Özgürlük İttifakı’nın seçimdeki performansını nasıl değerlendiriyorsunuz?

HDP’nin kendi cumhurbaşkanı adayını çıkarmaması başlı başına bir hataydı. İttifak partilerinden HDP tabandan uzak, örgütsüz, çok başlı; TİP gerçeklikten uzak, popülist; diğer kimi partiler ise hiç varlık göstermeden ve toplamda hepsi başarısız birer performans sergiledi. Örgütlü ruha sahip Kürtlerin enerjisi popülist ruha sahip bileşen partilerinin ayrışması ile gereksiz yere harcandı. En doğrusu bu tarz oluşumların bileşen çatısından ayrılması/çıkarılmasıdır. Çoğumuz yıllar önce yani en başından karşı çıkmıştık ve süreç bizi haklı da çıkardı. Kürtler sürülerek, kovularak, kaçırılarak zaten fazlasıyla Türkiyelileşmediler mi? HDP öncelikle umudunu ona bağlamış Kürtlerin, kadınların ve Alevilerin haklı beklentisini yerine getirmeli artık.

“KÜRT’ÜN OYUNU ALMAK İSTEYENLER YERELDE KÜRT’Ü BİRE BİR MUHATAP ALMALIDIR”

-Yakın zamanda önümüzde yine bir seçim (yerel seçimler) var ve iktidar şimdiden bunun hazırlığına başlamış durumda. Böyle yakıcı bir politik ortamda tüm mücadele edenlerin ortak meşru bir mücadele zemininde buluşma durumu nedir? Bir çağrınız var mıdır bu konuda?

HDP ve onunla beraber hareket eden tüm muhalif güçler kendini yenilemelidir. HDP Kürt kentlerinde kendi adaylarını çıkarmalı ki, zaten öyle de yapacaktır; batıdaki büyük kentlerde de Kürt seçmene ‘’bağrınıza taş basın’ benzeri çağrılardan uzak durulmalıdır. Kürt’ün oyunu almak isteyenler yerelde Kürt’ü birebir muhatap almalıdır.

PİRHA/İZMİR

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.

Web sitemiz, deneyiminizi daha iyi hale getirmek amacıyla çerezler kullanmaktadır. Bu durumda herhangi bir sıkıntı yaşamayacağınızı düşünüyoruz, ancak isterseniz çerezleri devre dışı bırakma seçeneğiniz her zaman mevcuttur. Kabul ediyorum devre dışı bırak