Alevi Haber Ajansi

‘Reya Hakk Alevi inancında, doğadaki her varlık birbiriyle ikrarlıdır’

PİRHA-Gazi Eğitim ve Kültür Vakfı yöneticilerinden Arzu Erdoğan, başta İkizdere olmak üzere birçok yerde yaşanan doğa talanına ilişkin değerlendirme yaparak “Doğadaki her şeyde bir can vardır. Reya Hakk Alevi inancında, doğadaki her varlık birbiriyle ikrarlıdır. Toprak mülk değil, Hakk’ın görünür olduğu yerdir” dedi.

Gazi Eğitim ve Kültür Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Arzu Erdoğan, yurt genelinde süren çevre talanına dikkat çekti. Arzu Erdoğan, yaptığı açıklamada başta Rize’nin İkizdere ilçesindeki maden faaliyetlerine işaret ederek “Toprak mülk değil, Hakk’ın görünür olduğu yerdir” dedi.

“DOĞADAKİ HER VARLIK BİRBİRİYLE İKRARLIDIR”

Arzu Erdoğan, açıklamasında doğa ile insan ilişkisini tarif ederek, “Dünya, karıncadan ağaca, insandan ormana, en karanlık günlerini yaşıyor” dedi.

Erdoğan, Alevi inancı ile Animizm inancı arasındaki bağa da vurgu yaparak şu açıklamayı yaptı:

“İnsan-doğa ilişkisini anlamlandırabilmek için insanlık tarihine bakmamız gereklidir. İnsanlık tarihine baktığımızda %98’lik bölümünü kapsayan zihniyet şekli animizmdir.

‘Animizm nedir?’ diye sorarsak en kısa tanımıyla; canlıcılıktır. Her varlığın bir canı, bir ruhu olduğunu düşünen inanç sistemidir. Bu inanç sisteminde evrendeki bütün varlıkların canlı olduğuna bir ruhunun olduğuna inanılır. İnsanın değeri kuş, ağaç, nehir, yıldız, ay kadardır. Hiçbir varlık diğerini ötekileştirmez, tahakküm kurmaz.

Alevilik inancı da tıpkı animizmde olduğu gibi ‘Doğadaki her şeyde bir can vardır’ der, ateşi su ile söndürmez. Ateşe su dökünce suyun canının yanacağına inanılır.

Reya Hakk Alevi inancında doğadaki varlık birbiriyle ikrarlıdır. Dünyadaki varlıklar rızalıkla ilişki halindedir. Toprak mülk değildir. Hakk’ın görünür olduğu yerdir. Cümle Can toprakla ikrarlıdır. Toprak yeniden doğuşun mekânıdır. Ana Mezin’dir (Kürt dilinde; büyük). Yüce Anne’dir.”

“KADININ DOĞA İLE OLAN BAĞLARI ÇOK GÜÇLÜ VE ÖZEL”

Arzu Erdoğan, insanı doğanın bir parçası gören inanç sistemlerinde doğaya büyük bir saygı oluştuğunun altını çizdi. Erdoğan, insanlık tarihi boyunca kadın-doğa ilişkisinin çok belirgin olduğunu ifade ederek şu aktarımda bulundu:

“Toplumsal hayatta kadının değeri vardır. Kadın ile toprak, kadın ile doğa, kadın ile yaşam arasında bir bağ kurulmuştur. Arkeolojik kazılarda, mitolojik söylemlerde kadının doğa ile olan dostluğunu görebiliriz.

Tanrıça figürlerindeki kadınların başlarındaki buğday taneleri, zeytin dalları, omuzlarındaki kuşkanatları, ayaklarındaki pençeler, yanlarındaki aslanlar, bize, kadının doğayla bütünleşmesini çok güzel gösteriyor.

Bununla birlikte; mülkiyetçi, popülist, otoriter zihniyetlerin hakim olduğu toplumlarda hem doğanın hem de kadının üzerinde baskı, sömürü, egemenlik kurulduğunu görüyoruz. Otoriter sistemlerin düşünce yapısında toprağın verimini, kadının bedenini kendi egemenliğini sürdürmek için birer araç olarak kullanmak mubahtır. Bu nedenle dünyadaki iklim sorunu, çevresel sorun, en çok kadını etkilemektedir.

İngiliz feminist çevre örgütü Women’s Environmental Network’ün (Kadınların Çevre Ağı) hazırladığı rapora göre, iklim değişikliğine bağlı sebeplerle her yıl 10 binden fazla kadın yaşamını yitirirken erkeklerde bu sayı 4500 dür. Yine iklim değişikliği sebebiyle meydana gelen afetlerden dolayı göç eden 28 milyon insanın 20 milyonu kadındır. Kadınların iklim krizi ve çevre mücadelesinde öne çıkması boşuna değildir.

Ülkemizde Karadeniz Bölgesi’nde 8 ilin yaylalarını birbirine bağlayan ‘Yeşil Yol Projesine’ karşı çıkan köylülerin en önünde ‘Havva Ana’ (Rabia Özcan) vardı. Bergama’da, İkizdere ‘de, Van Gürpınar’da doğal yaşam alanlarının, köylerinin tahrip edildiğini söyleyen, maden ocaklarına karşı çıkan köylülerin en önünde kadınlar vardı. Dersim’de Munzur gözelerinin, ziyaretlerinin tahrip edilmesine ağıt yakan karşı çıkan kadınlardı. Yaşadığımız toplumsal deneyimler gösteriyor ki kadının doğal yaşamla, doğa ile olan bağları çok güçlü çok sağlam çok özel…

Çevre mücadelesinde kadınların öne çıkmasını değerlendirirken, kimi zaman eleştirilerle de karşı karşıya kalıyoruz.

‘Çevre mücadelesi cinsiyete indirgenemez. Çevre mücadelesi kadınlara özgü değildir. Çevreyi yalnızca erkekler kirletmez. Çevre tahribatına yol açan karar mekanizmalarında yer alan kadınlar da vardır…’

Bu eleştirileri göz önünde tutarak şunu söyleyebiliriz; popülist otoriter, eril, mülkiyetçi zihniyet, kadının ve erkeğin ortak doğasına büyük müdahalede bulunmaktadır. Baskı ve egemenlik altında tutarak sömürmektedir. Bununla birlikte ataerkil, otoriter yönetimler, gücünü kadının üremesinden, toprağın altındaki, üstündeki her şeyi mülke, paraya dönüştürmesinden sağlıyor.

Artan nüfus, azalan kaynaklar, tüm halkları bir çıkmaza doğru sürüklüyor. Tükenen kaynaklar, tahrip edilen doğa, gezegenimizde iklim krizine sebep olmaktadır. Dünyaya hakim olan anlatı; kalkınmayı belirleyen şeyin küresel piyasa ekonomisi olduğu söylemidir. Kapitalist modernist sistem küçük bir grup insanın mutluluğu ve refahını düşünerek sömürüyü derinleştirmektedir.

Kadına ve doğaya karşı işlenen suçların temsilcisi olan ideolojiler mülkiyetçi, dengeyi bozan, çözüm üretmeyen yönetimlerdir. Kendi yaşam deneyimlerime baktığımda ülkemizde ve dünyada çocuklarımız için yaratıcı, neşeli, üretken yaşamın örgütleyicisi kadınlar olacaktır.

Nasıl ki dereleri ve nehirleri özgür bıraktığımızda geçtiği her yerde bir çiçek bir ot bir ağacı yeşertiyorsa, bütün doğayı besliyorsa, tıpkı nehirler gibi kadınlar da yaşamın özünü ve enerjisini taşıyorlar. Bu özün tüm dünyaya yayılacağını düşünüyorum. Kadınların yazacağı hikâyenin daha gerçekçi ve herkes için bir yaşam olduğuna inanıyorum. Yaşasın kadının yaşam mücadelesi. Jiyan Jin azadi!”

Cebrail ARSLAN/ANKARA

Bunları da beğenebilirsin

Yoruma kapalı.

Web sitemiz, deneyiminizi daha iyi hale getirmek amacıyla çerezler kullanmaktadır. Bu durumda herhangi bir sıkıntı yaşamayacağınızı düşünüyoruz, ancak isterseniz çerezleri devre dışı bırakma seçeneğiniz her zaman mevcuttur. Kabul ediyorum devre dışı bırak